Karar Bülteni
AYM Hıdır Aydin ve Diğerleri BN. 2022/59921
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/59921 |
| Karar Tarihi | 05.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusun cenazeye katılım hakkı özenle değerlendirilmelidir.
- Güvenlik riski iddiaları somut olgularla temellendirilmelidir.
- Mahpusların taziye ziyareti talebi makul sürede incelenmelidir.
- Özel hayata müdahalede adil denge gözetilmelidir.
Bu karar hukuken, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların birinci derece yakınlarının vefatı hâlinde cenaze ve taziye törenlerine katılma taleplerinin kamu makamları tarafından nasıl ele alınması gerektiğine dair çok önemli ve bağlayıcı sınırlar getirmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin mahpusların mazeret izni taleplerini reddederken yalnızca soyut güvenlik gerekçelerine dayanmasını yeterli bulmamış, alternatif güvenlik tedbirlerinin neden uygulanamadığının somut ve ikna edici bir biçimde ortaya konmasını anayasal bir zorunluluk olarak belirlemiştir. Kişilerin cezaevinde bulunması, aile hayatına saygı hakkının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, Cumhuriyet başsavcılıkları ve ceza infaz kurumu idareleri için yön gösterici bir nitelik taşımaktadır. İdare, güvenlik gerekçesiyle bir mahpusun cenazeye katılım talebini reddederken, tehlikenin tam olarak ne olduğunu, bu tehlikenin kolluk kuvvetlerince neden bertaraf edilemeyeceğini açıkça gerekçelendirmek zorundadır. Ayrıca, ölüm gibi telafisi imkânsız ve acil bir durumda, izne ilişkin talebin gecikmeksizin karara bağlanması yükümlülüğü de bu kararla kesin bir dille teyit edilmiştir. Karar, kamu gücünün takdir yetkisinin keyfîlik boyutuna ulaşmasını engellemesi açısından kritik bir değere sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Diyarbakır 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvurucular, babaları ve dedeleri olan M.A.nın 25 Mart 2022 tarihinde vefat etmesi üzerine cenaze törenine katılmak ve taziyeleri kabul etmek için mazeret izni talep etmiştir.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların ailesi ile cenazenin defnedileceği bölgede yaşayan başka bir aile arasında kan davası bulunduğunu, bu husumetten dolayı daha önce kasten öldürme olaylarının yaşandığını ve cenazeye katılımın yeni olaylara sebebiyet verebilecek düzeyde güvenlik riski oluşturacağını belirterek bu talebi reddetmiştir.
Başvurucular ise iki aile arasındaki husumetin bulunduğu yer ile cenaze alanının birbirinden uzak olduğunu, idarenin ret gerekçelerinin gerçeği yansıtmadığını ve yeterli güvenlik önlemlerinin alınabileceğini iddia etmiştir. Başvurucular, en yakınlarının cenazesine katılamamaları nedeniyle idarenin kararının özel hayata ve aile hayatına saygı haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.94 hükümlerini temel almıştır.
5275 sayılı Kanun m.94 uyarınca, hükümlü ve tutuklulara, ikinci derece dâhil kan veya kayın hısımlarından birinin ya da eşinin ölümü hâlinde, yol süresi dışında iki güne kadar mazeret izni verilebileceği düzenlenmiştir. Bu yasal düzenleme, mahpusların aile bağlarını sürdürebilmeleri ve kültürel, insani görevlerini yerine getirebilmeleri açısından kilit bir dayanak oluşturmaktadır.
Mahkeme, yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ceza infaz kurumunda tutulmanın doğası gereği özel hayata ve aile hayatına birtakım sınırlamalar getirilmesinin olağan olduğunu kabul etmektedir. İdarenin, kurum güvenliğini sağlamak ve kamu düzenini korumak amacıyla mahpusların haklarına müdahale etme konusunda geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir yetkisi sınırlandırılamaz nitelikte değildir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri uyarınca, yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması şarttır.
Taziye ziyaretleri ve cenaze törenleri, aile ilişkileri ile toplumsal kültür açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu sebeple kanun koyucu, mazeret iznini dar yorumlamamış ve yalnızca defin işlemiyle sınırlı tutmamıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre kamu makamlarının, mahpusların mazeret izni taleplerini en kısa sürede ve özenli bir şekilde değerlendirmesi, talebin karşılanması imkân dâhilinde değilse de mevcut güvenlik risklerini somut olgulara dayandırarak, ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklaması anayasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların vefat eden yakınlarının cenazesine katılma talebinin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kan davası ve buna bağlı güvenlik riskleri gerekçe gösterilerek reddedildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, savcılığın kararında başvurucuların ailesi ile başka bir aile arasında husumet bulunduğuna değinildiğini, ancak bu soyut durumun talebin reddi için tek başına yeterli bir gerekçe oluşturmadığını vurgulamıştır.
Başsavcılığın kararında, iddia edilen güvenlik riskinin ne şekilde ortadan kaldırılamayacağına veya kolluk kuvvetlerinin gerekli emniyet tedbirlerini sağlayarak bu riski neden bertaraf edemeyeceğine dair herhangi bir somut değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Ayrıca, başvurucuların yalnızca cenazeye değil, taziyeye katılımlarının sağlanıp sağlanmayacağına ilişkin de idare tarafından ayrıca bir inceleme yapılmamıştır. Mahkeme, ilgili makamların talebin karşılanması için durumun gerektirdiği özeni göstermediğini ve alternatif çözümleri aramadığını belirlemiştir.
Bununla birlikte, ölüm olayı gibi son derece aciliyet gerektiren bir durumda, başvurucuların mazeret izni talebine ilişkin ret kararının ancak altı gün geçtikten sonra kendilerine tebliğ edildiği de tespit edilmiştir. Mahpusların, yakınlarının vefatı nedeniyle yaşadıkları derin acı ve son görevlerini yerine getirememenin manevi yükü dikkate alındığında, idarenin ret kararında yer alan gerekçelerin başvurucuların bireysel çıkarları ile toplumun güvenlik çıkarları arasında adil bir denge kurmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. İdare, güvenlik gerekçesini soyut bir biçimde ileri sürmüş ve bu riski somut vakalarla yeterince temellendirememiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idarenin müdahalesinin demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü olmadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvurucuların manevi tazminat talebini kabul etmiştir.