Karar Bülteni
AYM Yakup Enes Aka BN. 2022/13607
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/13607 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeler iddia ve savunmalara makul gerekçe sunmalıdır.
- Sonuca etkili iddiaların cevapsız bırakılması ihlal nedenidir.
- Tazminat davası yolu tüketilmesi gereken etkili yoldur.
- Yargılamadaki esaslı argümanlar kararda mutlaka tartışılmalıdır.
Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutukluluk süresinin makul olmaması nedeniyle açılan tazminat davalarında derece mahkemelerinin gerekçeli karar hakkına riayet etmelerinin önemini hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk süresinin uzunluğu şikayetiyle açılan maddi ve manevi tazminat davasının, asıl ceza davası kesinleşmediği gerekçesiyle usulden reddedilmesi üzerine, başvurucunun ileri sürdüğü Yargıtay içtihatları ve Anayasa Mahkemesi kararlarının derece mahkemesince tartışılmamasını adil yargılanma hakkına aykırı bulmuştur. Bireylerin temel hak arama hürriyetleri kapsamında açtıkları davalarda, mahkemelerin dayanak gösterilen üst yargı içtihatlarını görmezden gelmesi kabul edilemez bulunmuştur.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi değerlendirildiğinde, bu karar, makul süreyi aşan tutukluluk şikayetlerinde tazminat davasının tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu olduğunu teyit etmektedir. Derece mahkemelerinin, başvurucuların dayandığı yüksek mahkeme kararlarını ve hukuki argümanları göz ardı ederek şablon gerekçelerle davanın reddine karar vermeleri, gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilecektir. Benzer uyuşmazlıklarda mahkemeler, davanın esasına etki edebilecek hukuki savunmaları, özellikle de Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına yapılan atıfları titizlikle irdelemek ve kararlarını bu çerçevede somut bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Aksi bir yaklaşım, vatandaşların adalete erişimini fiilen imkânsız kılacak bir hukuki kısır döngü yaratma tehlikesi barındırmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Yakup Enes Aka, hakkında yürütülen silahlı terör örgütüne üye olma soruşturması kapsamında tutuklanmış ve Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırılmıştır. Yargılama sürecinde tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, tutukluluk süresinin makul süreyi aştığını iddia ederek öncelikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Ancak Yüksek Mahkeme, ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilmesi halinde kişinin hükümlü statüsüne geçtiğini, bu aşamada tazminat davası yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiğini belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle ret kararı vermiştir.
Bunun üzerine başvurucu, haksız ve uzun tutukluluk nedeniyle maddi tazminat ile yüksek miktarda manevi tazminat talebiyle ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. Ağır ceza mahkemesi, ceza yargılamasının temyiz aşamasında olduğunu ve henüz kesinleşmediğini öne sürerek davanın yasal şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle tazminat davasını reddetmiştir. Başvurucu ise dilekçesinde açıkça Yargıtay içtihatlarına atıf yaptığını, asıl dava sonuçlanmadan da koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılabileceğine dair hukuki argümanlarının mahkemece dikkate alınmadığını ve iddialarının karşılanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ve Anayasa m. 141 hükümlerini temel almıştır. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi normlarıyla da tam uyumlu olarak gerekçeli karar hakkını barındırır. Anayasa m. 141 hükmü uyarınca da bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur.
Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin yargılamada ileri sürülen her bir iddia ve savunmaya teferruatlı yanıt vermesini gerektirmemekle birlikte, davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı ve kritik iddiaların makul bir gerekçeyle karşılanmasını zorunlu kılar. Şayet davanın esasını etkileyen bir husus cevapsız bırakılırsa, bu durum adil yargılanma hakkının özüne dokunan açık bir hak ihlaline sebebiyet verir.
Bunun yanı sıra olayda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 kapsamında düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi gündeme gelmiştir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına göre, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddialarında, kişi tahliye edilmiş veya yerel mahkemece hükümlü hale gelmişse, tutmanın hukuki niteliği değişmiş olur. Bu aşamadan sonra, asıl davanın kesinleşmesi beklenmeksizin 5271 sayılı Kanun m. 141 ve devamı maddeleri çerçevesinde açılacak tazminat davası, tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yoludur. Mahkemeler, tarafların bu hukuki yola ve ilgili emsal Yargıtay kararlarına atıf yaptığı durumlarda, iddiaları sadece şekli yönden reddetmek yerine esastan inceleyerek tatminkâr bir hukuki değerlendirme sunmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun tutukluluk süresinin makul süreyi aştığı iddiasıyla açtığı tazminat davasının ilk derece mahkemesi tarafından reddediliş biçimini ve kararın gerekçe kurgusunu derinlemesine incelemiştir. Başvurucu, tazminat davası açarken salt soyut bir mağduriyet iddiasında bulunmamış; Anayasa Mahkemesinin daha önce kendisi hakkında verdiği "başvuru yollarının tüketilmemiş olması" yönündeki kabul edilemezlik kararına özel olarak dayanmıştır. Bununla da yetinmeyen başvurucu, Yargıtay'ın ilgili ceza dairesinin, asıl ceza davası kesinleşmeden de koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılabileceğine dair yerleşik ve açık içtihadını dilekçesinde Mahkemenin dikkatine doğrudan sunmuştur.
Tüm bu hukuki argümantasyona rağmen Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı hususunda hiçbir esasa ilişkin inceleme ve değerlendirme yapmamıştır. Mahkeme, sadece başvurucu hakkındaki terör örgütü üyeliğinden verilen mahkûmiyet kararının henüz Yargıtay aşamasında olup kesinleşmemiş olmasını öne sürerek, davanın hukuki dayanağının bulunmadığı ve yasal şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle şablon bir ret kararı vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tazminat talebinin en temel hukuki dayanağını oluşturan Yargıtay içtihadının ve Anayasa Mahkemesi kararının, ilk derece mahkemesince hiçbir şekilde tartışılmadığını, adeta tümüyle görmezden gelindiğini tespit etmiştir.
Derece mahkemesinin, davanın çözümünde hayati öneme sahip olan ve uyuşmazlığın usulden reddi veya esastan kabulü sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki bu esaslı iddiaları tamamen cevapsız bırakması, gerekçeli karar hakkının bariz bir ihlali olarak görülmüştür. Yargılama mercilerinin, tarafların davanın seyrini değiştirecek belirleyici nitelikteki savunmalarını hukuki bir zeminde irdelemek ve kararlarını bu temele dayandırmak zorunluluğu bulunmaktadır. Bu yükümlülük, sadece şekli bir kural değil, adaletin tecellisine ve hukuka olan güvenin sarsılmamasına hizmet eden hayati bir anayasal güvencedir. Somut yargılamada ağır ceza mahkemesinin bu yükümlülüğü yerine getirmediği, istinaf ve temyiz mercilerinin de bu temel eksikliği gidermediği açıkça anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla kararı ilgili mahkemeye göndererek başvuruyu kabul etmiştir.