Anasayfa Karar Bülteni AYM | Fulya Taş ve Diğerleri | BN. 2020/1562

Karar Bülteni

AYM Fulya Taş ve Diğerleri BN. 2020/1562

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/1562
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkeme kararları yeterli ve makul gerekçe içermelidir.
  • Usule ilişkin kazanılmış haklar mahkemelerce gözetilmelidir.
  • İçtihat değişiklikleri kararlarda mutlaka gerekçelendirilmelidir.
  • Esaslı iddiaların karşılanmaması adil yargılanma hakkını ihlal eder.

Bu karar, usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin ve içtihat değişikliklerinin yargılamadaki yerini anayasal bir güvence olan gerekçeli karar hakkı ekseninde ele alması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemelerince Yargıtay bozma ilamına uyulması kararı verilmesiyle taraflar lehine oluşan usule ilişkin müktesep hakların, daha sonraki aşamalarda göz ardı edilemeyeceğini ve bu sınırların dışına çıkılamayacağını açıkça vurgulamıştır. Aynı zamanda, derece mahkemelerinin ve Yargıtay'ın, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaları ve kendi yerleşik içtihatlarından sapma nedenlerini kararlarında somut ve doyurucu bir biçimde tartışmaları gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu durum, yargıda keyfîliğin önlenmesi ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması adına kritik bir temel oluşturmaktadır.

Benzer tüketici ve tazminat davalarında güçlü bir emsal teşkil edecek olan bu karar, özellikle eksik ifa ve ayıplı mal uyuşmazlıklarında kanun yolu mercilerinin içtihat farklılıklarını nasıl gerekçelendirmeleri gerektiğine de ışık tutmaktadır. Yargıtay dairelerinin, aynı maddi vakıaya ilişkin daha önceki kararlarından farklı bir sonuca ulaşmaları hâlinde, bu içtihat değişikliğinin hukuki temellerini taraflara açıklama zorunluluğu pekiştirilmiştir. Uygulamada, ilk derece mahkemelerinin bozmaya uyma kararı verdikten sonra bozma gerekçesinin dışına çıkarak verdikleri aksi yöndeki kararların, adil yargılanma hakkı kapsamında ihlal nedeni sayılacağı netleşmiştir. Bu yönüyle karar, meslektaşların kanun yolu dilekçelerinde usulü kazanılmış hak ve içtihat farklılıklarına dayalı iddialarını çok daha sağlam bir anayasal zeminde ileri sürebilmelerine imkân tanımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucuların büyük bir konut projesinden satın aldıkları taşınmazların sözleşmede taahhüt edildiği gibi inşa edilmemesi ve projede yer alan sosyal donatı alanlarının eksik bırakılması nedeniyle satıcı şirkete karşı açtıkları maddi ve manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Tüketici mahkemesinde görülen davada, mahkeme ilk etapta eksik ve gizli ayıplı işler yönünden tazminata hükmetmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, eksik ifa ile açık ayıp ayrımının yapılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Karar düzeltme aşamasında ise sosyal tesislerden yararlanamama zararının araştırılması istenmiştir. İlk derece mahkemesi bozma kararına uymasına rağmen, satıcının sözleşmede böyle bir taahhüdü bulunmadığı gerekçesiyle sosyal donatılar yönünden davayı reddetmiş ve bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır. Başvurucular, bozmaya uyulmakla oluşan kazanılmış haklarının ihlal edildiğini ve Yargıtay'ın aynı projeye ilişkin kendi içtihadından gerekçesiz döndüğünü belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunluluğuna dayanmıştır. Gerekçeli karar hakkı, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine olanak tanır. Mahkemelerin davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmalara makul, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile yanıt vermesi temel bir anayasal zorunluluktur.

Bununla birlikte, uyuşmazlığın tüketici hukuku boyutu mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 4 ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 30 ile mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 198 çerçevesinde şekillenmektedir. Tüketici hukukunda "eksik iş" (eksik ifa) ve "ayıplı iş" kavramları birbirinden oldukça farklıdır. Eksik ifa durumunda iş sahibinin teslim sırasında muayene ve ihbar yükümlülüğü bulunmazken, bu tür alacaklar genel zamanaşımı süresi olan on yıllık süreye tabidir. Ayıplı ifada ise açık ayıplar için teslimden itibaren otuz günlük ihbar süresi öngörülmüştür.

Usul hukuku açısından davanın en temel kuralı ise usule ilişkin kazanılmış hak, yani müktesep hak ilkesidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve E.1957/13, K.1959/5 sayılı kararı uyarınca, ilk derece mahkemesinin Yargıtay'ın bozma ilamına uyması hâlinde, mahkemenin o bozma kararı çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu doğmaktadır. Bu durum yargılamanın tarafları lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluşturur. Anayasa Mahkemesi, bu yerleşik içtihat prensiplerinden haklı, mantıklı ve yasal bir gerekçe gösterilmeden sapılmasını, tarafların davanın esasına yönelik en temel iddialarının yanıtsız bırakılması bağlamında gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali olarak kabul etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin ve Yargıtay'ın tutumunu detaylı olarak inceleyerek yargılamanın hakkaniyetini zedeleyen çok önemli tespitlerde bulunmuştur. Olayda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ilk bozma ilamında sosyal donatıların yapılmamış olmasının açık ayıp değil "eksik ifa" olduğunu, bu eksiklikten satıcının sorumlu olacağını ve ihbar şartı aranmaksızın on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağını açıkça belirtmiştir. Karar düzeltme aşamasında ise bu tesislerin akıbetinin araştırılarak tüketicilerin yararlanamamasından doğan zararın hesaplanması gerektiğine hükmetmiştir.

İlk derece mahkemesi, Yargıtay'ın bu bozma ilamına usulen açıkça uyma kararı vermiştir. Ancak bozmaya uyulmasına rağmen, karar aşamasında projede yer alan eksiklikler yönünden davalı satıcının sözleşme kapsamında bir taahhüdünün bulunmadığı ve açık ayıplar için süresinde ihbar yapılmadığı gibi bozma ilamıyla tamamen zıt bir gerekçeyle davayı reddetmiştir. Bu durum, usule ilişkin kazanılmış hak ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

Başvurucular, bu açık çelişkiyi ve aynı maddi vakıaya ilişkin diğer davalarda Dairenin iddiaları eksik ifa kabul ederek verdiği onama kararlarını (içtihat farklılığını) temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ısrarla dile getirmiştir. Ne var ki Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, usule ilişkin kazanılmış hakka aykırı davranan ilk derece mahkemesinin ret kararını hiçbir gerekçe göstermeden onamıştır. Dahası, aynı projeden ev alan diğer tüketicilerin açtığı emsal davalarda aynı Dairenin sosyal donatı eksikliğini "eksik ifa" saydığı kararlar sunulmasına rağmen, Dairenin neden içtihat farklılığına gittiğine dair hiçbir mantıksal veya hukuki açıklama yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, içtihat hukukuyla geliştirilmiş usul kurallarından ve yerleşik içtihatlardan ayrılmayı gerektirecek zorlayıcı ve istisnai durumların yargı kararlarında ortaya konulmadığını belirlemiştir. Başvurucuların davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu çok temel iddialarının kanun yolu mercilerince tamamen yanıtsız bırakıldığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin usule ilişkin kazanılmış hakka aykırı davranmasını ve aynı projeye dair içtihat farklılıklarının nedenlerini kararlarında tartışmamış olmasını gerekçe göstererek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: