Anasayfa Karar Bülteni AYM | Can Güzcan | BN. 2022/55667

Karar Bülteni

AYM Can Güzcan BN. 2022/55667

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/55667
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız tutuklama tazminatı makul ve orantılı olmalıdır.
  • Tazminat tutarı hakkın özünü zayıflatacak kadar düşürülemez.
  • Derece mahkemeleri takdir yetkisini keyfî kullanamaz.
  • Tazminat miktarında Anayasa Mahkemesi emsalleri gözetilmelidir.

Bu karar hukuken, bireylerin özgürlüğünden mahrum bırakıldığı haksız tutuklama ve gözaltı süreçlerinde, devletin ödemekle yükümlü olduğu maddi ve manevi tazminat miktarlarının anayasal standartlara uygun, gerçekçi ve tatmin edici bir düzeyde olması gerektiğini tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali sonrasında derece mahkemelerinde açılan tazminat davalarında yerel mahkemelerin sahip olduğu takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığını, hükmedilen tutarın Anayasa Mahkemesi tarafından benzer durumlarda verilen tazminat miktarlarına kıyasla hakkın özünü zedeleyecek kadar anlamsız ve düşük olamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Adaletin tecellisi için kişinin cezaevinde fazladan geçirdiği her günün ağır bir manevi bedeli olduğu ve bunun hukuka uygun, gerçekçi bir karşılığı bulunması gerektiği kuvvetle teyit edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür; zira bu karar, haksız tutuklama tazminatı davalarına bakan ağır ceza mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri için doğrudan bir bağlayıcılık ve katı bir yol göstericilik niteliği taşımaktadır. Derece mahkemelerinin, ceza muhakemesi hukuku kapsamında tazminat belirlerken sadece kendi yerel dinamiklerini veya dar bir takdir alanını değil, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında yıllar itibarıyla ortaya konulan asgari tazminat standartlarını da zorunlu olarak dikkate almaları gerektiği uygulamaya yerleşecektir. Kararın uygulamadaki en büyük önemi, devletin haksız özgürlükten yoksun bırakma pratiğine karşı bireye sağlanan telafi mekanizmasının düşük miktarlarla işlevsiz bırakılmasını engellemesidir. Mahkemeler tarafından çok düşük tutarlarda hükmedilen tazminat kararlarının hak ihlali ile sonuçlanması, ilerleyen süreçte tüm yargı mercilerini manevi tazminat miktarlarını güncel ekonomik koşullar, asgari anayasal standartlar ve hakkın zedelenme boyutu ekseninde çok daha hakkaniyetli hesaplamaya sevk edecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Can Güzcan'ın cezaevinde haksız yere fazladan tutulması ve bu haksızlığın telafisi için devlet aleyhine açtığı tazminat davasında kendisine oldukça düşük bir ödeme yapılması etrafında şekillenmektedir. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında tutuklanmış, yargılama sonucunda hapis cezası almış ancak bu ceza bölge adliye mahkemesi tarafından sonradan indirilmiştir. Verilen yeni hapis cezası süresine göre ceza infaz kurumunda mahsup yapıldığında, başvurucunun yatması gerekenden 128 gün daha fazla hapis yattığı ortaya çıkmıştır. Başvurucu, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bu 128 günlük sürenin telafisi için ağır ceza mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Ancak mahkemeler tarafından, cezaevinde geçirilen bu süre karşılığında başvurucuya yalnızca 11.000 TL manevi tazminat verilmiştir. Başvurucu, ödenen bu tutarın yaşadığı mağduriyetleri karşılamaktan uzak olduğunu ve kişi özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 19. maddesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükümleri çerçevesinde değerlendirmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, hukuka aykırı olarak hürriyetinden yoksun bırakılan veya kanuni süreleri aşan şekilde gözaltında ve tutuklulukta tutulan kişilere, uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödenmesini kesin bir anayasal güvence altına almaktadır.

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik hukuka aykırı müdahalelerin yargısal yoldan telafisi amacıyla iç hukukumuzda öngörülen en temel ve etkili başvuru yolu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 uyarınca ağır ceza mahkemelerinde açılacak tazminat davalarıdır. Mezkûr kanunun bu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olanlara devletten tazminat isteme hakkı tanımaktadır. Bu kural, ceza adalet sisteminin hatalı veya yavaş işleyişi neticesinde hürriyetinden fazladan mahrum bırakılan kişilerin mağduriyetini parasal olarak dengelemeyi amaçlar.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensipleri gereğince, haksız tutuklama veya gözaltı sebebiyle verilecek maddi ve manevi tazminat miktarının tespiti, olayın özelliklerine göre kural olarak derece mahkemelerinin takdirindedir. Ancak mahkemelerin sahip olduğu bu takdir yetkisi asla keyfî ve sınırsız değildir. Hükmedilecek manevi tazminat tutarı, meydana gelen hak ihlaliyle orantısız veya sadece sembolik düzeyde, önemsiz bir miktar olamaz. Eğer derece mahkemelerinin belirlediği manevi tazminat tutarı, Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki hak ihlali davalarında verdiği veya verebileceği tazminat miktarlarına kıyasla kayda değer ölçüde düşük kalıyorsa, Anayasa ile korunan tazminat hakkının özü zayıflatılmış sayılır. Tazminat tutarı hesaplanırken mağdur kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile koruma tedbirinin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerin ağırlığı mutlaka her olay özelinde titizlikle gözetilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı titizlikle incelediğinde, başvurucu Can Güzcan'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı süreçte aldığı hapis cezasının istinaf aşamasında indirilmesi neticesinde, kanunen yatması gereken süreden tam 128 gün daha fazla ceza infaz kurumunda tutulduğunu tespit etmiştir. Bu fazladan tutulma hâli açıkça hukuka aykırı olup, derece mahkemeleri de tazminat davasında bu hukuka aykırılığı esasen kabul ederek başvurucu lehine manevi tazminata hükmetmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelen ve karara bağlaması gereken temel mesele, haksız tutuklama veya fazladan hapis yatma olgusunun varlığı değil, bu haksızlık karşılığında derece mahkemesince ödenmesine karar verilen manevi tazminat miktarının anayasal standartları ve hakkaniyet ölçülerini karşılayıp karşılamadığıdır.

Başvurucuya cezaevinde haksız yere fazladan geçirdiği 128 günlük süre için istinaf mahkemesi kararıyla nihai olarak 11.000 TL manevi tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştır. Yüksek Mahkeme, derece mahkemesinin karar verdiği tarihteki emsal kararlarını ve dönemin koşullarını mercek altına almıştır. Yapılan inceleme neticesinde, Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki tutuklama tedbirinin hukukiliğine ilişkin hak ihlali kararlarında, istinaf mahkemesinin karar verdiği 2020 yılı için asgari olarak 30.000 TL tutarında manevi tazminat belirlediği gözlemlenmiştir.

Her ne kadar yerel veya istinaf mahkemelerinin hükmedeceği miktarın doğrudan Anayasa Mahkemesinin belirlediği miktarla birebir aynı olması anayasal bir zorunluluk olmasa da, aradaki farkın anayasal tazminat hakkının özünü boşaltacak kadar yüksek olmaması gerekmektedir. Mahkemelerce takdir edilen 11.000 TL'lik tutarın, başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı gün sayısı ve Anayasa Mahkemesinin istikrarlı emsal kararlarıyla karşılaştırıldığında aşırı derecede düşük olduğu, kişinin haksız yere cezaevinde kalmaktan doğan manevi acılarını ve ıstırabını telafi etmekten son derece uzak kaldığı saptanmıştır. Mahkeme, böylesi sembolik ve düşük bir tutara hükmedilmesinin, Anayasa'nın 19. maddesiyle kurulan etkili tazminat güvencesinin zayıflatılması anlamına geleceği kanaatine varmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: