Anasayfa Karar Bülteni AYM | Yaşar Kaya | BN. 2019/16575

Karar Bülteni

AYM Yaşar Kaya BN. 2019/16575

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/16575
Karar Tarihi 05.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İcra dosyalarındaki paraların nemalandırılması zorunludur.
  • Paranın değer kaybı mülkiyet hakkını zedeler.
  • İdare malvarlığını enflasyondan korumakla mükelleftir.
  • Gecikmeden doğan enflasyon farkı tazmin edilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı, hukuki uyuşmazlıklar nedeniyle adli makamların uhdesinde tutulan para ve benzeri değerlerin enflasyon karşısında erimesinin önüne geçilmesi noktasında hayati bir önem taşımaktadır. Özellikle ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davaları veya icra ve iflas müdürlükleri nezdinde yürütülen cebrî icra satışları sonrasında, elde edilen ihale bedellerinin hak sahiplerine dağıtılması çoğu zaman usuli engeller ve yasal bekleme süreleri nedeniyle uzun aylar alabilmektedir. Karar, devletin bu bekleme süresinde parayı âtıl bırakamayacağını, vatandaşın mülkiyet hakkını korumak maksadıyla söz konusu meblağları vadeli mevduat hesaplarında nemalandırması gerektiğini net bir dille ortaya koymaktadır.

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve alacaklılar ile borçlular açısından ciddi ekonomik mağduriyetlere yol açan bu eksiklik, Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkı ihlali olarak nitelendirilmiştir. Devletin kontrolü altındaki bir malvarlığının idari işleyişin yavaşlığı nedeniyle erimesine göz yumulması, devletin pozitif koruma yükümlülüğünün açık bir ihlalidir. Meslektaşlarımızın icra ve satış müdürlüklerinde yatan bedellerin nemalandırılması hususunda proaktif taleplerde bulunması ve gerektiğinde devletin sorumluluğuna gitmesi açısından bu karar çok güçlü bir içtihat ve yasal zemin sunmaktadır. Nitekim harçlar kanunundaki faizin devlete kalacağına dair kuralın iptal edilmiş olması da bu hukuki zemini daha sağlam hâle getirmiş, kamu makamlarının basit idari tedbirleri almaması durumunda tazminat sorumluluğunun doğacağı kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Samsun 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde bir üçüncü kişi tarafından, başvurucu Yaşar Kaya'nın da aralarında bulunduğu hissedarlar aleyhine, 25 adet taşınmazın paylaşılması amacıyla ortaklığın giderilmesi davası açılmıştır. Yargılama neticesinde mahkemenin taşınmazların satılarak ortaklığın giderilmesine karar vermesinin ardından, satış memurluğu tarafından açık artırma usulüyle ihaleler gerçekleştirilmiş ve ilgili taşınmazlar başarıyla satılmıştır.

Satış işlemlerinin tamamlanmasından sonra ihale bedelleri ilgili dosyaya yatırılmıştır. Ancak, satışların yapıldığı 2018 yılı Ağustos ayından başvurucuya hissesine düşen bedelin ödendiği 2019 yılı Nisan ayına kadar geçen yaklaşık sekiz aylık süreçte paranın bankada vadeli bir hesaba yatırılarak nemalandırılmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu, bu süreç zarfında enflasyon sebebiyle paranın büyük oranda değer kaybettiğini, ayrıca dosyadan belge örneği alma talebinin haksız olarak reddedildiğini ve yargılama sürecinin makul süreyi aştığını iddia ederek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlali iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik olarak devletin üzerine düşen pozitif yükümlülükleri, Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında detaylıca değerlendirmiştir. Devletin, özel kişiler tarafından yapılacak müdahalelere karşı malike koruma sağlama biçimindeki pozitif ödevi, cebrî icra sürecinin makul bir sürede sonuçlandırılmasını ve sürecin uzaması hâlinde hem borçlunun hem de alacaklının hak ve menfaatlerinin korunmasını zorunlu kılmaktadır.

Uyuşmazlığın hukuki dayanakları incelendiğinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.134 hükümleri kritik bir yer tutmaktadır. İlgili kanun maddesi uyarınca, ihalenin feshinin ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebileceği ve ihale kesinleşmedikçe, ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe ihale bedelinin alacaklılara ödenmeyeceği net bir biçimde kurala bağlanmıştır. Bu yasal kısıtlamalar nedeniyle, ihalenin kesinleşip paranın hak sahibine fiilen ödenmesine kadar geçen o kritik süreçte, para üzerindeki tasarruf yetkisi bütünüyle devletin, yani icra veya satış memurluğunun uhdesindedir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, icra dairesinin hâkimiyeti ve kontrolü altında bulunan bedelin enflasyon karşısında alım gücünü kaybetmesini engellemenin en temel ve bilinen yolu, söz konusu tutarın nemalandırılmasıdır (Fatma Yıldırım Kararı). İcra dairesinin, idareye normal idari işleyişin ötesinde hiçbir ilave külfet yüklemeyecek bu basit tedbiri almaması, mülkiyet hakkının devlet eliyle ihlali olarak kabul edilmektedir. Buna ek olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu m.36 kapsamında yer alan ve mahkemeler ile icra iflas daireleri tarafından alınan paraların bankaya yatırılması hâlinde buradan doğacak faiz ve sair menfaatlerin devlete ait olacağına ilişkin kuralın da Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiği hatırlatılmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma ve pozitif yükümlülükler çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun paydaşları arasında bulunduğu taşınmazlar açık artırma usulü ile satılmış ve ihale bedelleri ilgili devlet dairesinin hesabına yatırılmıştır. Ancak, satış işlemlerinin gerçekleştirildiği 2018 yılının Ağustos ayı ile hak sahibine ödemenin fiilen yapıldığı 2019 yılının Nisan ayı arasındaki geçen uzun süreçte, ihale bedelinin vadeli mevduat hesabına aktarılmadığı, faiz işletilmediği ve paranın âtıl bırakıldığı tespit edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri dikkate alınarak yapılan hesaplamalarda, taşınmazların satışının gerçekleştiği 2018 yılı Ağustos ayından başvurucuya en son ödemenin yapıldığı 2019 yılı Nisan ayına kadar geçen sürede enflasyon oranının %11,42 olduğu görülmüştür. Bu durum, paranın devletin elinde beklediği süre boyunca onda birinden fazla bir değer kaybına uğradığını açıkça göstermektedir. Başvurucunun, yasal mevzuat gereği ihalenin kesinleşmesini beklemesi zorunlu olduğundan, bu dönemde hesapta bekleyen tutar üzerinde şahsen herhangi bir tasarrufta bulunma veya paranın değerinin aşınmasını önleyici bireysel tedbirler alma imkânı hukuken bulunmamaktadır. Dolayısıyla, enflasyon karşısında değer kaybını önleyebilecek ve üzerinde tasarrufta bulunma kudretini elinde tutan tek otorite icra veya satış müdürlüğüdür.

Satış Müdürlüğünün, parayı vadeli bir hesaba yatırmak gibi son derece basit ve olağan bir idari tedbiri dahi almaması, ödeme yapılmasına kadar geçen uzun sürenin başvurucu üzerinde oluşturduğu yıkıcı ekonomik etkileri engelleyememiştir. Bu ihmal, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif koruma yükümlülüğünün doğrudan ihlali sonucunu doğurmuştur. Öte yandan, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı ile adil yargılanma hakkına ilişkin şikayetleri incelendiğinde, başvurucunun Tazminat Komisyonuna veya istinaf kanun yoluna müracaat etmeden Anayasa Mahkemesine geldiği saptanmış, bu iddialar başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Ancak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ihlali yönünden başvurucunun enflasyon sebebiyle uğradığı maddi zararı hesaplayarak 5.084,95 TL maddi tazminatın ödenmesine hükmetmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ihale bedelinin nemalandırılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: