Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Ayşe Çalım ve Diğerleri Kararı 2021/5138 B.

Anayasa Mahkemesi Ayşe Çalım ve Diğerleri Kararı 2021/5138 B.

Bu karar, idari eylemlerden doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında dava açma sürelerinin başlangıç tarihinin belirlenmesi açısından kritik bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, terör saldırısı gibi olağanüstü durumlarda idarenin olay öncesi istihbari bir zafiyetinin veya önlem alma noktasındaki hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının mağdurlar tarafından olayın hemen ardından bilinemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. İdarenin ihmalinin ve hizmet kusurunun aylar veya yıllar sonra açılan ceza davaları veya müfettiş raporlarıyla gün yüzüne çıkması hâlinde, dava açma süresinin olayın yaşandığı tarihten başlatılmasının hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını yok saydığı vurgulanmıştır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/5138
Karar Tarihi 04.02.2025
Taraf Ayşe Çalım ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Dava açma süresi zararın öğrenilmesiyle başlar.
  • gavel İdarenin hizmet kusurunun sonradan öğrenilmesi mümkündür.
  • gavel Sürelerin katı yorumlanması mahkemeye erişimi ihlal eder.
  • gavel Aşırı şekilci usul kuralları hakkaniyeti zedeler.

Bu karar, idari eylemlerden doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında dava açma sürelerinin başlangıç tarihinin belirlenmesi açısından kritik bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, terör saldırısı gibi olağanüstü durumlarda idarenin olay öncesi istihbari bir zafiyetinin veya önlem alma noktasındaki hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının mağdurlar tarafından olayın hemen ardından bilinemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. İdarenin ihmalinin ve hizmet kusurunun aylar veya yıllar sonra açılan ceza davaları veya müfettiş raporlarıyla gün yüzüne çıkması hâlinde, dava açma süresinin olayın yaşandığı tarihten başlatılmasının hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını yok saydığı vurgulanmıştır.

Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idari yargı mercilerinin süre itirazlarını değerlendirirken hakkaniyete aykırı ve katı şekilcilikten uzaklaşmaları gerektiğine yönelik güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. İdarenin hizmet kusurunun ve zararla eylem arasındaki illiyet bağının sonradan ortaya çıktığı benzer tam yargı davalarında, mahkemelerin süreyi olayın gerçekleştiği tarihten değil, mağdurların bu kusuru öğrendiği tarihten başlatması gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Karar, vatandaşların devlete karşı meşru tazminat haklarını ararken aşılmaz usul engellerine takılmalarını önleyerek idari istikrar ile hak arama özgürlüğü arasında adil bir denge kurulmasını sağlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde bomba yüklü araçlarla düzenlenen ve çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısında, başvurucuların yakını da vefat etmiştir. Başvurucular ilk aşamada idare ile sulhname imzalayarak yasal mevzuat kapsamında bir miktar maddi tazminat almıştır. Ancak saldırıdan yıllar sonra hazırlanan mülkiye müfettişliği ön inceleme raporu ve emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan ceza davası sonucunda, idarenin olay öncesinde saldırıya ilişkin somut istihbarat bilgisine sahip olduğu ve gerekli önlemleri almayarak hizmet kusuru işlediği ortaya çıkmıştır.

Başvurucular idarenin ihmalini ve kusurunu ceza davasıyla yeni öğrendiklerini belirterek uğradıkları manevi zararın ödenmesi için idareye başvurmuş ve ardından idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi ise davanın, olayın yaşandığı veya ilk uzlaşmanın sağlandığı tarihten çok sonra açıldığını belirterek süre aşımı nedeniyle davayı usulden reddetmiştir. Başvurucular, idarenin kusurunu olay anında bilmelerinin mümkün olmadığını, kusuru ceza davasıyla öğrendikleri için dava açma süresinin o tarihten başlaması gerektiğini savunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı ilkelerine dayanmıştır. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin uyuşmazlıklarını mahkeme önüne taşıyabilmesini ve uyuşmazlığın esastan incelenerek etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteme hakkını içerir. Kişilerin mahkemeye başvurmasını önemli ölçüde etkisizleştiren tüm sınırlamalar bu hakkı zedelemektedir.

İdari yargılamada dava açma sürelerine ilişkin getirilen kurallar, kamu düzeninin ve idari istikrarın sağlanması gibi meşru amaçlara hizmet etmektedir. Ancak mahkemelerin bu usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde aşırı katı şekilcilikten kaçınmaları gerekmektedir. Dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı uygulanması veya sürelerin hatalı hesaplanarak kişilerin kanun yollarına başvurularının engellenmesi mahkemeye erişim hakkını doğrudan ihlal eder.

Yerleşik idare hukuku prensiplerine göre, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini amacıyla açılan tam yargı davalarında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için bir idari eylem, bu eylemden doğan zarar ve aralarında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Eylemin idariliğinin, neden olduğu zararın veya illiyet bağının olayın gerçekleşmesinden çok sonra araştırma, inceleme ya da ceza yargılamaları neticesinde anlaşıldığı durumlarda dava açma süresi, hak sahibinin durumu öğrendiği tarihten itibaren başlamalıdır. Sürenin olay tarihinden itibaren başlatılması, dava hakkının varlığını anlamsız kılacak ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13'te yer alan ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, başvurucuların yakınının 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen terör saldırısında hayatını kaybettiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığını saptamıştır. Uyuşmazlığın temel düğüm noktasını, idarenin bu saldırıyı önleme noktasında bir hizmet kusuru olup olmadığı ve başvurucuların bu durumu, dolayısıyla idarenin hukuki sorumluluğunu ne zaman öğrendikleri oluşturmaktadır.

Başvurucular, İçişleri Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen ön inceleme raporu ve ardından ilgili emniyet görevlileri hakkında 19 Ocak 2015 tarihinde açılan ceza davası sonucunda idarenin saldırıya ilişkin istihbarat bilgilerine önceden sahip olduğunu ve gerekli önlemleri almayarak kusurlu davrandığını öğrenmiştir. Olayın meydana geldiği ilk aşamada patlamanın kaosu içerisinde başvurucuların, idarenin eylemsizliğine (önlem almamasına) ve bu eylemsizlikle meydana gelen ölüm arasındaki illiyet bağına dair herhangi bir bilgiye sahip olmaları kendilerinden beklenemez. Bu gerçekler, ancak yıllar sonra tamamlanan idari ve cezai soruşturmalar neticesinde açığa çıkmıştır.

Buna rağmen İdare Mahkemesi, dava açma süresinin başlangıç tarihini katı bir yaklaşımla olayın meydana geldiği gün veya idareyle ilk sulhnamenin imzalandığı tarih olarak belirlemiştir. Mahkemenin bu yorumu, başvuruculardan idarenin kusurunun varlığını ve kapsamını henüz bilmedikleri, bilmelerinin de fiilen imkânsız olduğu bir dönemde dava açmalarını beklemek anlamına gelmektedir. Hak sahibinin dava hakkının doğduğundan dahi haberdar olmadığı bir süreçte süreyi işletmek, kişilere orantısız ve aşırı bir külfet yüklemektedir.

Anayasa Mahkemesi, İdare Mahkemesinin dava açma süresinin başlangıcına yönelik bu katı şekilci yaklaşımının başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiğini tespit etmiştir. Uyuşmazlığın esası incelenmeden sırf bu katı ve orantısız süre yorumu nedeniyle davanın usulden reddedilmesi, demokratik toplum düzeninde mahkemeye erişim hakkına yapılmış ölçüsüz bir müdahaledir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Olaydan yıllar sonra devletin suçlu olduğunu öğrenirsem dava açabilir miyim? expand_more
İdari yargıda açılacak tam yargı davalarında tazminat hakkınızın doğabilmesi için idarenin eylemi ile zararınız arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır. Devletin olaydaki hizmet kusuru yıllar sonra bir soruşturma veya ceza davası neticesinde ortaya çıkarsa, dava açma süresi bu kusurun fiilen öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Bu nedenle idarenin hatasını sonradan öğrendiğiniz durumlarda tazminat davası açmanız hukuken mümkündür.
Mahkeme olayın üzerinden çok zaman geçti diye davamı doğrudan reddedebilir mi? expand_more
İdarenin hizmet kusurunun sonradan ortaya çıktığı hâllerde, idari yargı mercilerinin dava açma süresini olayın yaşandığı tarihten başlatması hakkaniyete aykırıdır. Kusurun varlığının ve kapsamının bilinmesinin fiilen imkânsız olduğu bir dönemde dava açmayı beklemek ve davayı süre aşımından usulden reddetmek orantısız bir külfettir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre mahkemeler aşırı katı şekilcilikle süreyi olay tarihinden başlatamaz.
Devletle önceden anlaştım ama asıl kusurun onlarda olduğunu yeni öğrendim, dava açabilir miyim? expand_more
Olayın yaşandığı ilk aşamada idare ile sulhname imzalayıp yasal mevzuat kapsamında bir miktar maddi tazminat almış olabilirsiniz. Ancak idarenin olayı önlemedeki ihmali ve hizmet kusuru yıllar sonra resmi raporlar veya ceza yargılamaları ile açığa çıkmışsa, eksik kalan manevi zararlarınızın tazmini için idareye başvurabilir ve tam yargı davası açabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, bu durumda da hak sahibinin durumu öğrendiği tarihin esas alınması gerektiğini kabul etmektedir.
Süreyi kaçırdım gerekçesiyle davanın usulden reddi anayasal hakkımı ihlal eder mi? expand_more
Evet, dava açma sürelerinin aşırı katı ve şekilci bir yaklaşımla hesaplanarak uygulanması anayasal haklarınızı zedeler. Hak sahibinin kusuru sonradan öğrendiği bir durumda davanın esası incelenmeden sırf katı süre yorumuyla reddedilmesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının açık bir ihlalidir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir