Karar Bülteni
AİHM D.M. BN. 32694/23
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 32694/23 |
| Karar Tarihi | 26.03.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal (Sınır dışı işleminin uygulanması halinde) |
| Karar Linki | HUDOC |
- Kümülatif risk değerlendirmesi yapılması zorunludur.
- Sınır dışı kararlarında kişisel faktörler birleştirilmelidir.
- Batılılaşma ve dini normlara aykırılık risk yaratabilir.
- Genel güvenlik durumu tek başına yeterli olmayabilir.
Bu karar, sığınma talepleri reddedilen ve sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bireylerin durumunun değerlendirilmesinde, salt genel güvenlik koşullarının değil, kişisel faktörlerin kümülatif (bütüncül) bir analizinin yapılmasının zorunlu olduğunu göstermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yerel mahkemelerin başvuranın etnik kökeni, sığındığı ülkede geçirdiği uzun süre, benimsediği yaşam tarzı ve dini pratiklere aykırı davranışları gibi unsurları tek tek ele alıp reddetmesini Sözleşme'nin koruma mekanizması açısından oldukça yetersiz bulmuştur. Mahkemenin bu bakış açısı, bireyin tehlikeyle karşılaşma ihtimalinin yapay bir şekilde parçalara ayrılamayacağına işaret etmektedir.
Emsal niteliğindeki bu yaklaşım, özellikle radikal rejim değişikliklerinin yaşandığı ülkelere (örneğin Taliban sonrası Afganistan) yapılacak sınır dışı işlemlerinde, geri gönderilecek kişinin hedef haline gelme riskinin çok daha geniş ve gerçekçi bir perspektifle ele alınmasını gerektirmektedir. Karar, Avrupa genelindeki göç ve iltica hukukunda, bireyin "Batılılaşmış" yaşam tarzının ve sığındığı ülkedeki toplumsal entegrasyonunun, menşe ülkesine döndüğünde 3. madde bağlamında bir kötü muamele riski oluşturabileceğini açıkça ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Böylece, ulusal mahkemelere daha titiz ve olayın tüm boyutlarını kapsayan bir inceleme yapma yükümlülüğü getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Dava, Afganistan vatandaşı olan ve Hazara etnik kökenine mensup D.M.'nin, İsveç yetkili makamlarına yaptığı iltica talebinin reddedilerek sınır dışı edilmesine karar verilmesi üzerine açılmıştır. Başvuran, İsveç'e geldikten sonra Hristiyanlığa geçtiğini, yaklaşık on yıldır burada yaşayarak Batılı bir yaşam tarzı benimsediğini ve İslam'ın dini ritüellerini yerine getirmediğini belirtmiştir. İsveç göçmen idaresi ve yerel mahkemeleri, başvuranın din değiştirdiğine dair inandırıcı kanıt sunamadığını ve Afganistan'daki genel güvenlik durumunun tek başına sığınma hakkı vermeyeceğini belirterek sınır dışı kararını onamıştır. Başvuran, Afganistan'a geri gönderilmesi halinde Taliban rejimi altında işkence ve kötü muamele riskiyle karşılaşacağını iddia ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuş ve söz konusu sınır dışı kararının uygulanmasının Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal edeceğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi, hiç kimsenin işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamayacağını mutlak bir biçimde düzenlemektedir. Bu kural uyarınca, bir Sözleşmeci Devletin yabancı bir uyrukluyu sınır dışı etmesi veya geri göndermesi, ilgili kişinin varış ülkesinde 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalacağına dair gerçek bir riskin bulunduğunu gösteren esaslı gerekçelerin varlığı halinde, o Devletin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğunu doğrudan doğurur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, sınır dışı davalarında risk değerlendirmesi yapılırken hem gidilecek ülkedeki genel durum hem de başvuranın kişisel koşulları dikkatle dikkate alınmalıdır. Şiddetin genel seviyesi çok istisnai durumlar dışında tek başına 3. madde ihlali doğurmasa da, kişisel risk faktörleri büyük bir hukuki önem taşır.
Bu bağlamda değerlendirme yapılırken, başvuranın iddiaları incelenmeli ve riskin öngörülebilir olup olmadığına bakılmalıdır. Bireysel faktörler tek başlarına değerlendirildiğinde gerçek bir risk oluşturmayabilir; ancak bu faktörlerin kümülatif (bütüncül) olarak ele alınması ve söz konusu ülkenin genel şiddet ve güvenlik durumuyla birlikte değerlendirilmesi sonucunda gerçek bir riskin ortaya çıkması mümkündür. Mahkeme, yerel makamların ve mahkemelerin bu kümülatif değerlendirmeyi eksiksiz, nesnel ve güvenilir kaynaklara dayanarak yapmasını şart koşmaktadır. Ayrıca, İsveç hukukunda yer alan 2005:716 sayılı Yabancılar Kanunu gibi ulusal mevzuatın da bu mutlak koruma kuralıyla tam uyumlu şekilde çalışması ve kişilerin yaşamını veya fiziksel bütünlüğünü doğrudan tehlikeye atacak geri göndermeleri kesin olarak engellemesi gerekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda İsveç makamlarının ve mahkemelerinin başvuranın iltica talebini ve sınır dışı edilme kararını değerlendirirken eksik ve parçacı bir inceleme yaptıklarını tespit etmiştir. Mahkeme, İsveç mahkemelerinin başvuranın Hazara etnik kökenine mensup olması, uzun süredir (yaklaşık on yıl) İsveç'te yaşıyor olması, Batılı bir yaşam tarzı benimsemiş olması ve İslami ritüelleri yerine getirmemesi gibi faktörleri tek tek, birbirinden bağımsız bir biçimde ele alarak reddettiğini gözlemlemiştir.
Mahkeme'ye göre, başvuranın ergenlik veya genç yetişkinlik döneminden itibaren İsveç'te geçirdiği sürenin hayatının önemli bir bölümünü kapsadığı, Hristiyan kilise etkinliklerine katıldığı, İslami normlara aykırı davrandığı ve Batılı toplum yapısına entegre olduğu tartışmasız bir gerçektir. Afganistan'da Taliban'ın yönetimi ele geçirmesinin ardından, dini ve ahlaki normları ihlal ettiği veya yabancı değerlerden etkilendiği düşünülen kişilere yönelik çok ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığına dair güvenilir uluslararası raporlar bulunmaktadır.
İsveç mahkemeleri, her bir bireysel faktörün tek başına zulüm riski yaratmadığına karar vermiş olsa da, bu faktörlerin kümülatif (birlikte) etkisini ve Taliban sonrası Afganistan'ın genel durumu ışığında birleştiğinde ortaya çıkacak gerçek tehlikeyi göz ardı etmişlerdir. Risk değerlendirmesinin, sadece unsurların ayrı ayrı incelenmesinden ibaret olamayacağı, aksine tüm koşulların bir araya gelerek yaratabileceği bütüncül etkinin analiz edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yerel makamların bu kümülatif risk değerlendirmesini yapmaması, incelemenin yetersiz kalmasına ve başvuranın gerçek riskinin saptanamamasına yol açmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Bölümü, başvuranın Afganistan'a sınır dışı edilmesine yönelik kararın uygulanması halinde Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edileceği yönünde karar vermiştir.