Anasayfa Karar Bülteni AYM | Barış Çelik | BN. 2019/24929

Karar Bülteni

AYM Barış Çelik BN. 2019/24929

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/24929
Karar Tarihi 04.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Temel hakların sınırlandırılmasında kanunilik şarttır.
  • Disiplin cezaları öngörülebilir kanuni dayanağa sahip olmalıdır.
  • Hukuki boşluklar genel kanun yollamalarıyla doldurulamaz.
  • Kanunilik ilkesi belirlilik ve açıklık gerektirir.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu ihlal kararı, kamu görevlilerinin temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasında aranan kanunilik şartının yalnızca şekli bir varlıktan ibaret olmadığını, aynı zamanda içerik olarak belirlilik ve öngörülebilirlik vasıflarını da kesinlikle taşıması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, bir kanun hükmünün iptali sonrası oluşan hukuki boşluk dönemlerinde, idarenin kıyas veya teknik yollamalar yaparak başka kanunlardaki disiplin hükümlerini uygulamasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını teyit etmesi bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. İdarenin kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin doğal bir uzantısı olarak disiplin hukukunda da kanunilikten taviz veremeyeceği açıkça vurgulanmıştır.

Benzer uyuşmazlıklardaki emsal etkisi açısından bu karar, özellikle üniversite personelinin disiplin süreçlerinde mevzuatın iptaliyle oluşan boşluk dönemlerindeki idari işlemlere emsal teşkil edecektir. Kamu görevlilerinin sendikal faaliyet, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi demokratik hak kullanımlarına yönelik cezai tasarruflarda, salt başka bir kanuna atıf yapılarak cezalandırma yoluna gidilmesi Anayasa'ya aykırı bulunmuştur. Uygulamada idarelerin ve yargı mercilerinin, kanunilik ilkesinin katı ve dar yorumlanması zorunluluğuna dikkat etmeleri gerektiğini hatırlatan bu karar, bundan sonraki disiplin süreçlerinde idareyi şeffaf, kanuni ve öngörülebilir adımlar atmaya mecbur bırakacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Barış Çelik, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) teknisyen olarak görev yapan bir Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyesidir. Uyuşmazlık, üniversitedeki banka promosyonu görüşmeleri sürecinde sendikanın grev kararı çerçevesinde düzenlenen bir protesto eyleminden kaynaklanmaktadır.

Başvurucunun da bulunduğu kalabalık bir grup, ellerinde pankartlar ve attıkları sloganlarla bir binaya girmiş, bu sırada dersi bölünen bir öğretim görevlisinin duruma tepki gösterip kalabalığı kameraya alması üzerine taraflar arasında kısa süreli bir arbede yaşanmıştır. Olayın ardından üniversite idaresi tarafından başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmış ve kendisine kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmiştir. Başvurucu, o dönemde tabi olduğu asıl disiplin kanunu hükmünün iptal edildiğini, dolayısıyla kendisine doğrudan başka bir kanunun hükümlerinin zorlama yorumla uygulanamayacağını savunmuştur. Bu işlemin kanunsuz olduğunu, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını zedelediğini belirterek iptal davası açmış, davasının idari yargıda reddedilmesi üzerine konuyu bireysel başvuru ile Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken idari işlemin yasal dayanaklarını ve uygulanan kanun maddelerini detaylıca mercek altına almıştır. Başvurucunun kamu görevlisi olarak tabi olduğu temel düzenleme 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'dur. Eylem tarihi itibarıyla üniversite personeline verilecek disiplin cezaları anılan kanun uyarınca hazırlanan yönetmelikler çerçevesinde yürütülmekteydi.

Ancak Anayasa Mahkemesi daha önceki bir norm denetimi kararında, söz konusu yönetmeliğin yasal dayanağı olan 2547 sayılı Kanun m.53 hükmünün ilgili kısımlarını Anayasa'nın kanunilik ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir. Kanun koyucunun iptal kararı sonrasında hemen yeni bir yasal düzenleme yapmaması nedeniyle idari yaptırımlar açısından belirli bir süre hukuki boşluk oluşmuştur. İdare, bu boşluk sürecinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 hükümlerini kıyas ve teknik yollamalar üzerinden üniversite personeline uygulayarak disiplin cezası tesis etme yoluna gitmiştir.

Anayasa'nın 13. ve 34. maddeleri gereğince, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahalelerin mutlak surette "kanunla" yapılması şarttır. Kanunilik ölçütü, yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılmış şekli bir kanunun varlığını değil, kuralın muhatapları açısından öngörülebilir, açık ve anlaşılır olmasını, keyfiliği önleyecek şekilde "belirlilik" taşımasını gerektirir. Temel hakların sınırlandırılmasında, iptal edilmiş veya açıkça gönderme yapmayan hükümler üzerinden zorlama yorumlarla başka kanunlara ulaşılarak bireylerin aleyhine disiplin işlemleri tesis edilemez. Disiplin hukukunda bireylerin hukuki güvenliklerini teminat altına alan belirlilik ilkesi, idarelerin keyfi uygulamalarına kapalı tutulmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun idari süreçlerde aldığı cezanın hukuki temellerini ve bu uygulamanın temel haklar üzerindeki etkisini kapsamlı bir şekilde irdelemiştir. Öncelikli olarak, başvurucunun sendikal faaliyet bağlamında katıldığı bir eylem nedeniyle disiplin yaptırımına uğradığı görülse de olayın doğrudan bir öğretim üyesiyle yaşanan somut bir arbedeye dayanması sebebiyle, meselenin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çerçevesinde ele alınmasına hükmedilmiştir.

Yapılan incelemede, eylem tarihi olan 2014 yılında başvurucunun personel rejimi açısından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümlerine tabi olduğu sabittir. Ancak başvurucuya disiplin cezasının verildiği 2016 yılında, söz konusu kanunun disiplin süreçlerini düzenleyen hükümlerinin Anayasa Mahkemesince önceden iptal edildiği ve yerine yeni bir yasal düzenlemenin henüz yürürlüğe girmediği, tam anlamıyla bir hukuki boşluk dönemine denk gelindiği saptanmıştır. İdare, bu hukuki boşluğu genel nitelikteki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine başvurarak gidermeye çalışmış ve cezayı doğrudan bu kanuna dayandırmıştır.

Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin anayasal olarak mutlaka "kanunilik" şartını sağlaması gerektiğini hatırlatmıştır. Hukuki boşluk bulunan bir dönemde, teknik ve karmaşık yollamalar üzerinden zorlama bir hukuki yorumla 657 sayılı Kanun'a dayanılarak ceza verilmesi, hukuk devleti ilkesinin en asli unsurlarından olan belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ağır biçimde aykırıdır. Kamu personeli açısından hangi eylemin hangi disiplin kuralını ihlal ettiğinin ve neticesinde hangi kesin yaptırımla karşılaşılacağının şüpheye mahal bırakmayacak şekilde açıkça yasada gösterilmesi anayasal bir zorunluluktur. İlgili dönemdeki mevcut yasal düzenlemelerin, başvurucunun davranışlarını buna göre ayarlamasına imkân tanıyacak nitelikte ve açıklıkta olmadığı çok açıktır. Dolayısıyla somut olaydaki disiplin cezasının meşru ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunmadığı tereddütsüz şekilde tespit edilmiştir. Müdahalenin kanunilik şartını dahi taşımaması, Anayasa ile teminat altına alınan hakların özüne dokunan bir hukuka aykırılık hâlidir. Kanuni bir dayanağı bulunmayan böylesi bir işlemin, demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından ayrıca incelenmesine dahi lüzum görülmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kanunilik şartını taşımayan bu müdahale nedeniyle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: