Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/13800 E. | 2020/1104 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/13800 E. 2020/1104 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/13800
Karar No 2020/1104
Karar Tarihi 23.01.2020
Dava Türü İşçilik Alacakları
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kullanılan yıllık izinler için ücret talep edilemez.
  • Kıdem faizi başlangıcı için fesih tarihi belirtilmelidir.
  • Çoklu davalılarda vekâlet ücreti infazı tereddütsüz olmalıdır.

Bu karar, iş hukukunda işçilik alacaklarının ispatı ve mahkeme ilamlarının infaz edilebilirliği açısından son derece net ve önemli bir çerçeve çizmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden işçinin hak kazandığı tüm yıllık izinlerini fiilen kullandığının anlaşıldığı durumlarda, mahkemece bu alacak kaleminin reddedilmesi gerektiğini kesin bir dille vurgulamıştır. Kullanılmış bir iznin parasal karşılığının yeniden talep edilemeyeceği, hukukun temel prensiplerinden olan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında değerlendirilerek yerel mahkemenin kabul kararı hukuka aykırı bulunmuştur. Ayrıca, kıdem tazminatına işletilecek faizin başlangıç tarihinin hüküm fıkrasında şüpheye yer bırakmayacak şekilde fesih tarihi olarak gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Kararın uygulamadaki en kritik etkilerinden biri, birden fazla davalının bulunduğu uyuşmazlıklarda mahkemelerin kurduğu hüküm fıkralarının niteliğidir. Mahkemelerin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri gibi ferî nitelikteki alacaklara hükmederken sadece "davalıdan alınmasına" şeklinde belirsiz ifadeler kullanması, icra aşamasında hangi davalının ne ölçüde sorumlu olacağı konusunda ciddi tereddütlere yol açmaktadır. Bu karar, mahkeme ilamlarının infazında şeffaflığı ve kesinliği sağlamak adına emsal teşkil etmekte olup, usul hukukunun hükmün açık ve infaz edilebilir olması kuralını pekiştirmektedir. Benzer davalarda yerel mahkemelerin, hem faiz başlangıç tarihlerini hem de sorumluluk hallerini kararlarında net olarak belirtmeleri gerektiği yönünde bağlayıcı bir standart getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, bir banka şubesinde alt işveren olan bir şirkete bağlı emlakçı portföy yöneticisi olarak çalışırken, işveren tarafından kendisine mobbing uygulandığını, primlerinin eksik ödendiğini, fazla mesai ücretlerinin verilmediğini ve ücretinden haksız kesintiler yapıldığını ileri sürerek işten ayrılmıştır. Ardından hem asıl işveren konumundaki bankaya hem de alt işveren konumundaki şirkete karşı dava açarak kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ve prim alacaklarının faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.

Davalı şirketler ise aralarındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olmadığını, işçinin iddialarının gerçeği yansıtmadığını, fazla çalışma yapılmadığını ve hak kazandığı tüm izinlerini kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Uyuşmazlık, işçinin bu alacaklara gerçekten hak kazanıp kazanmadığı, özellikle senelik izinlerinin kullandırılıp kullandırılmadığı ve birden fazla davalının yer aldığı durumlarda mahkeme hükmünün nasıl şekilleneceği noktalarında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku uygulamasında yıllık ücretli izin hakkı, Anayasal temeli olan ve işçinin dinlenme hakkını güvence altına alan vazgeçilmez bir haktır. 4857 sayılı İş Kanunu m.53 ve devamı maddeleri uyarınca, işçinin hak kazandığı yıllık izinleri kural olarak ayni olarak, yani dinlenme şeklinde kullanması esastır. İş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde ise kullanılmayan izin sürelerine ait ücret, 4857 sayılı İş Kanunu m.59 gereğince son ücret üzerinden işçiye ödenmek zorundadır. Ancak, mahkeme sürecinde işveren tarafından belgelendirildiği ve fiilen kullanıldığı anlaşılan izinler için işçiye mükerrer bir ücret ödemesi yapılması hukuken mümkün değildir.

Uyuşmazlığın bir diğer temel kuralı, kıdem tazminatı alacağına uygulanacak gecikme faizinin başlangıç tarihinin belirlenmesidir. 1475 sayılı mülga İş Kanunu m.14 hükmü uyarınca kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde iş sözleşmesinin sona ermesi durumunda, tazminat miktarının zamanında ödenmemesi halinde işletilecek mevduat faizi, doğrudan fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar. Mahkemelerin hüküm fıkrasında bu tarihi şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirtmesi, icra takibi aşamasında oluşabilecek uyuşmazlıkları ve haksız faiz taleplerini önlemek adına mutlak bir hukuki zorunluluktur.

Son olarak uyuşmazlığın çözümünde usul hukuku kuralları devreye girmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 gereğince, mahkeme hükmünün açık, anlaşılır, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde infaza elverişli olması gerekir. Davada asıl ve alt işveren gibi birden fazla davalı bulunması halinde, hangi davalının ne kadar miktar ile sorumlu olduğu veya vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin hangi davalıdan ne oranda tahsil edileceği açıkça gösterilmelidir. Soyut ifadelerin kullanılması infaz yeteneğini ortadan kaldırmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin dosya kapsamındaki delilleri değerlendirme biçimini ve kurduğu hükmü usul ile yasaya aykırı bularak üç temel noktada somut tespitler yapmıştır. Öncelikle davacının yıllık ücretli izin alacağı talebi derinlemesine incelenmiş; dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden davacının hak kazandığı tüm yıllık ücretli izinlerini fiilen kullandığı net bir şekilde anlaşılmıştır. Hal böyleyken, yerel mahkemece kullanıldığı dosya kapsamıyla sabit olan yıllık izinler için hukuka aykırı şekilde ücret hesaplanıp bu talebin kısmen de olsa kabulüne karar verilmesi, maddi gerçekliğe ve delillere aykırı bulunarak bozma nedeni yapılmıştır.

İkinci olarak, davada hem banka hem de şirket olmak üzere birden fazla davalı bulunmasına rağmen, yerel mahkemenin hüküm fıkrasında taraflar lehine hükmettiği vekâlet ücretine ilişkin kurduğu ibareler hatalı bulunmuştur. Kararda yalnızca "davalıdan alınmasına" ve "davalıya verilmesine" ifadelerinin kullanılması, birden fazla davalının bulunduğu bu uyuşmazlıkta tahsilatın hangi davalıdan yapılacağı veya hangi davalıya ödeneceği hususunda ciddi bir belirsizlik yaratmıştır. Yargıtay, bu eksikliğin ilamlı icra aşamasında infaz kabiliyetini zedeleyeceğini ve taraflar arasında yeni uyuşmazlıklara yol açacağını vurgulayarak, hükmün şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta olması gerektiği kuralının ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Üçüncü ve son tespit ise kıdem tazminatına uygulanacak faizin başlangıç tarihine ilişkindir. Mahkemenin hüküm altına aldığı kıdem tazminatı için faiz yürütülmesine karar verilmiş, ancak bu faizin hangi tarihten itibaren işletileceği hüküm fıkrasına açıkça yazılmamıştır. Yargıtay, kanuni zorunluluk gereği kıdem tazminatında faiz başlangıcının fesih tarihi olduğunu hatırlatarak, infazda yaşanacak sıkıntıların önüne geçmek adına hüküm fıkrasında fesih tarihinin net bir biçimde gösterilmemesini isabetsiz bulmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kullanılmış yıllık izinler için hatalı ücret hesaplanması, infazda tereddüt yaratacak şekilde vekâlet ücreti hükmü kurulması ve kıdem tazminatı faiz başlangıç tarihinin kararda açıkça belirtilmemesi sebepleriyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: