Anasayfa Karar Bülteni AYM | Delil Tekin | BN. 2021/20630

Karar Bülteni

AYM Delil Tekin BN. 2021/20630

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/20630
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkemeler iddia ve savunmaları gerekçede karşılamalıdır.
  • Davanın sonucuna etkili iddialar tartışmasız bırakılamaz.
  • Farklı suça dayalı gerekçe oluşturulması hukuka aykırıdır.
  • Gerekçeli karar hakkı adil yargılanmanın temelidir.

Anayasa Mahkemesi bu kararı ile yargı mercilerinin, tarafların uyuşmazlığın sonucuna etki edebilecek esaslı iddia ve savunmalarını kararlarında mutlaka değerlendirmesi ve karşılaması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Somut olayda ceza infaz kurumunda disiplin cezası alan başvurucunun şikayetini inceleyen İnfaz Hâkimliği, eylemi bambaşka bir suç olarak nitelendirmiş ve hatalı gerekçeyle ret kararı vermiştir. Sonrasında bu hatayı ek kararla düzeltmeye çalışsa da itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesi ilk kararı baz alarak inceleme yapmış ve bu maddi hatalar silsilesi içinde başvurucunun asıl iddiaları hiçbir şekilde incelenmemiştir. Bu durum, bireylerin mahkeme önünde dinlenilme ve anlama haklarının, yani gerekçeli karar hakkının ihlali anlamına gelmektedir.

Uygulamada mahkemelerin zaman zaman şablon gerekçeler kullandığı veya maddi hatalar yaparak uyuşmazlığın özünden koptuğu görülmektedir. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, yargılama makamlarının şikayet ve itirazları incelerken ne kadar titiz davranmaları gerektiğine yönelik çok önemli bir emsaldir. Bir davanın tarafı, ileri sürdüğü argümanların mahkemece dikkate alındığını, incelendiğini ve hangi hukuki nedenlerle reddedildiğini bilme hakkına sahiptir. Dolayısıyla bu karar, infaz hâkimlikleri ve itiraz merci konumundaki ağır ceza mahkemeleri başta olmak üzere tüm yargı makamları için, uyuşmazlığın esasına ilişkin incelemelerin ve itirazların şekli bir değerlendirmeden ziyade esasa etkili olacak nitelikte ve iddiaları karşılayacak düzeyde tatmin edici gerekçelerle yazılması gerektiği kuralını pekiştirmektedir. Aksi yöndeki yüzeysel incelemeler, Anayasa'nın güvence altına aldığı adil yargılanma hakkının doğrudan ihlaline yol açacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan Delil Tekin'in, ailesiyle yaptığı bir telefon görüşmesinde kullandığı ifadeler nedeniyle disiplin cezası almasıyla başlamıştır. Cezaevi yönetimi, başvurucunun bu ifadelerini suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapmak olarak değerlendirmiş ve kendisine yirmi gün hücreye koyma cezası vermiştir.

Başvurucu, bu karara karşı İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Ancak Hâkimlik, başvurucunun telefon görüşmesindeki eylemini ilgisiz bir şekilde firar etmek olarak nitelendirip şikâyeti reddetmiştir. Hâkimlik daha sonra maddi hata yaptığını belirterek ek bir karar çıkarmış ve bu kez eylemi örgüt propagandası olarak değerlendirmiştir. Başvurucu bu karmaşık duruma ve ek karara karşı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etse de mahkeme, düzeltilmiş ek kararı değil ilk hatalı kararı dikkate alarak itirazı kesin olarak reddetmiştir.

Bunun üzerine başvurucu, işlenmeyen bir fiil üzerinden yanlış değerlendirmeler yapıldığını ve asıl savunmalarının hiçbir şekilde incelenmediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkını temel almıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141'in üçüncü fıkrasında yer alan "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" ilkesi yargılamanın omurgasını oluşturmaktadır.

Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı yanıt vermesini zorunlu kılmasa da, davanın sonucuna etki edebilecek esaslı sorunların incelendiğinin karardan anlaşılmasını emreder. Bu ilke, kişilerin yargı mercileri önünde seslerini duyurduklarına ve argümanlarının dikkate alındığına olan inançlarını pekiştirir. İddia ve savunmaların davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile cevap verilmesi zorunludur.

Somut uyuşmazlıkta uygulanan temel maddi hukuk kuralı ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 44 hükmüdür. İlgili kanunun fıkralarında hücreye koyma cezasını gerektiren fiiller tek tek sayılmıştır. Başvurucu hakkında uygulanan bent, aynı Kanun'un m. 44/3-l bendinde düzenlenen suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapmak veya yaptırmak fiilidir. Ancak yerel mahkeme ilk kararında yanlışlıkla aynı fıkranın (ı) bendinde düzenlenen firar etmek kuralını uygulamıştır. Bu tür temel maddi hataların giderilmemesi ve uyuşmazlığın esasını oluşturan iddiaların tartışmasız bırakılması adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuru dosyasını incelediğinde yargı makamlarının sürecin başından sonuna kadar özensiz bir yaklaşım sergilediğini tespit etmiştir. İlk olarak başvurucunun haftalık telefon görüşmesinde kullandığı ifadeler sebebiyle propaganda fiilinden disiplin soruşturması başlatılmış ve ceza verilmişken, şikayet mercii olan İnfaz Hâkimliğinin olayı tamamen bambaşka bir fiil olan firar etmek kapsamında değerlendirdiği görülmüştür.

İnfaz Hâkimliğinin bu maddi hatayı fark ederek daha sonra dosya üzerinden bir ek karar tesis ettiği ve eylemi propaganda olarak nitelediği belirlenmiştir. Ancak başvurucunun bu ek karara karşı yaptığı itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, ek kararı hiç değerlendirmemiş, doğrudan firar gerekçesiyle kurulmuş olan ilk ret kararı üzerinden inceleme yaparak itirazı reddetmiştir. Daha sonra cezaevi idaresinin tereddüt yaşaması üzerine yazılan bir müzekkere ile Ağır Ceza Mahkemesi durumu düzeltmeye çalışsa da, bu durum yapılan yargısal denetimin son derece şekli kaldığını göstermektedir.

Bu tablo, başvurucunun itirazlarını ve savunmalarını esastan, özenli ve hukuka uygun bir şekilde değerlendirmesi gereken makamların, başvurucunun iddialarını tamamen cevapsız bıraktığını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, disiplin cezasına konu olan asıl eylem ile mahkemelerin kararlarında tartıştığı eylemlerin birbirine karışması ve başvurucunun esaslı itirazlarının bu karmaşa içinde hiçbir şekilde muhatap bulamaması durumunu kabul edilemez bulmuştur. Yargısal mercilerin, yargılamanın ilk anından itibaren başvurucunun iddialarına ilişkin esaslı bir incelemeyi özenli şekilde yapmadıkları ve ilgili, yeterli bir gerekçe ortaya koyamadıkları anlaşılmıştır. Başvurucunun eylemine ve savunmalarına uygun bir yargısal değerlendirme yapılmadan, şekli ve çelişkili kararlarla disiplin cezasının kesinleşmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında sağlanan güvenceleri tamamen boşa çıkarmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: