Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/11254 E. 2019/22440 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/11254 |
| Karar No | 2019/22440 |
| Karar Tarihi | 16.12.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Tanıkların dinlenmemesi hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder.
- Mahkeme dinlemediği tanıklar için haklı gerekçe göstermelidir.
- İspat hakkının kısıtlanması kesin bir bozma nedenidir.
Bu karar, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkının iş davalarındaki somut yansımasını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bir tarafın mahkemeye sunduğu delillerin, özellikle de tanıkların eksiksiz olarak toplanması ve değerlendirilmesi, yargılamanın sıhhati açısından vazgeçilmez bir kuraldır. Mahkemenin, tarafın gösterdiği tanıkların bir kısmını dinleyip diğer kısmını herhangi bir haklı gerekçe göstermeksizin dinlemekten vazgeçmesi, Anayasa ve usul hukukumuz ile güvence altına alınan ispat hakkının açık bir ihlali anlamına gelmektedir.
Hukuken bu durum, adil bir yargılamanın yapılamadığına ve silahların eşitliği ilkesinin zedelendiğine işaret eder. Tarafların iddia ve savunmalarını ispat edebilmeleri için sundukları tanıkların mahkemece keyfi olarak kısıtlanması, usul kurallarının emredici doğasına aykırıdır. İşçi ve işveren uyuşmazlıklarında ispat araçlarının büyük ölçüde tanık beyanlarına dayandığı düşünüldüğünde, bu kuralın ihlali esasa doğrudan etki edecek niteliktedir.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar alt derece mahkemelerine usuli hakların kullanımı konusunda kesin bir sınır çizmektedir. Hakim, yargılamayı uzatmamak veya usul ekonomisini sağlamak gerekçesiyle delil sınırlandırmasına gidecekse bile, bunu mutlaka objektif, denetlenebilir ve hukuka uygun bir gerekçe ile kararına yansıtmak zorundadır. Aksi takdirde, kararın sırf bu usul hatası sebebiyle esasa girilmeden dahi bozulabileceği bu Yargıtay içtihadı ile sabit hale gelmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı dönemde kendisine mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını, ödenmeyen çeşitli işçilik alacaklarının bulunduğunu ileri sürerek işverene karşı dava açmıştır. İşçi; fark ücret, fazla mesai, genel tatil, prim ve vize bedeli gibi alacakların tahsilini istemiş, ayrıca mobbing ve hakaret eylemleri nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Davalı işveren ise işçinin iddialarının gerçeği yansıtmadığını, ödenmemiş herhangi bir işçilik alacağının bulunmadığını ve işyerinde iddia edildiği gibi bir mobbing ortamı olmadığını savunarak davanın reddedilmesini talep etmiştir.
Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sırasında davacı işçi, iddialarını ispatlayabilmek amacıyla yedi kişilik bir tanık listesi sunmuştur. Mahkeme, bu tanıklardan sadece ikisini dinleyerek diğer beş tanığı dinlememiş ve davacının bazı taleplerini reddederken bazılarını kısmen kabul etmiştir. Uyuşmazlık, tarafların kararı temyiz etmesi üzerine delillerin toplanmasındaki eksiklik ve adil yargılanma hakkının sınırları çerçevesinde Yargıtay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay incelemesinde temel alınan en önemli hukuki düzenleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 hükmünde güvence altına alınan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"dır. Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının medeni usul hukukundaki somut karşılığı olan bu ilke, davanın taraflarına kendi hakları ile bağlantılı olarak yargılama sürecinde aktif şekilde rol alma ve davanın gidişatını etkileme imkânı sunar.
Hukuki dinlenilme hakkı genel olarak üç temel unsuru barındırır: Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunması, iddia ve savunmalara ilişkin açıklama ve ispat hakkının kullandırılması ve mahkemenin tarafların açıklamalarını dikkate alarak kararlarını somut ve açık olarak gerekçelendirmesidir. İspat hakkı, tarafın uyuşmazlık konusu vakıaları kanıtlayabilmek için kanunda öngörülen delilleri mahkemeye sunmasını, bu delillerin usulüne uygun şekilde toplanarak incelenmesini ve iddiaların maddi gerçekliğe kavuşmasını temin eder.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, usul hukuku hükümlerine aykırı olarak bir tarafın ispat hakkının kısıtlanması, doğrudan doğruya iddia ve savunma hakkının sınırlandırılması sonucunu doğurur. Mahkeme, tarafların bildirdiği tanık, belge, bilirkişi gibi tüm delilleri toplamakla yükümlüdür. Şayet mahkeme bir delili, örneğin bildirilmiş bir tanığı dinlemekten vazgeçecekse, bunun hukuki, mantıki ve Yargıtay denetimine elverişli gerekçesini mutlaka ara kararında açıkça belirtmek zorundadır. Yeterli ve tatmin edici bir gerekçe gösterilmeden delillerin eksik toplanması veya bildirilmiş tanıkların tümünün dinlenmemesi, savunma hakkının özüne müdahale eden ağır bir usul hatası olarak kabul edilmektedir. İş hukukunda özellikle ispatın tanıkla sağlandığı alacak ve tazminat davalarında bu ilkenin ihlali, esasa girilmeksizin mutlak bir bozma sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosya kapsamı incelendiğinde, davacı işçinin dava dilekçesinde iddialarını ispatlayabilmek amacıyla toplam yedi adet tanığın isim ve adreslerini usulüne uygun olarak mahkemeye bildirdiği tespit edilmiştir. Ancak yerel mahkeme, yargılama sürecinde 06.11.2013 tarihli ara kararı ile bildirilen bu tanıklardan sadece ikisinin dinlenmesine karar vermiş, davacının geri kalan beş tanığını duruşmalarda dinlememiştir.
Mahkemenin yargılama sürecine yönelik işlemleri Yargıtay tarafından detaylıca incelendiğinde, dinlenilmeyen diğer tanıkların neden dinlenmediğine dair dosyada hiçbir denetime elverişli, somut ve haklı gerekçenin ortaya konulmadığı saptanmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının en temel unsurlarından olan delil bildirme ve bildirilen delillerin eksiksiz olarak toplanması zorunluluğunun ilk derece mahkemesince yerine getirilmediğini açıkça vurgulamıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi mobbing, fazla mesai, genel tatil ve çeşitli işçilik alacakları gibi genellikle yazılı belgeden ziyade şahit beyanlarıyla ispat edilebilen vakıalara dayanmaktadır. Mahkemenin, işçinin gösterdiği tanıkların tamamını dinlemeden ve geri kalanları hangi maddi veya usuli sebeple elediğini kararına yansıtmadan eksik inceleme ile hüküm kurması, işçinin ispat hakkını ciddi şekilde kısıtlamıştır. İddia ve savunma hakkının usul hukukuna aykırı olarak bu denli daraltılması, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme prensipleriyle açıkça çelişmektedir.
Eksik tanık beyanı ve yetersiz delil değerlendirmesi sonucunda yerel mahkemece ulaşılan kanaatin hukuken denetlenebilir bir yapısı bulunmamaktadır. Dolayısıyla mahkemenin bu aşamadan sonra yapması gereken iş, davacının zamanında bildirdiği diğer tanıkları da usulüne uygun şekilde davet edip dinlemek ve hasıl olacak yeni sonuca göre tüm iddia ve delilleri bir bütün olarak değerlendirerek nihai bir karar vermekten ibarettir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, mahkemenin davacının ispat hakkını kısıtlayarak eksik inceleme ile verdiği kararı usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur.