Anasayfa Karar Bülteni AİHM | DEMİRHAN VE DİĞERLERİ | BN. 1595/20

Karar Bülteni

AİHM DEMİRHAN VE DİĞERLERİ BN. 1595/20

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Bölüm
Başvuru No 1595/20
Karar Tarihi 22.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Sadece ByLock kullanımı mahkûmiyet için yetersizdir.
  • Suçun kanuniliği ilkesi öngörülebilir yorum gerektirir.
  • Dijital delillerin güvenilirliğine etkin itiraz imkanı sunulmalıdır.
  • Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri esastır.

Bu karar, ByLock mesajlaşma uygulamasının kullanımının tek başına silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet için yeterli ve kesin bir delil kabul edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kanunsuz ceza olmaz ve adil yargılanma hakkı ilkelerine açıkça aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. Karar, yerel mahkemelerin şifreli bir iletişim uygulamasını kullanmayı otomatik olarak suçun maddi ve manevi unsuru saymasının yarattığı hukuksal tahribata ve yapısal sorunlara dikkat çekmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi son derece büyüktür; zira Mahkeme, bu kararın Yüksel Yalçınkaya kararında tespit edilen sistematik sorunların bir devamı niteliğinde olduğunu teyit etmiştir. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin dijital ve elektronik delillere dayalı yargılamalarda sanıklara, bu delillerin bütünlüğüne, orijinalliğine ve elde ediliş biçimine itiraz etme hakkını fiilen ve etkin bir biçimde sunmak zorunda olmasıdır. İhlal tespiti, benzer durumda olan binlerce başvuru için en uygun telafi yönteminin ceza yargılamasının yenilenmesi olduğunu göstermesi bakımından da kritik bir yol haritası çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, Türkiye'de 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin ardından, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanan ve mahkûm edilen 239 vatandaşın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı açtığı davalardan oluşmaktadır. Başvuranlar, yerel mahkemeler tarafından yalnızca veya belirleyici ölçüde "ByLock" isimli şifreli mesajlaşma uygulamasını kullandıkları gerekçesiyle cezalandırılmalarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Dava konusu olayda başvuranlar, söz konusu uygulamanın kullanımının tek başına suçun tüm unsurlarını oluşturduğuna dair mahkeme kabulünün, kanunların keyfi ve öngörülemez şekilde genişletilmesi anlamına geldiğini iddia etmişlerdir. Ayrıca, ByLock verilerinin istihbarat birimlerince elde ediliş şekline, analiz raporlarının güvenilirliğine ve bu verilerin doğruluğuna mahkemeler önünde etkili bir biçimde itiraz etmelerine olanak tanınmadığını belirtmişlerdir. Tüm bu usuli eksikliklerin savunma haklarını kısıtladığını ifade ederek, adil yargılanma ve kanunsuz ceza olmaz ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden hak ihlali tespiti talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) ve 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) çerçevesindeki yerleşik içtihat prensiplerine dayanmıştır. Özellikle, ByLock kullanımına ilişkin daha önce verilen Yüksel Yalçınkaya Büyük Daire kararı bu dosyanın temel hukuki zeminini oluşturmaktadır.

Mahkeme, 7. madde bağlamında, suçun kanuniliğinin ve cezai sorumluluğun dar ve öngörülebilir şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır. Bir kişinin eyleminin, işlendiği tarihte ulusal veya uluslararası hukuka göre açıkça suç teşkil etmesi temel bir güvencedir. Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütüne üyelik suçunun sübuta erebilmesi için, sanığın örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olduğunun, yani suçun maddi (actus reus) ve manevi (mens rea) unsurlarının bireyselleştirilerek kanıtlanması gerekmektedir. Sadece bir iletişim uygulamasının kullanımının otomatik olarak bu unsurları karşıladığının varsayılması, kanunilik ilkesine aykırı, genişletici ve keyfi bir yorumdur.

Ayrıca, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında güvence altına alınan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gereğince, sanıklara aleyhlerindeki delillerin orijinalliği, elde ediliş biçimi ve doğruluğuna etkili bir şekilde itiraz etme imkanı sunulmalıdır. Dijital verilerin, savunma makamına incelenmesi ve çürütülmesi için makul ve gerçekçi fırsatlar verilmeden mahkûmiyete kesin dayanak yapılması, adil yargılanma hakkının özünü zedelemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, başvuranların ByLock kullanımına dair MİT verilerine dayanan tespitlerin, yerel mahkemeler tarafından mesajların içeriğinden veya kiminle iletişim kurulduğu gibi diğer bireysel unsurlardan bağımsız olarak, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun sübutu için kesin ve yeterli bir delil olarak kabul edildiğini gözlemlemiştir. Bazı dava dosyalarında başka yan deliller bulunsa dahi, ByLock kullanımına atfedilen bu otomatik ve belirleyici ağırlığın, başvuranların cezai sorumluluğunu adeta bir objektif sorumluluk rejimine dönüştürdüğü saptanmıştır. Bu durum, yerel mahkemelerin suça dair kanuni tanımı öngörülemez şekilde genişletmesi anlamına gelmiş ve kanunsuz ceza olmaz ilkesinin ihlali olarak tespit edilmiştir.

Adil yargılanma hakkı yönünden ise, başvuranların ByLock verilerinin geçerliliği, bütünlüğü ve elde ediliş yöntemlerine karşı etkili bir şekilde itiraz etme olanaklarının ellerinden alındığı saptanmıştır. Yerel mahkemeler, söz konusu dijital verilerin niteliği ve doğruluğu hakkındaki bariz boşlukları gidermemiş, savunmanın bu verilere yönelik itirazlarını yeterli ve ilgili gerekçelerle karşılamamıştır. Sanıklara iddia makamıyla eşit koşullarda, etkili bir savunma yapma imkanı tanınmaması, adil yargılanma hakkının temel unsurları olan çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerini ciddi şekilde zedelemiştir. Mahkeme, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü halin (derogasyon) yarattığı zorlukları dikkate almakla birlikte, başvuranların adil yargılanma hakkına getirilen bu ağır sınırlamaların, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüyü aştığına hükmetmiştir.

Ayrıca Mahkeme, söz konusu ihlallerin sistematik bir sorundan kaynaklandığını, tespit edilen yapısal ihlallerin başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için tek başına yeterli adil tatmin sağladığını belirterek, mağduriyetin giderilmesi için en uygun yolun Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca yargılamanın yenilenmesi olduğuna işaret etmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların eylemlerinin suç teşkil edip etmediğinin öngörülemez şekilde yorumlandığı ve savunma haklarının kısıtlandığı tespitleriyle ihlal iddiaları yönünden başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: