Karar Bülteni
AİHM D.G. VE S.G. BN. 61347/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm |
| Başvuru No | 61347/21 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Aile bağlarının korunması için özel özen gerekir.
- Geciken yargılama aile hayatına saygı hakkını ihlal eder.
- Çocukla kişisel ilişki davaları ivedilikle sonuçlandırılmalıdır.
- Devletler aile birleşimini sağlamakla pozitif olarak yükümlüdür.
Bu karar, ebeveynlik haklarının kaldırılmasına yönelik yargılamalardaki aşırı gecikmelerin, Sözleşme'nin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesinin doğrudan ihlali anlamına geldiğini hukuken tescil etmektedir. Mahkeme, sadece adil yargılanma hakkı bağlamında değil, özellikle aile bağlarını kopma noktasına getiren uzun süreli belirsizliklerin aile bütünlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Devletin, velayet ve çocukla kişisel ilişki kurma davalarında özel bir özen ve olağanüstü bir ivedilikle hareket etmesi gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Yargılamanın uzaması, aile bağlarını fiilen ortadan kaldırdığı için temel haklara saldırı olarak görülmüştür.
Emsal etkisi bakımından bu karar, aile hukuku uyuşmazlıklarında makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin, doğrudan aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak değerlendirileceğini göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Uygulamada, koruyucu aileye verilen çocuklarla biyolojik ebeveynleri arasındaki hukuki süreçlerin sürüncemede bırakılmasının, devletin pozitif yükümlülüklerine açıkça aykırı olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur. Benzer davalarda, ulusal mahkemelerin ve sosyal hizmet kurumlarının sadece nihai kararı değil, aynı zamanda geçici tedbirleri de en hızlı şekilde alması gerektiği, aksi takdirde uluslararası sorumluluğun doğacağı yerleşik bir içtihat prensibi olarak pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, 2014 doğumlu çocukları M.'nin koruyucu aileye verilmesinin ardından Sırbistan makamlarına karşı hukuk mücadelesi başlatan biyolojik anne ve babadır. Sosyal hizmetler merkezi, ailenin çocuğa uygun bakım sağlayamadığı ve zihinsel kapasitelerinin yetersiz olduğu iddiasıyla ebeveynlik haklarının kaldırılması talebiyle 22 Mayıs 2019 tarihinde dava açmıştır. Başvurucular, çocuklarını geri almak ve bu süreçte çocuklarıyla düzenli ve yeterli kişisel ilişki kurabilmek için yargısal yollara başvurmuşlardır. Ancak, altı yıl süren ve hala sonuçlanmayan bu ebeveynlik haklarının kaldırılması davasındaki aşırı gecikmenin, aile bağlarını tamamen kopardığını ve aile hayatına saygı haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Temel talep, devletin makul sürede karar vermeyerek ve geçici tedbirleri zamanında uygulamayarak aile birliğini zedelemesinden kaynaklanan hak ihlallerinin tespit edilmesidir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. Mahkeme içtihatlarına göre, devlete yüklenen negatif yükümlülüklerin yanı sıra, ebeveynler ile çocuk arasındaki aile bağının korunmasını ve sürdürülmesini kolaylaştırmak için gerekli tedbirlerin alınması yönünde pozitif yükümlülükler de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler, aile uyuşmazlıklarının çözümünde etkili, adil ve hızlı bir yargısal mekanizmanın kurulmasını zorunlu kılar.
Aile hukuku ve çocukların velayeti ile ilgili meselelerde, uyuşmazlığın niteliği gereği yargılamanın süresi doğrudan aile bağlarının zedelenmesi riskini taşır. Bu nedenle, ulusal mahkemelerin aile davalarında özel bir özen göstermesi ve süreci olağanüstü bir ivedilikle yürütmesi yerleşik bir içtihat prensibidir. Geciken her gün, ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin geri dönülemez şekilde zarar görmesine yol açmaktadır.
Sırbistan iç hukukunda Sırbistan Aile Kanunu m.60 uyarınca, her çocuğun her şeyden önce kendi ebeveynleriyle yaşama ve onların bakımı altında olma hakkı bulunduğu vurgulanmıştır. Ebeveynlerinden ayrılma ancak çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde ve mahkeme kararıyla mümkündür. Ayrıca, Sırbistan Anayasası m.65 ebeveyn haklarını anayasal koruma altına almış olup, bu hakların ancak kanunla öngörülen hallerde ve yargı kararıyla sınırlanabileceğini düzenlemektedir.
Mahkeme, yargılama süresinin uzunluğunun Sözleşme m.6/1 (adil yargılanma hakkı) bağlamında makul sürede yargılanma ilkesini ilgilendirse de, ebeveyn-çocuk bağının kopma tehlikesi olduğu durumlarda bu aşırı gecikmenin doğrudan Sözleşme m.8 ihlali çerçevesinde incelenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yargılamanın ve kişisel ilişki tesisi yönündeki geçici tedbirlerin gereksiz yere uzaması, devletin aile birliğini sağlama ve koruma yönündeki asli görevlerinin açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda başvurucuların ebeveynlik haklarının kaldırılmasına yönelik davanın sosyal hizmetler kurumu tarafından 22 Mayıs 2019 tarihinde açıldığını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar tarihi olan 2025 yılı itibarıyla ilk derece ve istinaf mahkemeleri arasında gidip gelerek hala derdest olduğunu, yani sürecin altı yıldır devam ettiğini tespit etmiştir. Bu altı yıllık süre, küçük bir çocuğun gelişimi ve ebeveyn ile çocuk arasındaki psikolojik ilişkinin sürdürülebilirliği açısından son derece kritik ve kaybedilmesi halinde telafisi imkansız bir zaman dilimidir.
Yargılama süresince başvurucuların süreci hızlandırmak adına gerekli adımları attıkları, duruşmaları takip ettikleri ve gecikmeye kendilerinin sebebiyet vermediği dosya kapsamından açıkça anlaşılmıştır. Dosyanın mahkemeler arasında defalarca gidip gelmesi, eksik inceleme yapılması ve tek hakimli veya heyet halinde karar verme gibi usul kurallarına ilişkin mahkeme hataları nedeniyle davanın gereksiz yere sürüncemede bırakıldığı görülmüştür. Ayrıca başvurucuların, çocuklarıyla görüşmek için talep ettikleri geçici tedbir kararlarının alınmasında ve uygulanmasında da hukuka aykırı şekilde aylarca süren gecikmeler yaşanmıştır.
Ulusal makamlar, ebeveynler ile koruyucu ailenin yanında bulunan çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi düzenleme ve ebeveynlik haklarının esası konusunda nihai bir karar verme yükümlülüğünü yerine getirirken, olayın hassasiyetinin gerektirdiği özel özeni ve ivediliği göstermemiştir. Aile uyuşmazlıklarında yargılamanın bu denli uzaması, ebeveyn ve çocuk arasındaki bağın doğal olarak zayıflamasına ve kopmasına yol açarak, ailenin ileride yeniden bir araya gelme ihtimalini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Mahkeme, bu durumun Sözleşme'nin öngördüğü koruma mekanizmalarını etkisiz kıldığını ve mahkemelerin eylemsizliğinin aile hayatına ağır bir darbe vurduğunu ifade etmiştir.
Mevcut iç hukuk yollarının, aile bağları söz konusu olduğunda yeterli önleyici ve telafi edici mekanizmaları hızlı bir şekilde işletemediği net bir şekilde gözlemlenmiştir. Mahkeme, bu aşırı gecikmenin yalnızca adil yargılanma hakkına ilişkin usulü bir sorun olmadığını, bilakis aile hayatına saygı hakkının özüne dokunan ve ebeveyn-çocuk ilişkisini onarılamaz biçimde yıkan ağır bir hak ihlali olduğunu vurgulamıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ebeveynlik haklarının kaldırılması davasındaki aşırı gecikme nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.