Anasayfa Karar Bülteni AYM | Cihan Yılmaz | BN. 2021/8031

Karar Bülteni

AYM Cihan Yılmaz BN. 2021/8031

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/8031
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddialarında etkili soruşturma zorunludur.
  • Kamu görevlilerinin güç kullanımı her zaman orantılı olmalıdır.
  • Devletin kontrolündeyken oluşan bedensel yaralanmalar tatminkâr açıklanmalıdır.
  • Soruşturmalar olaylara karışanlardan bağımsız makamlarca yürütülmelidir.
  • Olayın tüm olası tanıkları ve şüphelileri mutlaka dinlenmelidir.

Bu karar, kolluk kuvvetlerinin güç kullanımı ve ardından yürütülen adli soruşturmaların standartları bakımından son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Karar hukuken, devletin bireylerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü koruma yükümlülüğünün sadece teorik bir güvence olmadığını, aynı zamanda ihlal iddiaları karşısında makul, tarafsız ve derinlemesine bir soruşturma yürütülmesini emreden güçlü bir usul güvencesi olduğunu göstermektedir. Devletin gözetimi altındayken meydana gelen yaralanmalarda, ispat yükünün devlete geçtiği ve bu yaralanmanın nasıl oluştuğunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde savcılık makamlarınca aydınlatılması gerektiği net bir biçimde ortaya konmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu içtihat, savcılık makamlarının yalnızca kolluk tarafından tutulan tutanaklarla yetinerek soruşturmayı sonlandırma alışkanlıklarına kesin bir sınır çizmektedir. Uygulamadaki önemi; kamera kayıtlarının toplanması, olayın bağımsız tanıklarının tespit edilerek dinlenmesi ve şikâyet edilen kamu görevlilerinin bizzat şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması gibi temel soruşturma adımlarının atlanmasının doğrudan anayasal hak ihlali doğuracağını göstermesidir. Savcılıkların yüzeysel ve şeklî soruşturmalarla takipsizlik kararı vermesinin önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Cihan Yılmaz, şikâyetçi olmak amacıyla gittiği polis merkezinde görevli polis memurlarına karşı açtığı dava ile yargı sürecini başlatmıştır. Olay gecesi karakolda işlemlerinin yapılması sırasında polislerle tartışan başvurucu, zor kullanılarak kelepçelenmiş ve gözaltına alınmıştır. Bu müdahale sırasında fiziksel şiddete maruz kaldığını ve yaralandığını belirten başvurucu, hastaneden aldığı darp raporuyla birlikte polis memurlarından şikâyetçi olmuştur.

Ancak soruşturmayı yürüten savcılık, kamera kayıtlarını detaylıca incelemeden ve olay anında orada bulunan bağımsız kişilerin ile bizzat şikâyet edilen polis memurlarının ifadelerine dahi başvurmadan sadece kolluk tutanaklarını yeterli bularak polisler hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, eksik yürütülen bu soruşturma neticesinde verilen karara itiraz etmiş, itirazı Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilince kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurarak yeniden soruşturma ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı ile maddi ve manevi varlığı ilkesine dayanmaktadır. Bu maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. Anayasa'nın bu hükmü, devletin negatif yükümlülüklerinin yanında, hak ihlallerini aydınlatmayı emreden usuli pozitif yükümlülüklerini de beraberinde getirmektedir.

Devletin kontrolü altındayken, örneğin gözaltında veya polis merkezinde bulunan bir bireyin yaralanması durumunda, bu yaralanmanın hukuka uygun bir şekilde nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü tamamen yetkili makamlara aittir. Güç kullanmaya yetkili olan kamu görevlileri, yalnızca kesin bir zorunluluk hâlinde ve kişinin gösterdiği direnç tutumuyla orantılı olacak şekilde fiziksel güce başvurabilirler.

Kötü muamele iddialarının savunulabilir düzeyde varlığı hâlinde devletin etkili bir ceza soruşturması yürütme zorunluluğu doğar. Etkili soruşturma yükümlülüğü; soruşturmanın ivedilikle ve resen başlatılmasını, sorumluların belirlenmesini sağlayacak tüm lehte ve aleyhte delillerin toplanmasını, olaya karışanlardan hiyerarşik ve kurumsal olarak bağımsız makamlarca yürütülmesini gerektirir. Soruşturma makamları, iddiaları aydınlatacak tarafsız tanık ifadeleri ve kamera kayıtları gibi delilleri eksiksiz toplamalıdır. Olayın tarafsız tanıklarını dinlemeden ve güç kullanımının zorunlu ve orantılı olup olmadığını değerlendirmeden soruşturmayı sonlandırmak usul yükümlülüğünün ihlalidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddiaları ve dosya kapsamındaki deliller ışığında yaptığı incelemede, savcılık makamının yürüttüğü ceza soruşturmasının derinlikten yoksun ve son derece eksik olduğu kanaatine varmıştır. Olay sonrasında düzenlenen hastane ve adli tıp raporlarında başvurucunun vücudunun çeşitli yerlerinde ekimoz, kızarıklık, çizik, ödem ve hematomlar tespit edilmiştir. Başvurucu, şüpheli sıfatıyla verdiği kendi ifadesinde karakolda bulunduğu sırada polis memurlarınca darbedildiğini açıkça dile getirmiştir. Ortada böylesine somut tıbbi bulgular ve iddialar varken, savcılığın resen harekete geçerek derhâl ve bağımsız bir soruşturma başlatması gerekirken, başvurucunun aylar sonra ayrıca bir suç duyurusunda bulunmasını beklemesi temel bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.

Soruşturma süreci detaylı incelendiğinde, savcılığın olayı aydınlatacak asgari adımları atmaktan dahi kaçındığı görülmüştür. Karakolda olaya tanıklık etmiş olabilecek bağımsız kişilerin ve başvurucunun yakınlarının tespit edilip ifadelerinin alınması için müzekkere yazılmasına rağmen bu işlemlerin akıbeti takip edilmemiştir. Daha da vahimi savcılık, şiddet uygulamakla suçlanan polis memurlarının şüpheli sıfatıyla ifadelerine dahi başvurmamış, olayın nasıl gerçekleştiğini yalnızca yine aynı polislerin kendi tuttukları tutanaklar üzerinden değerlendirerek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ayrıca, savcılığın verdiği kararda, yaralanmanın "polise mukavemet sonucunda güç kullanımı ile oluşabileceği" şeklindeki varsayımsal ifadelere yer verilmiş; ancak kolluk tarafından uygulanan bu gücün yasal bir zorunluluk olup olmadığı ve başvurucunun eylemleriyle orantılı kalıp kalmadığı hususunda hiçbir hukuki irdeleme yapılmamıştır.

Mahkeme, olay anına ait maddi koşulların iddia edilen bu ciddi soruşturma eksiklikleri nedeniyle tam olarak aydınlatılamadığını, dolayısıyla polislerin müdahalesinin maddi boyutuyla kötü muamele oluşturup oluşturmadığının mevcut verilerle kesin olarak saptanamayacağını vurgulamıştır. Ancak etkili bir soruşturma yürütülmemesinin başlı başına usul güvencelerini ihlal ettiği tespiti yapılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, eksik incelemeler sebebiyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: