Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ufuk Baştürk | BN. 2021/13315

Karar Bülteni

AYM Ufuk Baştürk BN. 2021/13315

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/13315
Karar Tarihi 24.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • Belirleyici tanığa soru sorma imkanı tanınmalıdır.
  • Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı dengeleyici güvencelerle desteklenmelidir.

Bu karar hukuken, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en önemli teminatlarından biri olan tanık sorgulama hakkının vazgeçilmezliğini bir kez daha vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren tanıklarla duruşma salonunda veya teknik vasıtalarla yüzleşme imkanından mahrum bırakılmasının, yargılamanın bütünlüğünü ve hakkaniyetini temelden sarsacağını açıkça ortaya koymuştur. Mahkûmiyet kararının tek veya belirleyici ölçüde, sanığın sorgulama imkanı bulamadığı tanıkların ifadelerine dayandırılması, savunma hakkının ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Özellikle silahlı terör örgütü üyeliği yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan istinabe yoluyla tanık dinleme usulünün, sanığın adil yargılanma hakkını zedeleyecek şekilde rutin bir uygulamaya dönüşmemesi gerektiği altı çizilerek belirtilmiştir. Yargı mercilerinin, tanıkları bizzat dinlemek veya teknolojik yöntemlerle sanığın doğrudan soru sormasını sağlamakla yükümlü olduğu, bu yapılmadığı takdirde savunma tarafına güçlü dengeleyici güvencelerin sunulması gerektiği emredici bir şekilde ortaya konmuştur. Ayrıca, ankesörlü hat aramaları gibi teknik delillerin değerlendirilmesinde içtihatlarla belirlenen kriterlere sıkı sıkıya uyulması gerektiği, eksik araştırmaya dayalı hükümlerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceği uygulamacılara net bir mesaj olarak verilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Ufuk Baştürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde astsubay olarak görev yapmaktayken olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararname ile kamu görevinden ihraç edilmiş ve akabinde silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklanmıştır. Savcılık makamı, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan iki farklı tanığın beyanlarına ve başvurucunun sabit/ankesörlü hatlar üzerinden ardışık arandığı iddialarına dayanarak başvurucu hakkında kamu davası açmıştır. Yargılama sürecinde ilk derece mahkemesi, aleyhte beyanda bulunan söz konusu tanıkları istinabe yoluyla başka şehirlerdeki mahkemeler aracılığıyla dinlemiş, başvurucuya tanıkları bizzat sorgulama veya onlarla yüzleşme imkanı tanımamıştır. Başvurucu, aleyhindeki tanık beyanlarını ve ankesörlü hat iddialarını kesin bir dille reddederek, tanıkları duruşmada sorgulayamaması ve itiraz ettiği teknik delillerin yeterince incelenmemesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını iddia etmiştir. Mahkemenin hapis cezası vermesi ve bu kararın kanun yollarından geçerek kesinleşmesi üzerine başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut bir görünümü olan tanık sorgulama hakkı çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. Ceza yargılamasında doğrudan doğruyalık ilkesi gereğince, sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı temel bir anayasal güvencedir.

Bu kapsamda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 açık bir şekilde, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın okunmasının dinleme yerine geçemeyeceğini emretmektedir. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında, duruşma haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini belirlemek için üç aşamalı bir test uygulamaktadır. İlk olarak, tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedene dayanmalıdır. İkinci olarak, sanığın sorgulama imkanı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı saptanmalıdır. Üçüncü olarak ise, şayet belirleyici bir delil söz konusuysa, savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajı telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenmelidir.

Bunun yanı sıra, ankesörlü/sabit hatlarla örgütsel iletişim kurma iddialarının hukuki bir kesinlikle ispat edilebilmesi için yerleşik yargı içtihatlarında belirlenen katı kurallara uyulması zorunludur. HTS kayıtlarının bütünüyle getirtilerek uzman bilirkişilerce incelenmesi, aramaların ardışık veya periyodik olup olmadığının, arama saatlerinin ve sürelerinin detaylı bir analiz raporuyla ortaya konulması gerekmektedir. Eksik araştırmaya dayalı mahkûmiyet hükümleri, adil yargılanma hakkının güvenceleriyle bağdaşmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünü kurarken büyük ölçüde istinabe yoluyla dinlenen iki tanığın beyanlarına ve başvurucunun ankesörlü sabit hatlardan ardışık arandığı iddialarına dayandığını tespit etmiştir. Mahkeme, aleyhe ifade veren tanıkların duruşmada bizzat veya teknolojik vasıtalar aracılığıyla dinlenmemesi için herhangi bir geçerli neden veya fiili imkansızlık ortaya koymamıştır. Sadece yazılı tutanakların duruşmada okunmasıyla yetinilmiştir.

Başvurucu, aleyhindeki tanık beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığı için tanıklara doğrudan soru yöneltme, beyanlarındaki muhtemel çelişkileri ortaya çıkarma ve tanıkların güvenilirliğini mahkeme heyeti önünde test etme imkanından tamamen mahrum bırakılmıştır. Esas hakkında karar verecek olan mahkeme heyeti de tanıkların reaksiyonlarını bizzat gözlemleyememiş, vicdani kanaatini oluştururken doğrudan doğruyalık ilkesinden sapmıştır.

Öte yandan, tanık beyanlarını desteklediği iddia edilen ankesörlü hat aramalarına ilişkin olarak, yargı içtihatlarında açıkça zorunlu tutulan kapsamlı ve kişiselleştirilmiş HTS analiz raporlarının mahkemece alınmadığı görülmüştür. Başvurucunun bu yöndeki teknik itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki talepleri de karşılıksız bırakılmıştır. Bu eksiklikler, sorgulanma imkanı tanınmayan tanık beyanlarının mahkûmiyet kararında belirleyici delil niteliği kazanmasına yol açmıştır.

Güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanlarının hükme esas alınması ve savunma tarafının karşılaştığı bu ağır dezavantajı telafi edecek hiçbir karşı dengeleyici güvencenin yargılama sürecinde sağlanmamış olması, yargılamanın hakkaniyetini bir bütün olarak zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: