Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2021/1997 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/1997 BN.

Anayasa Mahkemesi | Halime Gönül | 2021/1997 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü
Başvuru No 2021/1997
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Hukuka aykırı dinleme kayıtları derhâl imha edilmelidir.
  • Kayıtların imha edilmeyerek alenileştirilmesi tazminat sorumluluğu doğurur.
  • Savcı ve hâkim hatalarına karşı tazminat yolu etkin işletilmelidir.
  • Derece mahkemeleri, emsal kararlardaki çelişkileri gidermekle yükümlüdür.
  • Etkili başvuru hakkı, uyuşmazlığın esasına inilmesini zorunlu kılar.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi (telefon dinleme) tedbiri uygulandıktan sonra elde edilen kayıtların akıbetine dair son derece kritik bir standart ortaya koymaktadır. Bir soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) karar verildiğinde, söz konusu dinleme kayıtlarının derhâl imha edilmesi yasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, bu yükümlülüğün ihlal edilerek kayıtların muhafaza edilmesi, farklı mahkeme dosyalarına gönderilmesi ve elektronik sistemlere yüklenerek alenileştirilmesi durumunda, kişilerin özel hayatının gizliliği ile haberleşme hürriyetine çok ağır bir müdahalede bulunulduğunu teyit etmiştir.

Kararın uygulamadaki emsal etkisi, yargı mensuplarının hatalı işlemleri nedeniyle devlet aleyhine açılacak tazminat davalarında derece mahkemelerinin takınması gereken tutuma yöneliktir. Savcıların veya hâkimlerin hukuka aykırı biçimde kişisel verileri ifşa etmesi ya da yasal imha süreçlerini işletmemesi, doğrudan manevi tazminat taleplerine konu edilebilir. Derece mahkemelerinin bu tür tazminat taleplerini yüzeysel gerekçelerle ve yasal şartların oluşmadığı gibi dar bir yorumla reddetmesi, anayasal bir güvence olan etkili başvuru hakkını zedelemektedir. Bu karar, vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında tazminat yollarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması, pratikte de işlevsel ve erişilebilir olması gerektiğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, terör örgütü adına faaliyetlerde bulunduğu şüphesiyle hakkında iletişim dinlemesi yapılan ve sonrasında suçsuz bulunarak dosyası takipsizlikle kapatılan başvurucunun, dinleme kayıtlarının imha edilmemesi üzerine devlete karşı açtığı tazminat davasından kaynaklanmaktadır. 2011 yılında başlatılan soruşturmada başvurucunun telefonları dinlenmiş, ancak 2015 yılında savcılık yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Savcılık bu kararla birlikte kayıtların da imha edilmesine hükmetmiştir.

Buna rağmen başvurucu, dinleme kayıtlarının aylar geçmesine rağmen imha edilmediğini, tam aksine UYAP sistemi üzerinden yirmi dört farklı mahkeme dosyasına gönderilerek üçüncü kişilerin erişimine açıldığını fark etmiştir. Özel hayatının ve haberleşme gizliliğinin ihlal edildiğini belirten başvurucu, bu ağır ihmal nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesinde manevi tazminat davası açmıştır. Mahkemenin tazminat talebini yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle reddetmesi üzerine, hakkını arayamadığını ve mağdur edildiğini savunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı ve 22. maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti ile bu haklarla bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kurallarına dayanmıştır. İlgili anayasal kurallar gereğince devletin, sadece bireylerin mahremiyetine yönelik haksız müdahalelerden kaçınma yükümlülüğü değil, aynı zamanda bu müdahaleler gerçekleştiğinde doğan zararların giderilmesini sağlayacak etkili idari ve yargısal mekanizmaları kurma zorunluluğu da bulunmaktadır.

Uyuşmazlığın yasal zeminini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.135 (iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması) ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.137 (kararların yerine getirilmesi ve kayıtların imhası) hükümleri oluşturmaktadır. Soruşturma aşamasında şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verilmesi hâlinde, elde edilen dinleme kayıtlarının derhâl imha edilmesi yasada emredici bir kural olarak düzenlenmiştir.

Bununla birlikte, koruma tedbirlerinin hatalı, orantısız veya hukuka aykırı tatbiki nedeniyle kişilerin uğradığı zararların tazmini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 çerçevesinde hüküm altına alınmıştır. Özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 fıkra 3 uyarınca, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle devlet aleyhine tazminat davası açılabilmektedir. Yargıtay içtihatlarına göre de dinleme kararlarında özen yükümlülüğüne aykırı davranılması, gizli kalması gereken haberleşme içeriklerinin iddianamelerde haksız ifşası veya takipsizlik kararına rağmen kayıtların imha edilmeyerek alenileştirilmesi hâllerinde devletin açık bir tazminat sorumluluğu doğmaktadır. Bu gibi durumlarda, temel hak ihlallerini telafi edecek yargısal yolların işlevsel kılınması zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda Cumhuriyet savcılığının takipsizlik kararı ile birlikte kayıtların imha edilmesine hükmetmesine rağmen, fiilî durumda bu kayıtların aylar boyunca imha edilmediğini tespit etmiştir. Üstelik söz konusu iletişim kayıtları UYAP sistemi aracılığıyla yirmi dört farklı dava dosyasına aktarılarak kamu görevlilerinin ve davaya taraf diğer üçüncü kişilerin erişimine açık hâle getirilmiştir. Bu ciddi ihmal ve özensizlik karşısında başvurucunun, özel hayatının ve haberleşmesinin gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle manevi zarara uğradığı açıkça ortadadır.

Başvurucu, maruz kaldığı bu zararların giderilmesi amacıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 uyarınca tazminat davası açmıştır. Ancak, davaya bakan Ağır Ceza Mahkemesi, kanundaki tazminat koşullarının oluşmadığı ve dinleme süresinin orantılı olduğu gibi somut mağduriyeti karşılamayan yüzeysel bir gerekçeyle davanın reddine hükmetmiştir. Hâlbuki, aynı soruşturma dosyasında dinlenen ve hakkında takipsizlik kararı verilen diğer şüpheliler tarafından açılan benzer davalarda başka Ağır Ceza Mahkemeleri manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Derece mahkemelerinin bu çelişkili uygulamaları ile Yargıtayın savcı ve hâkimlerin hatalı işlemlerinden dolayı devletin sorumluluğunun doğacağına dair açık ve yerleşik kararları tamamen göz ardı edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin başvurucunun ileri sürdüğü somut ve ciddi iddiaları yeterince araştırmadığını, farklı mahkeme kararları arasındaki çelişkileri gidermediğini ve davanın reddine dair ikna edici bir hukuki gerekçe sunmadığını belirlemiştir. Devletin, kamu görevlilerinin hukuka aykırı işlemleri sebebiyle mahremiyeti ihlal edilen vatandaşlara etkili ve sonuç alıcı bir hukuki koruma yolu sunma mecburiyeti bulunmaktadır. Ancak yargı makamlarının sergilediği bu dar ve eksik incelemeci tutum, temel hak ihlallerinin telafi edilmesini imkânsız hâle getirerek hak arama yollarının içini boşaltmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: