Anasayfa Karar Bülteni AYM | Birol Ateş | BN. 2020/15945

Karar Bülteni

AYM Birol Ateş BN. 2020/15945

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/15945
Karar Tarihi 04.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
  • Sorgulanmayan beyan tek belirleyici delil olmamalıdır.
  • SEGBİS kullanımı önemli bir telafi edici güvencedir.
  • Yan delillerle desteklenen beyanlar ihlal yaratmaz.

Bu karar, ceza yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan istinabe (talimat) yoluyla tanık dinlenmesi usulünün, sanığın adil yargılanma hakkı ve bilhassa tanık sorgulama hakkı ile olan hassas dengesini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, aleyhe beyanda bulunan tanıkların duruşma salonunda veya eşzamanlı görüntülü aktarım sistemleriyle dinlenmemesinin savunma hakkına yönelik bir sınırlandırma teşkil ettiğini kabul etmektedir. Ancak bu sınırlandırmanın doğrudan bir hak ihlaline yol açıp açmayacağı, yargılamanın bütünselliği ve mahkûmiyetin dayandığı delillerin ağırlığı üzerinden değerlendirilmektedir.

Kararın uygulamadaki en büyük önemi, yerel mahkemelere tanıkların neden doğrudan huzurda veya teknik vasıtalarla dinlenemediğine dair makul ve geçerli gerekçeler sunma yükümlülüğü getirmesidir. Bununla birlikte, mahkemenin usule ilişkin bu gerekçelendirme eksikliğine rağmen, mahkûmiyet kararının ağırlıklı olarak HTS kayıtları ve ardışık arama gibi somut, bağımsız teknik delillere dayanması durumunda yargılamanın bütünüyle adaletsiz hâle gelmeyeceği teyit edilmiştir. Bu yönüyle karar, ceza mahkemelerinin maddi gerçeğe ulaşırken kullandıkları yan delillerin, usuli eksiklikleri telafi edebilme gücüne sahip olduğunu göstermesi açısından güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, subay olarak görev yapmakta iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle hakkında soruşturma başlatılarak tutuklanan ve akabinde mahkûm edilen Birol Ateş isimli başvurucunun ceza davasındaki yargılama usullerine ilişkindir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında, başvurucunun örgüt evlerine gittiği ve örgüt içi haberleşme yöntemlerini kullandığı iddia edilmiştir.

Yargılama sürecinde, başvurucu aleyhine ifade veren ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen bazı tanıklar, konutlarının mahkemenin yargı çevresi dışında olması nedeniyle duruşma salonuna getirilmemiş, bunun yerine istinabe (talimat) yoluyla dinlenmiştir. Başvurucu, aleyhine beyanda bulunan bu tanıkların mahkeme huzurunda dinlenmemesi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden bağlantı kurulmaması ve dolayısıyla bu kişilere doğrudan soru sorma imkânından mahrum bırakılması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür. Yerel mahkemenin verdiği hapis cezasının istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleşmesinin ardından başvurucu, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, iddia ve savunma makamları arasında adil bir dengenin kurulmasını gerektirir. Bu kapsamda, bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı temel bir usul güvencesi olarak kabul edilmektedir. Sanığın ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve verdikleri beyanların doğruluğunu bizzat sınama imkânına sahip olması, yargılamanın adil bir şekilde yürütülebilmesi bakımından zorunludur.

Anayasa Mahkemesi, somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının doğrudan delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için yerleşik içtihatlarında üç aşamalı bir test uygulamaktadır. Bu testin adımları şu şekildedir:

Birinci olarak, tanığın mahkemede hazır edilmemesi ve sanıkla yüzleştirilmemesi hukuken geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. Mahkemelerin, yargı çevresi dışında bulunan tanıkları getirtmenin zorluklarını ve neden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında öngörülen modern iletişim araçlarına başvurulmadığını gerekçelendirmesi beklenir.

İkinci olarak, sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Belirleyici delil, davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğiliminde olan yegâne kanıttır.

Üçüncü olarak, şayet sorgulama imkânı tanınmayan tanığın beyanı tek veya belirleyici delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı bu usuli dezavantajın telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir sürecin yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Mahkemenin yargı çevresi dışındaki tanıkların SEGBİS gibi vasıtalarla sanığın huzurunda dinlenmesi veya sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma ve ilgili yazılı ifadelere karşı delillerini sunma imkânının tanınması bu telafi edici güvenceler arasında sayılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin yargı çevresi dışında ikamet eden tanıkların duruşmada hazır edilmemesine ilişkin tutumunu öncelikle testin birinci aşaması kapsamında incelemiştir. Mahkemece, konutu yargı çevresi dışında bulunan tanıkların duruşmaya getirilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili yeterli bir değerlendirme yapılmamış, tanığın yargı çevresi dışında bulunması istinabe için doğrudan yeterli bir sebep sayılmıştır. Üstelik başvurucunun bu tanıklara soru sormasına imkân sağlayacak şekilde SEGBİS gibi vasıtalarla bağlantı kurulmamasının nedenleri kararda açıklanmamıştır. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının gerekçelendirme yükümlülüğünü eksik yerine getirdiğini tespit etse de, salt bu usuli eksikliğin tanık sorgulama hakkının ihlali için tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir.

İncelemenin ikinci aşamasında, sorgulanamayan tanıkların ifadelerinin mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olup olmadığı irdelenmiştir. İlk derece mahkemesinin mahkûmiyet gerekçesine bakıldığında, sadece istinabe yoluyla dinlenen tanık beyanlarına dayanılmadığı görülmüştür. Kararda, başvurucunun kullandığı sabit hatlardan, askerî mahrem yapıya özgü bir biçimde ardışık olarak arandığını kesin olarak gösteren ve teknik bir veri olan HTS (İletişim Trafik Kayıtları) analiz raporlarına güçlü bir şekilde dayanılmıştır. Duruşmada sorgulanamayan tanıkların beyanlarının, esasen başvurucunun örgütsel bağını ortaya koyan bu bağımsız teknik kayıtları destekleyici ve doğrulayıcı nitelikte olduğu saptanmıştır.

Ayrıca, istinabe yoluyla elde edilen tanık beyanları duruşmada başvurucuya ve müdafiine açıkça okunmuş, taraflara bu ifadelere karşı diyecekleri sorulmuştur. Başvurucu bu aşamada söz alarak olayın kendi versiyonunu mahkemeye aktarma ve aleyhindeki iddiaları çürütmeye yönelik savunmalarını detaylı bir şekilde sunma fırsatı bulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bağımsız teknik verilerin varlığı ve başvurucuya tanınan itiraz imkânları ışığında, doğrudan sorgulanamayan tanık beyanlarının mahkûmiyet kararına götüren tek veya yegâne belirleyici delil olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Tanık beyanlarının tek veya belirleyici delil olmaması nedeniyle testin telafi edici güvenceler arayan üçüncü aşamasına geçilmesine gerek görülmemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: