Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2022/3121 BN.

Karar Bülteni

AYM 2022/3121 BN.

Anayasa Mahkemesi | Aytekin Gezici | 2022/3121 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/3121
Karar Tarihi 04.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahsup özgürlükten mahrumiyeti denkleştiren temel haktır.
  • Mahsup için tutuklanılan suçun kesinleşmesi gerekmez.
  • Önceki suçtan yatan süre sonraki cezadan düşülür.
  • Mahsup kararı yargı mercilerinin takdirinde değil zorunludur.

Bu karar, ceza infaz hukukunda mahsup kurumunun Anayasa'nın güvence altına aldığı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin bir suçtan dolayı kesinleşmemiş bir hüküm altında cezaevinde geçirdiği sürelerin, daha önce işlenmiş ancak infazı sonradan gündeme gelen başka bir suçun cezasından indirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Karar, mahsubun yargı organlarına bırakılmış takdiri bir yetki değil, kişinin haksız yere fazladan özgürlüğünden mahrum kalmasını engelleyen emredici bir denkleştirme aracı olduğunu vurgulamaktadır.

Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi açısından bu karar, özellikle yasal değişiklikler sonrasında infazı durdurulan ve yeniden sanık statüsüne dönen kişilerin infaz edilen sürelerinin boşa gitmesini engellemektedir. İnfaz hâkimliklerinin, mahsup işlemi yaparken şekilci bir yaklaşımla sadece infaz edilen dosya üzerinden değil, kişinin özgürlüğünden mahrum kaldığı tüm süreleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmesi gerektiği ortaya konmuştur. Benzer durumdaki hükümlü ve tutukluların, şartları oluştuğu hâlde mahsup taleplerinin reddedilmesi nedeniyle kanunda öngörülenden daha uzun süre cezaevinde kalmalarının önüne geçilmiş, infaz hukukunda kişi güvenliği hakkının sınırları netleştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucunun bir suçtan dolayı cezaevinde geçirdiği sürenin, mahkûm olduğu başka bir suçun cezasından indirilmesi talebinin mahkemece reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmış ve hapis cezasına çarptırılmıştır. Aynı dönemde, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan aldığı hapis cezası da kesinleşmiş ve bu cezanın infazı için cezaevinde kalmaya devam etmiştir. Ancak daha sonra yürürlüğe giren yeni bir yasal düzenleme ile Cumhurbaşkanına hakaret suçuna temyiz yolu açılınca, bu cezanın infazı durdurulmuş ve başvurucu bu dosya yönünden yeniden sanık konumuna dönmüştür. Başvurucu, infazı durdurulan bu suçtan dolayı cezaevinde yattığı sürenin, terör örgütü üyeliği suçundan aldığı cezadan düşülmesini talep etmiştir. İnfaz hâkimliği bu talebi reddetmiş, başvurucu da haksız yere fazladan cezaevinde tutulduğunu iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa m.19'da düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.63'te yer alan mahsup kurumuna dayanmıştır.

Mahsup, bir hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve kişi hürriyetini sınırlama sonucu doğuran hâller sebebiyle geçirilmiş sürelerin, verilmiş olan hapis cezasından indirilmesini ifade eder. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.63 uyarınca, "Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir." Bu hüküm, mahsubun yargı organları için takdiri bir yetki değil, uyulması zorunlu bir kural olduğunu göstermektedir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, tutuklu kalınan sürenin mahkûmiyetten mahsup edilebilmesi için tutukluluğun mutlaka o mahkûmiyete ait suçtan kaynaklanması gerekmez. Mahsubun uygulanabilmesi için temel şart, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmiş olmasıdır. Tutuklu kalınan suçun beraat veya mahkûmiyetle sonuçlanması da mahsup hakkının doğması açısından önem taşımaz.

Ayrıca, 7188 sayılı Kanun m.29 ve 7188 sayılı Kanun m.31 ile yapılan yasal değişiklikler çerçevesinde, daha önce kesinleşmiş olan bazı suçlar için temyiz kanun yolu açılmıştır. Bu durumda, cezası infaz edilmekte olan kişinin infazı durdurulduğunda, kişi yeniden sanık statüsüne dönmekte ve o dosya kapsamında içeride geçirilen süreler kesinleşmiş bir mahkûmiyetin infazı değil, hürriyeti sınırlayan bir tutma hâli olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun Cumhurbaşkanına hakaret suçundan aldığı ceza kapsamında cezaevinde geçirdiği sürelerin mahsuba konu edilip edilemeyeceğini değerlendirmiştir. Başvurucu bu suç kapsamında belli bir süre cezaevinde kalmıştır. Daha sonra yürürlüğe giren yasal düzenleme ile bu suça temyiz yolu açılmış, infaz durdurulmuş ve başvurucu bu suç bakımından yeniden sanık konumuna dönmüştür. Bu nedenle, başvurucunun bu suçtan dolayı ceza infaz kurumunda geçirdiği sürelerin artık kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün infazı olarak değerlendirilemeyeceği, bu durumun hürriyeti kısıtlayan bir hâl olarak kabul edilmesi gerektiği tespit edilmiştir.

Mahkeme, başvurucunun bu sürelerin terör örgütü üyeliği suçundan aldığı cezadan düşülmesi yönündeki talebini hukuka uygun bulmuştur. Zira terör örgütü üyeliği suçunun işlendiği tarih, mahsup edilmek istenen sürenin geçirildiği suçun kesinleşmesinden çok daha öncedir. Kanun ve yerleşik içtihatlar gereği, mahsuba konu edilecek suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesi mahsup işleminin yapılması için yeterlidir. İnfaz hâkimliğinin, diğer kararın henüz temyiz aşamasında olmasını ve kesinleşmemesini gerekçe göstererek mahsup talebini reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Şartları oluştuğu hâlde mahsup talebinin reddedilmesi, kişinin cezaevinde kalacağı süreyi haksız bir biçimde uzatmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle hukuk sistemince belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalmasının kanuni bir temeli bulunmadığına ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmederek yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: