Karar Bülteni
AİHM DERREK VE DİĞERLERİ BN. 31712/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 3. Bölüm |
| Başvuru No | 31712/21 |
| Karar Tarihi | 29.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Ayrımcı saikle yapılan kötü muamele etkin soruşturulmalıdır.
- Kayıt dışı gözaltı özgürlük hakkının ağır ihlalidir.
- Nefret saikiyle yapılan keyfi aramalar onur kırıcıdır.
- Barışçıl toplantıların haksız engellenmesi caydırıcı etki yaratır.
Bu karar, devlet görevlileri tarafından cinsel yönelim temelinde gerçekleştirilen nefret saikli eylemlerin ve ayrımcı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ne derece ağır bir ihlal teşkil ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, LGBT bireylerin katıldığı barışçıl bir eğitim toplantısına yapılan polis baskınını, sonrasında gerçekleştirilen keyfi üst aramalarını ve zorunlu uyuşturucu testlerini yalnızca bir yetki aşımı olarak değil, doğrudan mağdurları aşağılamaya ve korkutmaya yönelik onur kırıcı bir muamele olarak nitelendirmiştir. Aynı zamanda, özgürlükten yoksun bırakma işlemlerinin hiçbir resmi kayda bağlanmamasının, Sözleşme'nin en temel usuli güvencelerini tamamen ortadan kaldıran ve bireyi devlet aygıtı karşısında savunmasız bırakan ağır bir ihlal olduğu vurgulanmıştır.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, kolluk kuvvetlerinin ayrımcı saiklerle hareket ettiği yönündeki iddialarda devletin derhal, tarafsız ve son derece etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü çok güçlü bir biçimde pekiştirmektedir. Karar, nefret söylemi, polis şiddeti ve önyargı temelli uygulamalara karşı sıfır tolerans yaklaşımını benimseyerek, ulusal mahkemeler ve benzer davalar için yön gösterici bir içtihat oluşturmaktadır. Ayrıca, barışçıl toplanma hakkına yönelik orantısız ve keyfi müdahalelerin, demokratik bir toplumda azınlık grupları üzerinde yaratacağı hak yoksunlukları ile caydırıcı etkinin hiçbir yasal veya idari gerekçeyle kabul edilemez olduğu net bir biçimde teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Rusya'nın Yaroslavl kentinde LGBT hakları aktivistleri tarafından düzenlenen barışçıl bir eğitim toplantısına polisin ve özel harekât ekiplerinin yaptığı baskın neticesinde ortaya çıkmıştır. Başvuranlar, 5 Aralık 2020 tarihinde düzenlenen etkinlik sırasında polislerin mekana girerek katılımcıları uzun süre duvara dönük halde beklettiğini, kendilerine ayrımcı ve aşağılayıcı hakaretlerde bulunduğunu, haksız yere üst araması yaptığını ve bazı katılımcıları karakola ile zorunlu uyuşturucu testi için hastaneye götürdüğünü belirterek Rusya Federasyonu'na karşı dava açmıştır. Olay sırasında veya sonrasında hiçbir uyuşturucu madde bulunmamasına rağmen, polislerin nefret saikiyle hareket ettiği ve gözaltı işlemlerinin resmi kayda geçirilmediği iddia edilmiştir. Başvuranlar, maruz kaldıkları onur kırıcı muamele, haksız gözaltı uygulaması ve toplanma özgürlüklerinin engellenmesi nedenleriyle şikâyetçi olmuş, bu ayrımcı ve keyfi polis eylemlerinin ulusal makamlarca etkili bir şekilde soruşturulmamasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve kötü muamele yasağı), Sözleşme m.5 (özgürlük ve güvenlik hakkı), Sözleşme m.11 (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ve Sözleşme m.14 (ayrımcılık yasağı) çerçevesinde yerleşik içtihat prensiplerine dayanmıştır.
Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, kolluk kuvvetlerinin eylemleri sonucunda ortaya çıkan ve kişinin insan onurunu zedeleyen, onu aşağılayan veya onda korku ve çaresizlik duyguları uyandıran her türlü muamele, asgari bir ağırlık eşiğini aştığı takdirde onur kırıcı muamele olarak değerlendirilir. Devlet ajanlarının nefret saikiyle işledikleri şiddet veya kötü muamele iddialarında, devletin sadece bu tür eylemlerden kaçınma yükümlülüğü (negatif yükümlülük) bulunmamaktadır; aynı zamanda iddia edilen ayrımcı saiki ortaya çıkarmak için derhal, bağımsız ve etkili bir resmi soruşturma yürütme yükümlülüğü (pozitif usuli yükümlülük) bulunmaktadır.
Özgürlük ve güvenlik hakkı bağlamında, kişinin rızası dışında ve serbestçe ayrılmasına izin verilmeyecek şekilde polis gözetiminde tutulması, süresi nispeten kısa dahi olsa özgürlükten yoksun bırakma teşkil eder. Gözaltı işlemlerinin tarih, saat, yer ve gerekçe gibi temel unsurlarla resmi kayda geçirilmemesi, kişinin keyfi tutulmalara karşı sahip olduğu en temel güvencelerin reddedilmesi anlamına gelir ve Sözleşme'nin amacına tamamen aykırıdır.
Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü açısından ise, barışçıl bir toplantının devlet yetkilileri tarafından dağıtılması bu hakka açık bir müdahaledir. Bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli kabul edilebilmesi için, zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmesi ve güdülen meşru amaçla orantılı olması şarttır. Barışçıl toplantılara yönelik keyfi ve orantısız polis müdahaleleri, benzer etkinliklere katılmak isteyen diğer bireyler üzerinde caydırıcı etki yaratması nedeniyle hukuka aykırı kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda polis ve özel harekât ekiplerinin LGBT hakları konulu barışçıl bir toplantıya düzenlediği baskın sırasında uygulanan eylemleri ayrıntılı olarak incelemiştir. Elde edilen deliller ışığında, polis memurlarının ve polis şefinin başvuranlara yönelik aşağılayıcı homofobik ifadeler kullandığı, onları yarım saatten fazla duvara dönük şekilde beklettiği ve cinsel yönelimleri nedeniyle açıkça hedef aldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, başvuranlara yönelik üst araması ve hastanede zorunlu uyuşturucu testi gibi uygulamaların hiçbir makul şüpheye veya meşru bir soruşturma amacına dayanmadığını, bu işlemlerin tek amacının LGBT topluluğuyla olan bağları nedeniyle başvuranları korkutmak, sindirmek ve aşağılamak olduğunu belirtmiştir. Bu durum, nefret saikiyle işlenen onur kırıcı muamele eşiğini aşmıştır. Ayrıca, ulusal makamların bu ayrımcı niyet iddialarını ciddiye alıp etkili bir biçimde soruşturmak yerine şikâyetleri yüzeysel şekilde kapatması açık bir usuli ihlal olarak değerlendirilmiştir.
Özgürlük ve güvenlik hakkı yönünden yapılan incelemede, başvuranların toplantı mekanında alıkonulmaları, ardından hastaneye ve karakola götürülerek saatlerce iradeleri dışında tutulmaları özgürlükten yoksun bırakma olarak nitelendirilmiştir. Bu süre zarfında yakalama veya gözaltı işlemine dair hiçbir resmi tutanak düzenlenmemesinin, özgürlükten yoksun bırakmanın hukuka uygunluğu şartını tamamen ihlal ettiği ve keyfiliğe karşı sağlanan temel yasal güvenceleri yok saydığı vurgulanmıştır.
Toplantı özgürlüğü açısından ise, Mahkeme söz konusu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca dayanmadığını ve polis operasyonunun şeklinin demokratik bir toplumda gerekli sayılamayacağını tespit etmiştir. Yetkililerin Covid-19 tedbirlerine uyulmadığı yönündeki iddiası, baskının asıl sebebi olarak inandırıcı bulunmamıştır. Bu haksız ve orantısız müdahalenin, azınlık haklarını savunan bireyler üzerinde açık bir caydırıcı etki yarattığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ayrımcılık yasağı ile bağlantılı olarak kötü muamele yasağının, özgürlük ve güvenlik hakkının ve toplantı özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.