Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2016/11022 E. | 2018/6687 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/11022 E. 2018/6687 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/11022
Karar No 2018/6687
Karar Tarihi 07.11.2018
Dava Türü Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kaba ve incitici sözler tazminat gerektirmez.
  • Değer yargısı niteliğindeki ifadeler hakaret sayılamaz.
  • Kişilik haklarına doğrudan ve ağır saldırı aranır.
  • Mobbing iddiası somut ve inandırıcı kanıt gerektirir.

Bu karar, iş yerinde amir ile çalışanlar arasında geçen tartışmalar sırasında sarf edilen her kaba veya incitici sözün hukuken kişilik haklarına saldırı ve haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay, taraflar arasındaki gerginlik anında söylenen sözleri salt lafzi olarak değil, söylendiği bağlam ve mahiyeti itibarıyla bir değer yargısı olarak ele almıştır. Hukuken bir ifadenin manevi tazminat gerektirebilmesi için kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta, açık ve ağır bir saldırı teşkil etmesi zorunludur.

İş hayatının olağan akışı içinde yöneticilerin çalışanlara yönelik fevri tepkileri veya tartışma anındaki eleştirileri, her ne kadar nezaket kurallarına aykırı ve üzücü olsa da doğrudan hukuki bir tazminat sorumluluğu doğurmamaktadır. İlgili karar, kaba hitaplar ile kişilik haklarına saldırı arasındaki ince hukuki çizgiyi net bir biçimde çizerek, tazminat hukukunun temel sınırlarını belirlemektedir.

Benzer davalarda bu içtihat, işçi ve işveren veya amir ile ast arasındaki iletişim çatışmalarından doğan manevi tazminat talepleri için çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle çalışma ortamında sıklıkla ileri sürülen hakaret iddialarına dayanılarak açılan davalarda, mahkemelerin kullanılan ifadeleri objektif bir süzgeçten geçirmesi ve sarf edilen ifadelerin ifade özgürlüğü ile değer yargısı sınırlarında kalıp kalmadığını titizlikle incelemesi gerektiğini göstermektedir.

Uygulamadaki önemi açısından bu karar, her incitici beyanın maddi bir karşılık bulamayacağını vurgulayarak yargının gereksiz ve ölçüsüz tazminat talepleriyle meşgul edilmesinin önüne geçmektedir. İş davalarında ve manevi tazminat iddialarında, davacıların yalnızca duygusal kırgınlık veya kişisel alınganlık üzerinden değil, nesnel olarak kanıtlanabilir ve yasanın aradığı düzeyde ihlal oluşturan durumlar üzerinden hak aramaları gerektiği bu kararla bir kez daha pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, bir şirkette reklam ve halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışırken, kendisiyle aynı birimde müdür pozisyonunda görev yapan davalı amirinin haksız tutumları nedeniyle yargı yoluna başvurmuştur. Uyuşmazlığın temelini, yöneticinin çalışma arkadaşlarının gözü önünde davacının üzerine yürüyerek "Ben senin o kuş beyninin içinden neler geçtiğini bilmiyor muyum sanıyorsun!" şeklinde bağırması oluşturmaktadır. Davacı, bu olayla birlikte kendisine davalı tarafından sürekli olarak psikolojik baskı uygulandığını, söz konusu eylemlerin kişilik haklarını zedelediğini ve bu baskılar neticesinde işini bırakmak zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Yaşadığı duygusal ve ruhsal tahribatın giderilmesi amacıyla manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davanın ana konusu, bir amirin astına yönelik kullandığı sert ve kırıcı ifadelerin hukuken hakaret boyutuna ulaşıp ulaşmadığı sorunu etrafında şekillenmektedir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, haksız fiil sorumluluğu ve kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel hukuk kurallarına ve tazminat hukukunun yerleşik prensiplerine dayanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 uyarınca, kişilik hakkı hukuka aykırı olarak zedelenen kimse, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Ancak haksız fiil nedeniyle manevi tazminat yükümlülüğünün doğabilmesi için eylemin mutlak surette hukuka aykırı olması, davacının kişilik haklarına doğrudan ve ağır bir saldırı niteliği taşıması gerekmektedir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre, her türlü ağır eleştiri, kaba, hırçın ve nezaketsiz davranış doğrudan kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmemektedir. İletişimin doğal sınırları içerisinde, kişilerin algılarına, yeteneklerine veya davranışlarına yönelik yapılan abartılı, incitici veya kırıcı değerlendirmeler, şayet bir durum tespiti veya "değer yargısı" niteliğindeyse tazminat hukuku anlamında haksız fiil sayılmamaktadır.

Doktrinde manevi tazminat, zarar görenin yaşadığı elem, keder ve manevi yıpranmanın bir nebze olsun hafifletilmesi amacını taşıyan özgün bir telafi aracı olarak tanımlanır. Bu kurum, bir zenginleşme ya da cezalandırma aracı olmadığı gibi kişilerin her türlü duygusal alınganlıklarını giderme vasıtası da değildir. Kullanılan sözlerin objektif kriterlere göre kişinin toplum içindeki itibarını düşürücü, onur ve haysiyetini zedeleyici boyutta olması şarttır. Amir pozisyonundaki kişilerin iş yerindeki tartışmalar sırasında sarf ettiği sert ifadelerin, salt nezaket sınırlarını aşması manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli görülmemektedir. Hukuk kuralları, sarf edilen sözün ağırlığı ile talep edilen tazminat arasında adil ve objektif bir nedensellik bağı kurulmasını emretmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme aşamasında yapılan yargılama sonucunda, davalı müdürün davacı çalışana yönelik sistematik bir psikolojik şiddet uyguladığına dair yeterli, inandırıcı ve somut kanıt bulunmadığı tespit edilerek bu yöndeki iddialar yerinde görülmemiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, amir pozisyonundaki davalının tartışma sırasında kullandığı "Ben senin o kuş beyninin içinden neler geçtiğini bilmiyor muyum sanıyorsun!" şeklindeki ifadeyi doğrudan hakaret olarak kabul etmiş ve manevi tazminat davasını kısmen kabul yönünde hüküm kurmuştur. Yargıtay incelemesinde ise yerel mahkemenin bu yaklaşımı somut olayın özelliklerine ve hukuka aykırı bulunmuştur.

Yüksek Mahkeme, dosya kapsamındaki delilleri ve olayın meydana geliş şeklini değerlendirdiğinde, davalının amir konumunda olduğuna ve olayın spesifik bir tartışma esnasında gerçekleştiğine dikkat çekmiştir. Yargıtay Dairesinin değerlendirmesine göre, tartışmanın getirdiği olağan gerginlik ortamında söylenen söz konusu ifade; kaba, nezaketsiz ve şüphesiz davacıyı incitici boyutta olsa da, niteliği itibarıyla bir değer yargısı taşımaktadır. Bir kişinin düşünce yapısına veya zihinsel algı kapasitesine yönelik teşbih ve mübalağa içeren bu tür fevri eleştiriler, muhatabı açısından son derece rencide edici bulunsa da, yasanın aradığı anlamda kişilik haklarına doğrudan, ağır ve haksız bir saldırı olarak vasıflandırılamaz.

Dolayısıyla Yargıtay incelemesinde, hukuken manevi tazminatın en temel şartı olan "kişilik haklarının ağır ihlali" unsurunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. Çalışma ortamında karşılaşılan her türlü kaba söz veya nezaketsiz hitabın tazminat yükümlülüğü doğurduğu yönündeki bir kabulün, tazminat hukukunun genel prensipleriyle bağdaşmayacağı benimsenmiştir. Bu bağlamda, haksız fiile dayalı manevi tazminat isteminin tümden reddedilmesi gerektiği, kısmen kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, tartışma anında kullanılan ifadelerin değer yargısı mahiyetinde olduğu ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın tümden reddedilmesi gerektiği yönünde karar vererek yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: