Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Ahmet Yoldaş Kararı 2021/44750 B.

Anayasa Mahkemesi Ahmet Yoldaş Kararı 2021/44750 B.

Bu karar, hukuken devletin yaşam hakkını koruma bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Karar, sadece ölümle sonuçlanan olaylarda değil, mağdurun yaşamını tehlikeye sokacak derecede ağır yaralandığı durumlarda da yaşam hakkı güvencelerinin eksiksiz olarak sağlanması gerektiğini hukuken tescillemektedir. Soruşturmanın salt şikâyet üzerine başlatılması veya olaya karışan kolluk birimlerinin kendi meslektaşlarının ifadelerini alması, hukuki bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerini zedeleyen çok ciddi usul eksiklikleri olarak değerlendirilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
Ahmet Yoldaş Kararı 2021/44750 B.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/44750
Karar Tarihi 04.02.2025
Taraf Ahmet Yoldaş
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Kolluk gücü kullanımında orantılılık mutlaka değerlendirilmelidir.
Ölümcül güç kullanımında bağımsız soruşturma yürütülmesi şarttır.
Eksik delil toplanması etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal eder.
Yaşam hakkı kapsamında usul güvenceleri titizlikle işletilmelidir.

Bu karar, hukuken devletin yaşam hakkını koruma bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Karar, sadece ölümle sonuçlanan olaylarda değil, mağdurun yaşamını tehlikeye sokacak derecede ağır yaralandığı durumlarda da yaşam hakkı güvencelerinin eksiksiz olarak sağlanması gerektiğini hukuken tescillemektedir. Soruşturmanın salt şikâyet üzerine başlatılması veya olaya karışan kolluk birimlerinin kendi meslektaşlarının ifadelerini alması, hukuki bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerini zedeleyen çok ciddi usul eksiklikleri olarak değerlendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, genellikle takipsizlik kararlarıyla sonuçlanan kolluğun zor kullanma yetkisi kapsamındaki dosyalarda savcılık makamlarına çok önemli bir içtihat rehberi sunmaktadır. Emsal niteliğindeki bu yaklaşıma göre, şüphelinin direniş sergilediği tutanaklara yansısa dahi uygulanan gücün mağdurda yarattığı tahribat ile bu direniş arasındaki orantılılık savcılık makamlarınca bizzat toplanan somut delillerle tartışılmak zorundadır. Aksi hâlde eksik araştırmaya dayalı olarak verilen takipsizlik kararları, devletin etkili bir yargısal sistem kurma ve işletme ödevinin doğrudan ihlali anlamına gelecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, ikametgâhına yapılan bir polis operasyonu ve sonrasındaki gözaltı süreci sırasında polis memurları tarafından aşırı şiddete maruz kaldığı ve bu nedenle hayati tehlike geçirecek boyutta yaralandığı iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Olay günü, başvurucunun evinde terör örgütü üyelerinin toplandığı ihbarı üzerine polis ekiplerince arama yapılmış, evde bulunan bir şahsın polise ateş açmasıyla çatışma çıkmış ve şahıs öldürülmüştür. İdare tarafı, başvurucunun operasyon sırasında direndiğini ve bu nedenle orantılı olarak güç kullanıldığını belirtmiştir. Savcılık, polislerin orantısız güç kullandığına dair yeterli şüphe bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu ise soruşturmanın eksik, taraflı ve özensiz yürütüldüğünü, sorumluların cezalandırılması gerektiğini belirterek adaletin sağlanması ve tazminat talebiyle hukuki süreci Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı çerçevesinde ele almıştır. Yaşam hakkı bağlamında devletin negatif bir yükümlülüğü olduğu gibi, yaşamı korumak için oluşturulan yasal çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve ihlallerin cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm veya hayati tehlike yaratan yaralanma olaylarında yürütülmesi gereken soruşturma mutlak surette bir ceza soruşturmasıdır. Bu soruşturmanın Anayasa'nın gerektirdiği şekilde etkili kabul edilebilmesi için bazı temel kuralların işletilmesi zorunludur. İlk olarak, soruşturma makamları resen harekete geçmeli ve olayı aydınlatabilecek, sorumluların belirlenmesini sağlayacak tüm delilleri eksiksiz toplamalıdır. İkinci olarak, soruşturmayı yürüten makam ve kişilerin, olaya karışan kolluk görevlilerinden hiyerarşik ve kurumsal olarak tamamen bağımsız olması şarttır.

Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, süreçlerin kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için mağdur yakınlarının sürece dâhil edilebilmesi gerekmektedir. En önemli unsurlardan biri ise soruşturma sonucunda alınan kararın, elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanması zorunluluğudur. Mahkemeler veya savcılıklar, kolluk tarafından kullanılan gücün somut olayın şartları altında gerekli ve orantılı olup olmadığını mutlaka detaylı bir şekilde değerlendirmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın, yaşam hakkının usul boyutunun gerektirdiği asgari standartları karşılamadığı yönünde önemli tespitlerde bulunmuştur. Olayda başvurucu, çoklu kemik kırıkları ve hemotoraks gibi yaşamını tehlikeye sokacak derecede ağır yaralanmış olmasına rağmen, savcılık makamının resen harekete geçmeyerek soruşturma başlatmak için başvurucunun suç duyurusunda bulunmasını beklemesi önemli bir usul eksikliği olarak kaydedilmiştir.

Soruşturmanın bağımsızlığı ilkesi bakımından yapılan incelemede, söz konusu operasyonu gerçekleştiren Özel Harekât ve Terörle Mücadele şubelerinin ortak hareket ettiği belirlenmiştir. Buna rağmen, olaya karışan kolluk görevlilerinin ifadelerinin bizzat aynı operasyona katılan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli diğer polislerce alınması, soruşturmanın tarafsızlığına ve bağımsızlığına ciddi bir gölge düşürmüştür. Savcılığın bu ifadeleri doğrudan kendisinin almaması usuli güvenceleri zedelemiştir.

Ayrıca, olay yerinde bulunduğu tutanaklarla sabit olan başvurucunun eşi ile tutanakta imzası yer alan komşuların ifadelerine başvurulmamış olması, olayı aydınlatabilecek potansiyel delillerin toplanmasında eksik davranıldığını açıkça göstermiştir. Savcılığın takipsizlik kararında, başvurucunun kolluk kuvvetlerine direniş sergilediği belirtilmiş olsa da, uygulanan gücün başvurucuda yarattığı hayati tehlike boyutundaki ağır tahribat dikkate alınarak bir orantılılık değerlendirmesi yapılmamıştır. Hâlbuki güç kullanımının hukuka uygun kabul edilebilmesi için, direnişin boyutu ile uygulanan şiddet arasındaki orantının nesnel delillerle tartışılması yasal bir zorunluluktur. Bu koşullar altında yürütülen soruşturmanın, sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek nitelikte etkili bir soruşturma olduğu söylenemez.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Polis baskınında çok fena dövüldüm, savcı dosyayı kapattı. Ne yapabilirim? expand_more
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, kolluk kuvvetlerinin müdahalesi sonucu hayati tehlike geçirecek boyutta yaralanmanız durumunda, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü devreye girer. Savcılık, şüpheli polise direndiğinizi belirtse bile, uygulanan şiddetin yarattığı tahribat ile sizin direnişiniz arasında bir orantılılık değerlendirmesi yapmak ve bunu somut delillerle tartışmak zorundadır. Eksik incelemeye veya sadece polis tutanaklarına dayanılarak verilen takipsizlik kararlarına karşı, etkili soruşturma hakkınızın ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunarak dosyanın yeniden açılmasını ve sorumluların yargılanmasını talep edebiliriz.
Polisten şiddet gördüğümde savcılığın kendiliğinden harekete geçmesi gerekmez mi? expand_more
Kesinlikle gerekir. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm veya hayati tehlike yaratan ağır yaralanma olaylarında, yürütülecek ceza soruşturmasında savcılık makamının sizin suç duyurusunda bulunmanızı beklemeden resen (kendiliğinden) harekete geçmesini emretmektedir. Soruşturma makamlarının şikâyet beklemesi, yaşam hakkının usul boyutunun gerektirdiği asgari standartları karşılamayan ciddi bir eksiklik olarak değerlendirilir.
Beni döven polislerin ifadesini yine kendi mesai arkadaşları aldı. Bu yasal mı? expand_more
Hayır, bu durum hukuka ve bağımsızlık ilkelerine açıkça aykırıdır. Soruşturmayı yürüten makamların, olaya karışan kolluk görevlilerinden hiyerarşik ve kurumsal olarak tamamen bağımsız olması şarttır. Olayı gerçekleştiren polisler ile ifadeleri alan görevlilerin aynı birimde çalışması veya ortak hareket eden şubelerden olması soruşturmanın tarafsızlığına gölge düşürür. Üstelik savcılığın bu ifadeleri bizzat almayıp kolluğa bırakması, etkili soruşturma usul güvencelerini ciddi şekilde zedeleyen bir hak ihlalidir.
Olayı gören eşimi ve komşularımı savcı dinlemedi. Bu durum kararı nasıl etkiler? expand_more
Savcılığın olay yerinde bulunduğu sabit olan eşinizin ve komşularınızın ifadelerine başvurmaması, olayı aydınlatabilecek potansiyel delillerin toplanmasında eksik davranıldığı anlamına gelir. Emsal kararlar ışığında, delillerin eksiksiz toplanmaması devletin etkili yargısal sistem kurma ve işletme ödevinin doğrudan ihlalidir. Bu tarz maddi delil eksiklikleri, eksik araştırmaya dayalı olarak verilen takipsizlik kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından bozulması ve yeniden soruşturma yapılması için yeterli ve güçlü bir hukuki gerekçedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir