Anasayfa Karar Bülteni AİHM | DEMİRCİ VE DİĞERLERİ | BN. 48302/21

Karar Bülteni

AİHM DEMİRCİ VE DİĞERLERİ BN. 48302/21

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM İkinci Bölüm
Başvuru No 48302/21
Karar Tarihi 06.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal / Kabul Edilemez
Karar Linki HUDOC
  • Sınır dışı işleminde asgari usuli güvenceler sağlanmalıdır.
  • Gizli belgelere dayalı sınır dışı yargısal denetime tabidir.
  • Birlikte yaşama yoksa eşler arası aile hayatı kabul edilmez.
  • Yetişkin çocukla aile hayatı için ek bağımlılık aranır.

Bu karar, ulusal güvenlik gerekçesiyle gerçekleştirilen sınır dışı işlemlerinde yabancıların sahip olduğu usuli haklar ile aile hayatına saygı hakkının sınırları bağlamında son derece önemli ve emsal niteliğinde hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gizli istihbarat raporlarına dayanılarak alınan sınır dışı kararlarında, kişinin bu iddialara karşı kendini savunamaması ve uygulanan kısıtlamaları dengeleyici yeterli yargısal mekanizmaların bulunmamasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 7 No.lu Protokol'ü açıkça ihlal ettiğini ortaya koymuştur. Devletin ulusal güvenlik gibi hassas konulardaki geniş takdir yetkisi kabul edilmekle birlikte, bu yetkinin keyfiliğe karşı asgari usuli güvencelerle sınırlandırılması gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Yargı makamlarının, istihbarat kurumlarının gizlilik kararlarını ve sınır dışı taleplerini herhangi bir esasa yönelik denetim yapmaksızın otomatik olarak onaylaması, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz bulunmuştur.

Öte yandan karar, aile hayatına saygı hakkının uygulama alanına ilişkin oldukça katı ve net bir yaklaşım sunmaktadır. Mahkeme, eşlerin fiilen aynı konutu paylaşmaması ve müşterek çocuğun yetişkin ile bağımsız bir birey olması durumunda, taraflar arasında normal duygusal bağların ötesinde olağanüstü bir durumdan kaynaklanan ek bir bağımlılık ilişkisi ispatlanmadıkça Sözleşme anlamında korunması gereken bir "aile hayatı"nın varlığının kabul edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Bu durum, göçmenlik ve sınır dışı davalarında aile birleşimi veya aile hayatının ihlali iddialarının hangi somut kriterler çerçevesinde inceleneceğine dair uygulayıcılara çok net bir yol haritası sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Birinci başvurucu, 1990 yılından bu yana Macaristan'da yaşayan bir Türk vatandaşıdır. Kendisi, Macar vatandaşı olan ikinci başvurucu ile evli olup, bu evlilikten 1995 doğumlu üçüncü başvurucu dünyaya gelmiştir. Başvurucu, 2010 yılında aldığı ve on yıl geçerli olan daimi ikamet kartının süresinin dolması üzerine yeni bir yerleşim izni başvurusunda bulunmuştur. Ancak Anayasa Koruma Ofisi tarafından hazırlanan ve içeriği gizli tutulan bir rapora dayanılarak, başvurucunun ulusal güvenlik ve kamu düzeni için ciddi bir tehdit oluşturduğu iddia edilmiş ve yerleşim izni talebi reddedilmiştir. Ardından hakkında sınır dışı etme kararı alınmış ve Türkiye'ye gönderilmiştir.

Birinci başvurucu, aleyhindeki gizli istihbarat raporuna erişemediğini, iddiaların somut nedenlerini öğrenemediğini ve bu duruma karşı kendini etkili bir şekilde savunamadığını belirterek usuli haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur. Eşi ve kızı olan diğer başvurucular ise, birinci başvurucunun sınır dışı edilmesinin kendilerinin aile hayatına saygı hakkını hukuka aykırı biçimde ihlal ettiğini ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur. Temel uyuşmazlık, gizli belgelere dayalı sınır dışı işlemlerinde adil usul güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığına ve bu ayrılığın aile hayatını ihlal edip etmediğine ilişkindir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uyuşmazlığı, öncelikle Sözleşme'ye Ek 7 No.lu Protokol m.1 (Yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usuli güvenceler) ve Sözleşme m.8 (Özel ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde değerlendirmiştir.

Sözleşme'ye Ek 7 No.lu Protokol m.1, bir devlette yasal olarak bulunan yabancıların, ancak hukuka uygun olarak verilmiş bir kararla sınır dışı edilebileceğini güvence altına alır. Bu madde kapsamında yabancıya, sınır dışı edilmesine karşı gerekçeler öne sürme, davasını yeniden inceletme ve yetkili makamlar önünde temsil edilme hakkı tanınması zorunludur. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, ulusal güvenlik gerekçesiyle dahi olsa, kişinin aleyhindeki olgusal iddiaların özü hakkında asgari düzeyde bilgilendirilmesi şarttır. Eğer kişiye bilgi verilmesini engelleyen gizlilik kuralları mevcutsa, bu kısıtlamanın yaratacağı dezavantajları dengeleyecek ve keyfiliği önleyecek bağımsız yargısal mekanizmaların devreye girmesi gerekir. Mahkemelerin, istihbarat raporlarının dayanağını bağımsız bir şekilde inceleyebilmesi ve sınır dışı kararının gerekliliğini orantılılık temelinde değerlendirebilmesi şarttır.

Diğer taraftan, Sözleşme m.8 kapsamında "aile hayatı" kavramı özerk bir anlama sahiptir ve katı kriterlere bağlanmıştır. Kural olarak, eşler arasında birlikte yaşama olgusu, evliliğe dayalı bir aile hayatının varlığı için temel ön koşuldur. Eşlerin fiili olarak ayrılması ve ayrı evlerde yaşaması durumunda, evlilik bağı hukuken sürse bile, Sözleşme anlamında aktif bir aile hayatından söz edilemez. Yetişkin çocuklarla ebeveynler arasındaki ilişkilerin aile hayatı kapsamında korunabilmesi için ise, normal duygusal bağların çok ötesinde bir durum gereklidir. Taraflar arasında ciddi sağlık sorunları veya tam bağımlılık gibi nedenlerden kaynaklanan olağanüstü bir "ek bağımlılık" ilişkisinin varlığının kanıtlanması zorunludur. Yalnızca genetik akrabalık bağı, düzenli görüşme veya finansal destek sağlama ihtimali, tek başına bu ek bağımlılık unsurunu karşılamamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle birinci başvurucunun sınır dışı edilmesi sürecindeki usuli güvencelerin işleyişini ele almıştır. Mahkeme, başvurucunun ulusal güvenlik için tehlike oluşturduğuna dair hazırlanan istihbarat raporunun gizlilik derecesi taşıması nedeniyle başvurucuya veya avukatına verilmediğini ve iddiaların içeriği hakkında hiçbir somut bilgi paylaşılmadığını tespit etmiştir. İlgili yerel mahkemeler, istihbarat kurumunun gizlilik şerhini kaldırma veya bu raporun içeriğinin haklılığını ve doğruluğunu inceleme yetkisine sahip olmadıklarını belirterek, kurumun tavsiyesini otomatik olarak bağlayıcı kabul etmişlerdir. Mahkeme, bu durumun başvurucunun aleyhindeki iddialara karşı çıkmasını ve sınır dışı kararının esasına itiraz etmesini imkansız kıldığına hükmetmiştir. Ulusal güvenlik gibi hassas konularda devletlerin geniş takdir yetkisi bulunsa da, somut olayda başvurucunun maruz kaldığı ağır usuli kısıtlamaların, keyfiliğe karşı koruma sağlayan yeterli ve etkili bir yargısal denetim mekanizmasıyla telafi edilmediği saptanmıştır. Bu eksiklikler nedeniyle süreç hukuka aykırı bulunmuştur.

İkinci ve üçüncü başvurucuların, yani eş ve yetişkin kız çocuğunun, aile hayatına saygı hakkının ihlali iddiaları yönünden ise Mahkeme bambaşka bir sonuca ulaşmıştır. Mahkeme, dosyaya yansıyan resmi ifadelere göre birinci ve ikinci başvurucunun birbirinden yaklaşık 100 metre uzaklıkta ayrı iki apartman dairesinde yaşadıklarını, fiili birlikte yaşama olgusunun ortadan kalktığını ve dolayısıyla aralarında aktif bir aile hayatı bulunmadığını tespit etmiştir. Yirmi beş yaşındaki üçüncü başvurucu açısından ise, her ne kadar belirli görme sorunları yaşadığı tıbbi raporlarla belirtilmiş olsa da, günlük yaşamını sürdürmek için babasının sürekli bakımına ve gözetimine mutlak surette muhtaç olduğuna dair olağanüstü bir ek bağımlılık ilişkisi ispatlanamamıştır. Normal yetişkinlik hayatını sürdüren bir bireyin babasıyla olan olağan bağı, tek başına yeterli görülmemiştir.

Sonuç olarak AİHM, birinci başvurucunun sınır dışı edilmesinde yeterli usuli güvencelerin sağlanmaması nedeniyle Sözleşme'ye Ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği ve diğer başvurucuların şikayetlerinin ise konu bakımından yetkisizlik nedeniyle reddedilmesi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: