Karar Bülteni
AYM Cafer Oruç BN. 2021/3130
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü |
| Başvuru No | 2021/3130 |
| Karar Tarihi | 04.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeler iddialara makul gerekçe ile yanıt vermelidir.
- Husumetli tanık beyanı gerekçesiz olarak peşinen reddedilemez.
- Davanın sonucuna etkili iddialar kararda mutlaka karşılanmalıdır.
- Bilirkişi raporundaki teknik tespitler mahkemece irdelenmelidir.
Bu karar, işçi alacaklarına ilişkin davalarda mahkemelerin taraflarca sunulan delilleri ve iddiaları değerlendirirken ne ölçüde tatmin edici bir gerekçe sunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, işverene karşı kendi yasal davası bulunan bir tanığın (husumetli tanık) beyanlarının peşinen ve hiçbir irdeleme yapılmaksızın reddedilemeyeceğini, ayrıca davacının ispat aracı olarak sunduğu elektronik posta gibi delillerin doğruluğunun araştırılması yönündeki bilirkişi tespitlerinin yargı mercilerince görmezden gelinemeyeceğini vurgulamıştır. Derece mahkemelerinin, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki somut iddia ve delilleri kararlarında açıkça tartışması gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.
İş hukuku uygulamasında sıklıkla karşılaşılan "husumetli tanık" meselesine dair bu karar son derece önemli bir emsal teşkil etmektedir. Aynı işverene karşı davası bulunan eski veya mevcut çalışanların tanıklıklarının otomatik olarak geçersiz sayılmasının, işçinin ispat hakkını ciddi şekilde zedeleyebileceği yüksek mahkemece kabul edilmiştir. Zira iş yerindeki çalışma düzenini ve uygulamaları en iyi bilebilecek kişiler, yine o iş yerinde bizzat çalışan veya çalışmış olan kişilerdir. Bu karar ile birlikte, istinaf ve temyiz mercileri dâhil olmak üzere derece mahkemelerinin tanık beyanlarını ve teknik delil araştırma taleplerini reddederken çok daha titiz, nesnel ve tatmin edici gerekçeler oluşturması gerekeceği açıktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ön muhasebe görevlisi olarak çalışan bir işçi, dini bayramların bir kısmı hariç tüm genel tatil günlerinde ve fazla mesai yaparak çalıştığını, ancak bu ücretlerinin kendisine ödenmediğini ileri sürerek eski işvereni olan şirkete karşı alacak davası açmıştır. İşçi, psikolojik baskı gördüğü için istifa dilekçesinde genel ve ucu açık ifadeler kullanmak zorunda kaldığını belirterek kıdem tazminatı, fazla mesai ve genel tatil ücretlerinin ödenmesini talep etmiştir. İş mahkemesi davayı kısmen kabul ederek kıdem tazminatı ve genel tatil ücretine hükmetmiş, fazla mesai talebini ise reddetmiştir. İstinaf aşamasında inceleme yapan Bölge Adliye Mahkemesi ise işçinin dinlettiği tanığın işverenle davalık olması nedeniyle husumetli olduğunu ve işçinin sunduğu e-posta delillerinin bizzat işverence gönderildiğinin kanıtlanamadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını kaldırmış ve davanın tamamen reddine karar vermiştir. Bunun üzerine işçi, davanın sonucuna etki edecek iddia ve delillerinin yeterince incelenmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları incelerken adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı üzerinde sıklıkla durmaktadır. Hukuk sistemimizde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Benzer şekilde, vatandaşların adil yargılanma hakkı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında en üst düzeyde güvence altına alınmıştır.
Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin kendilerine sunulan tüm iddia ve argümanlara satır satır detaylı yanıt vermesini gerektirmese de, davanın sonucunu kökten değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların makul, mantıklı ve tatmin edici bir gerekçe ile karşılanmasını zorunlu kılar. Şayet bir muhakeme süreci sırasında açık, net ve somut bir biçimde öne sürülen ve uyuşmazlığın adil bir biçimde çözümü için hayati önem taşıyan bir iddia mahkemelerce tamamen cevapsız bırakılmışsa, bu durum adil yargılanma hakkının ağır bir ihlali sonucunu doğurabilmektedir.
İş yargılaması pratiğinde ve özellikle delillerin değerlendirilmesi aşamasında "husumetli tanık" kavramı sıklıkla karşımıza çıkan önemli bir meseledir. İşverene karşı kendi hak arama mücadelesi veya davası bulunan bir işçinin tanıklığına kural olarak ihtiyatla yaklaşılması genel bir usul kuralı olmakla birlikte, bu husus söz konusu tanığın beyanlarının bütünüyle, peşinen ve hiçbir hukuki değerlendirme yapılmaksızın dışlanmasını haklı kılmaz. Mahkemelerin, husumetli olduğu iddia edilen tanığın ifadelerini dosyada bulunan diğer delillerle birlikte şeffaf, adil ve objektif bir biçimde irdelemesi ve bu beyanlara neden itibar edilip edilmediğini karar gerekçesinde somut olgularla açıklaması adil bir yargılamanın vazgeçilmez gereğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesinin ulaştığı hukuki sonucu ve bu sonuca ulaşırken kullandığı gerekçeleri titizlikle incelemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun iddialarını ispatlamak amacıyla dinlettiği tanığın işverene karşı daha önceden dava açmış olmasını tek başına yeterli bir ret sebebi olarak görmüş ve bu tanığın beyanlarını husumet bulunduğu gerekçesiyle tamamen dikkate almamıştır.
Ancak Anayasa Mahkemesi, bir çalışanın yasal haklarını aramak için işverene dava açmış olmasının, onun tanıklığının güvenilirliğini tek başına ve otomatik olarak ortadan kaldırmayacağını çok net bir biçimde vurgulamıştır. İş yeri uygulamalarını, çalışma saatlerini ve mesai düzenini o iş yerinde fiilen çalışan kişilerden başkasının bilmesi kural olarak beklenemez. Davalı işveren tarafından dosyaya sunulan veya dinletilen başka bir karşı tanık da bulunmadığına göre, Bölge Adliye Mahkemesinin tanığın anlattığı hususları detaylıca irdelemesi ve bu beyanlara neden itibar etmediğini geçerli hukuki argümanlarla ortaya koyması gerekirdi.
Diğer yandan, Bölge Adliye Mahkemesi dosyaya sunulan elektronik posta delillerinin doğrudan işverence gönderildiğinin kesin olarak kanıtlanamadığına hükmetmişse de, dosyada yer alan ve uzman tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda bu durumun aydınlatılabilmesi için işverenin bilgisayarındaki hard disklerin, kurum içi ağ sisteminin ve mesai başlangıç bitişlerini gösteren log kayıtlarının incelenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise bilirkişinin işaret ettiği bu zorunlu teknik araştırmayı yaptırmadan veya bu araştırmaya neden hiçbir şekilde gerek duymadığını makul bir biçimde açıklamadan doğrudan elektronik postaların aidiyetinin ispatlanamadığı yönünde eksik bir değerlendirme yapmıştır. Bu eksiklikler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yargılama makamlarının başvurucunun davasında sonuca doğrudan etki edebilecek nitelikteki iddia ve delilleri ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılamadığı, bu durumun yargılamanın hakkaniyetini zedelediği görülmüştür.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için kararı bozmuştur.