Karar Bülteni
AYM Besime Günal ve Diğerleri BN. 2020/24855
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/24855 |
| Karar Tarihi | 23.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Etkili başvuru hakkı yeterli giderim sağlamayı gerektirir.
- Uzun yargılama tazminatı makul ve orantılı olmalıdır.
- Mirasçılara hükmedilen tazminat adil tatmin sağlamalıdır.
- Yargı yolları pratikte de başarı şansı sunmalıdır.
- Sembolik tazminatlar ihlali telafi etmeye elverişli değildir.
Bu karar hukuken, uzun süren yargılamalar nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla ihdas edilen idari başvuru yollarının, sadece şekli bir mekanizma olmaktan çıkarılarak bireylere gerçek, somut ve yeterli bir giderim sağlaması gerektiği anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti sonrasında ilgili komisyon tarafından takdir edilen çok cüzi miktardaki tazminatların hakkın özünü zedelediğini ve kişilerin etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini net bir biçimde ortaya koymuştur. İdari ve yargısal mercilerin, ödenecek tazminat miktarını belirlerken davanın süresi, uyuşmazlığın niteliği, taraf sayısı ve ihlalin ağırlığı ile orantılı bir değerlendirme yapmaları gerektiği, aksi bir tutumun hak arama hürriyetini anlamsız kılacağı ifade edilmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu ve bu komisyonun kararlarını denetleyen idari yargı mercilerinin tazminat hesaplama yöntemlerini doğrudan etkileyecek niteliktedir. Birden fazla mirasçının aynı ekonomik birliği paylaştıkları gerekçesiyle, aslında her bir bireyin ayrı ayrı mağdur olduğu gerçeği göz ardı edilerek tek bir tazminatın mirasçılara bölünerek verilmesi veya sembolik rakamlara hükmedilmesi uygulamasının hukuka aykırılığı saptanmıştır. Bundan sonraki süreçte, komisyonların ve idari yargı mercilerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında belirlenen asgari standartlara uygun, makul sürenin aşımıyla orantılı ve mağduriyeti gerçekten giderecek adil tatmin seviyesinde tazminat miktarları belirlemesi zorunlu hâle gelmiştir. Aksi takdirde, devletin kurmuş olduğu telafi mekanizmalarının fiilen işlemez ve etkisiz kabul edileceği yönünde çok güçlü bir yargısal uyarı yapılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Tunceli'de 1986 yılında açılan ve yıllarca bitmek bilmeyen bir kadastro tespitine itiraz davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, davalı konumunda olan yakınlarını (murislerini) 2003 yılında kaybetmiş ve bu tarihten itibaren davaya mirasçı sıfatıyla dâhil olmuşlardır. Aradan geçen on yıllara rağmen davanın bir türlü sonuçlanmaması üzerine başvurucular, yargılamanın makul süreyi aştığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
Anayasa Mahkemesi, bu tür şikâyetler için kurulan Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonunu işaret ederek başvuruyu reddetmiştir. Bunun üzerine komisyona başvuran vatandaşlara, komisyon tarafından davanın 34 yıl sürdüğü ve makul sürenin aşıldığı kabul edilmesine rağmen, aynı aileden oldukları gerekçesiyle kişi başı yalnızca 1.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucular, on yıllarca süren bir dava için verilen bu rakamın çok düşük ve haksız olduğunu belirterek idare mahkemesine itiraz etmişlerdir. Bölge İdare Mahkemesi bu itirazı reddedince, başvurucular kendilerine verilen tazminatın yetersizliği sebebiyle mağduriyetlerinin giderilmediğini ve haklarının ihlal edildiğini belirterek tekrar Anayasa Mahkemesinin yolunu tutmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 metninde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 metninde düzenlenen etkili başvuru hakkı kurallarını temel almıştır. Etkili başvuru hakkı, anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese, hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir ve ihlalin gerçekleşmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvurabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanmaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan hukuk yollarının olması, etkili başvuru hakkının en temel gereğidir. Kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı veya idari başvuru yollarının sadece kâğıt üzerinde, yani mevzuatta yer alması yeterli görülmemektedir; bu yolların aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olması şarttır.
Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken, davanın ikame edildiği tarih ile yargılamanın nihai olarak sona erdiği tarih arasındaki toplam süre dikkate alınır. Yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken ise; yargılamanın karmaşıklığı, kaç dereceli olduğu, davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ile başvurucunun davanın süratle sonuçlandırılmasındaki hukuki menfaatinin niteliği gibi kriterler bir bütün olarak göz önünde bulundurulur. Eğer makul sürenin aşıldığı tespit edilmişse, devletin kurmuş olduğu mekanizmaların (Tazminat Komisyonu gibi) vereceği tazminat kararının, ortaya çıkan mağduriyeti adil bir şekilde giderecek orantıda olması hukuk devletinin kaçınılmaz bir yükümlülüğüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu kadastro tespitine itiraz davasının gelişim sürecini ve İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun verdiği kararın niteliğini titizlikle incelemiştir. Yapılan incelemede, söz konusu davanın 1986 yılında açıldığı, başvurucuların ise murislerinin 2003 yılında vefat etmesi üzerine yargılamaya müdahil oldukları tespit edilmiştir. Mahkeme, başvurucuların bizzat taraf olduğu dönemin 11 yılı aştığını ve davanın genel itibarıyla 34 yılı aşkın bir süredir devam ettiğini vurgulayarak, yargılama süresinin makul olmadığının tartışmasız olduğunu teyit etmiştir. Nitekim Tazminat Komisyonu da gecikmeyi kabul ederek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur.
Asıl sorun, bu makul süre aşımı tespit edildikten sonra ödenmesine karar verilen tazminat miktarının adaleti sağlayıp sağlamadığı noktasında düğümlenmektedir. Somut olayda Tazminat Komisyonu, yargılama sırasında vefat eden kişinin mirasçıları olarak davaya devam eden başvurucuların "aynı aile ekonomik birliği içinde" değerlendirilmeleri gerektiğini öne sürmüş, bu nedenle toplam bir tazminat miktarı belirleyerek bunu mirasçılara paylaştırmıştır. Bu hesaplama neticesinde her bir başvurucuya yalnızca 1.000 TL gibi oldukça düşük bir meblağ takdir edilmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi de davanın konusu ve süresi gözetildiğinde bu rakamın orantılı olduğunu savunarak yapılan itirazı reddetmiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesi, 11 yılı aşan fiili taraf olma süresi ve davanın toplamda 34 yıl süren devasa uzunluğu dikkate alındığında, belirlenen 1.000 TL'lik tazminat miktarının makul sürenin aşımıyla kesinlikle orantılı olmadığına hükmetmiştir. Verilen bu meblağın, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında benimsenen standartların çok altında kaldığı ve tatminkâr olmaktan tamamen uzak olduğu saptanmıştır. Uyuşmazlığın niteliği, taraf sayısı ve yargılamanın on yıllarca süren uzunluğu göz önünde bulundurulduğunda, öngörülen bu sembolik tazminatın ihlali telafi edecek düzeyde yeterli bir giderim sağlamadığı açıktır. Pratikte hakkaniyete uygun bir telafi sunmayan bu tür kararların, bizzat ihlalleri gidermek için kurulan idari başvuru yolunu işlevsiz ve etkisiz kıldığı değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.