Karar Bülteni
AYM T.C. BN. 2020/16404
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/16404 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkı vardır.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek veya belirleyici olmamalıdır.
- Belirleyici olmayan tanık beyanı adil yargılanmayı zedelemez.
- Hüküm yan delillerle destekleniyorsa ihlal kararı verilmez.
Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve uygulanma koşullarını net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın duruşmada doğrudan veya bilişim sistemleri aracılığıyla sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanlarının hükme esas alınması durumunda, bu beyanların mahkûmiyet kararındaki ağırlığını temel ölçüt olarak kabul etmiştir. Yargılamada tanıkların mahkeme huzuruna getirilmemesi için geçerli bir neden sunulmamış olsa dahi, mahkûmiyetin sadece bu tanıkların ifadelerine dayanmaması hâlinde hak ihlali oluşmayacağı vurgulanmıştır.
Karar, özellikle terör örgütü üyeliği yargılamalarında mahkemelerin delil takdirine ilişkin emsal teşkil etmektedir. Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edildiği bir davada, istinabe yoluyla dinlenen tanık beyanlarının yanı sıra şüphelinin örgüte ait kurumlarda çalışması ve örgüt liderinin talimatı sonrası gerçekleştirilen mutat dışı bankacılık işlemleri gibi destekleyici yan delillerin bulunması, tanık beyanlarının belirleyicilik vasfını ortadan kaldırmıştır. Uygulamada, derece mahkemelerinin tanıkların huzurda dinlenmemesi hâlinde dosyadaki diğer delillerin ağırlığını ve mahkûmiyete etkisini titizlikle değerlendirmesi gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir. Bu yönüyle karar, hem savunma hakkının sınırlarını hem de delil değerlendirme süreçlerindeki dengeyi göstermesi açısından yol göstericidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu T. C. hakkında, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu iddiasıyla Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ceza soruşturması başlatılmış ve dava açılmıştır. İddianamede, başvurucunun örgüte ait kurumlarda çalıştığı, Asya Katılım Bankası'nda örgüt liderinin talimatına uygun hesap hareketlerinin bulunduğu ve tanık beyanlarına göre askerî mahrem yapılanmada kod adı kullanarak abilik yaptığı öne sürülmüştür. Yargılama neticesinde mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Başvurucu, aleyhine ifade veren tanıkların duruşmada bizzat veya bilişim sistemleri aracılığıyla dinlenmediğini, istinabe yoluyla alınan beyanlarının sadece okunduğunu ve bu kişilere soru sorma imkânından mahrum bırakıldığını ileri sürmüş; adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, ceza yargılamalarında sanığın iddia ve savunmalarını etkili bir biçimde sunabilmesini, delilleri tartışabilmesini ve aleyhine olan tanıkları sorgulayabilmesini güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorgulama ve onlarla yüzleşme hakkı, hakkaniyete uygun bir yargılamanın en temel şartlarındandır.
Sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri çerçevesinde soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama imkânı bulamadığı bir tanığın ifadesine tek veya belirleyici ölçüde dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi ve bunu dengeleyecek yeterli usuli güvencelerin sağlanmaması durumunda, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş sayılır. Anayasa Mahkemesi, tanık beyanlarının delil olarak kullanımında üç aşamalı bir test uygulamaktadır. İlk olarak, tanığın mahkemede hazır edilememesi geçerli bir nedene dayanmalıdır. İkinci olarak, sanığın sorgulayamadığı tanığın beyanı, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı yönünden incelenmelidir. Üçüncü aşamada ise, eğer bu beyan tek veya belirleyici delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı olumsuzluğu telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Ayrıca, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre kişilerin banka nezdindeki mutat bankacılık işlemleri tek başına örgütsel faaliyet kabul edilmese de, örgüt liderinin talimatı sonrasında gerçekleştirilen olağan dışı hesap hareketleri örgüte üye olma suçu bakımından delil olarak değerlendirilmektedir. Örgütle iltisaklı kurumlarda tayin sistemine tabi olarak çalışmak da mahkûmiyeti destekleyici somut delil niteliği taşımaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılandığı Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki süreci tanık sorgulama hakkı bağlamında değerlendirmiştir. İlk olarak, aleyhe ifade veren tanıkların mahkemede hazır edilmesi veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla dinlenmesi yönünde derece mahkemesince herhangi bir çaba gösterilmediği tespit edilmiştir. Mahkemenin, tanıkların duruşmada hazır edilememesine ilişkin geçerli bir neden ortaya koymaması bir eksiklik olarak kaydedilmiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin uyguladığı üç aşamalı teste göre, sadece geçerli bir neden gösterilmemesi ihlal kararı verilmesi için tek başına yeterli değildir; söz konusu tanık beyanlarının mahkûmiyete giden yolda tek veya belirleyici delil olup olmadığının da mutlaka incelenmesi gerekmektedir. Gerekçeli karar incelendiğinde, derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını sadece sorgulanamayan tanıkların ifadelerine dayandırmadığı açıkça görülmüştür. Mahkeme, başvurucunun banka hesabında mutat olmayan hareketler bulunduğunu, hesabında bakiye yokken aniden yüksek miktarda para yatırılmasını örgüt liderinin talimatıyla örtüşen nitelikte bularak ana delillerden biri kabul etmiştir. Bunun yanı sıra, başvurucunun örgütle irtibatlı kurumlarda tayin atama sistemine tabi bir şekilde öğretmen olarak çalışması da mahkûmiyeti destekleyen kuvvetli bir olgu şeklinde değerlendirilmiştir.
Bu veriler ışığında, duruşmada sorgulanamayan tanıkların beyanlarının, mahkûmiyet kararına götüren tek veya belirleyici nitelikte delil olmadığı anlaşılmıştır. Başvurucunun olağan dışı banka hesap hareketleri ve çalışma geçmişi gibi somut ve nesnel deliller, mahkûmiyetin temel dayanakları arasında yer almıştır. Tanık beyanlarının belirleyici delil olmaması nedeniyle, testin üçüncü aşaması olan dengeleyici güvencelerin incelenmesine dahi gerek duyulmamıştır. Tüm bu değerlendirmeler neticesinde, başvurucunun adil yargılanma hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahalenin bulunmadığı tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.