Karar Bülteni
AYM Mustafa Demir BN. 2022/68229
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/68229 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahsup hakkı kişi hürriyeti kapsamında korunur.
- Mahsup talebinde katı şekilci yorum yapılamaz.
- Kesintisiz suçlarda fiili eylem tarihleri gözetilmelidir.
- Haksız tutukluluk süresi infaz edilecek cezadan düşülmelidir.
Bu karar, ceza infaz hukukunda mahsup kurumunun uygulanmasına yönelik yerel mahkemelerin benimsediği katı ve şekilci yaklaşımın, temel bir anayasal hak olan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ne derece zedeleyebileceğini ortaya koyan son derece önemli bir anayasa yargısı içtihadıdır. Mahsup, kişinin daha önce haksız yere özgürlüğünden yoksun bırakıldığı sürelerin, sonradan aldığı bir mahkûmiyet cezasından indirilmesini sağlayan temel bir telafi mekanizmasıdır. Anayasa Mahkemesi bu kararında, mahsup taleplerinin değerlendirilmesinde salt mahkûmiyet hükmünde kâğıt üzerinde yazılı olan suç veya kesinti tarihine odaklanılmasının, mahsup kurumunun özüyle ve varlık amacıyla örtüşmeyeceğini açıkça vurgulamıştır.
Uygulamada infaz hâkimlikleri, Yargıtay içtihadı birleştirme kararlarına dayanarak, mahsuba konu edilen eski tutukluluğa ilişkin kararın kesinleşme tarihi ile yeni suçun işlenme tarihini salt kronolojik olarak kıyaslamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi, özellikle silahlı terör örgütü üyeliği gibi kesintisiz (mütemadi) suçlarda, fiili eylem tarihlerinin ve yargılama safahatının bir bütün olarak ele alınması gerektiğine işaret etmiştir. Bu emsal niteliğindeki karar, infaz hâkimliklerinin mahsup incelemelerinde sadece şeklî tarihlere bakmakla yetinemeyeceğini, olayın maddi gerçekliğini ve özgürlükten yoksun bırakılma olgusunu hak eksenli bir bakış açısıyla değerlendirmeleri gerektiğini net bir biçimde göstermektedir. Karar, yargısal hatalar veya şekilci yorumlar nedeniyle hükümlülerin ceza infaz kurumlarında yasanın öngördüğünden daha fazla tutulmalarının önüne geçilmesi açısından büyük bir uygulama değerine sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Mustafa Demir, silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla 2016 yılında başlatılan bir soruşturma kapsamında yaklaşık kırk gün gözaltında ve tutuklu kalmış, sonrasında bu dosya takipsizlikle sonuçlanmıştır. Daha sonra 2018 yılında aynı suçlamayla ikinci bir soruşturma açılmış ve bu kez yapılan yargılama sonucunda hapis cezasına çarptırılmıştır. Demir, 2016 yılındaki ilk soruşturmada haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakıldığı kırk günlük sürenin, 2018 yılındaki davadan aldığı hapis cezasından düşülmesini (mahsup edilmesini) talep etmiştir. Ancak infaz hâkimliği, ikinci davanın suç tarihinin ilk kararın kesinleşmesinden sonra olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, mahsup talebinin reddedilerek haksız yere fazladan hapis yatmasına neden olan bu durumun, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahsup kurumu, özgürlüğü bağlayıcı geçici tedbirler nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin, kesinleşmiş hapis cezalarından indirilmesi suretiyle telafi edilmesini sağlayan temel bir ceza hukuku müessesesidir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen her türlü durum, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.19 kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile yakından ilişkilidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.63 uyarınca, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilmelidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 6/3/1940 tarihli yerleşik kararına göre, mahsup kurumunun uygulanabilmesi için, mahsuba konu edilecek önceki tutukluluğa ait kararın kesinleşmesinden önce yeni suçun işlenmiş olması gerekmektedir. Bu kuralın temel amacı, kişinin daha önce haksız yere tutuklu kaldığı süreye güvenerek yeniden suç işlemesinin önüne geçmektir.
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu, niteliği gereği "kesintisiz (mütemadi) suç" tipindedir. Bu tür suçlarda suç tarihi, kural olarak hukuki veya fiilî kesintinin gerçekleştiği tarihtir. Ancak mahkemelerin mahsup taleplerini incelerken sadece gerekçeli kararda yazan suç tarihini veya kesinti tarihini esas alarak şekilci bir inceleme yapması, mahsup kurumunun temel felsefesine ve kişinin özgürlük hakkına zarar verebilir. Mahkemeler, suça ilişkin eylemlerin gerçekte hangi tarihlerde yaşandığını ve mahsubun amacını da gözeterek özgürlük lehine bir değerlendirme yapmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla iki farklı soruşturma geçirdiğini tespit etmiştir. İlk soruşturma kapsamında 2016 yılında bir süre tutuklu kalan başvurucu hakkında daha sonra takipsizlik kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. 2018 yılında başlatılan ikinci soruşturmada ise başvurucu aynı suç türünden mahkûm edilmiştir. Başvurucunun, 2016 yılındaki haksız tutukluluk süresinin 2018'deki cezasından indirilmesi yönündeki talebi infaz hâkimliği tarafından reddedilmiştir.
İnfaz hâkimliği ret gerekçesinde; mahkûmiyet kararında yazılı olan suç tarihinin 26/4/2018 olduğunu, ilk tutukluluğa dair takipsizlik kararının ise 13/11/2017 tarihinde kesinleştiğini belirtmiştir. Hâkimlik, yeni suçun önceki kararın kesinleşmesinden sonra işlendiği şeklindeki varsayımla, yerleşik Yargıtay içtihadındaki şartların oluşmadığını ileri sürmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, mahkemenin bu yaklaşımının aşırı şekilci olduğuna dikkat çekmiştir. Zira mahkûmiyete konu edilen iletişim programı kullanımı, finansal destek sağlama ve gaybubet evinde kalma gibi eylemlerin esasen 2014-2016 yılları arasında, yani ilk soruşturmanın kesinleşmesinden çok önceki bir zaman diliminde gerçekleştiği dosya kapsamındaki delillerden açıkça anlaşılmaktadır.
İnfaz hâkimliğinin, mahsup kurumunun hukuki niteliğini, kesintisiz suçlarda fiili eylem tarihlerini ve Yargıtay içtihadının gerçek varlık nedenini derinlemesine tartışmadan, yalnızca kararda salt usuli bir işlem olarak yazılı olan kesinti tarihini baz alarak talebi reddetmesi kabul edilemez bulunmuştur. Bu katı yaklaşım, başvurucunun kanunen indirilmesi gereken sürelerden faydalanamamasına ve ceza infaz kurumunda haksız yere daha uzun süre hürriyetinden yoksun bırakılmasına yol açmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, infaz hâkimliğinin şekilci yorumu nedeniyle mahsup talebinin reddedilmesinin kişinin cezaevinde tutulduğu süreyi hukuka aykırı olarak uzattığını belirterek, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.