Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Hüseyin Güngör Babacan Kararı 2020/6956 B.

Anayasa Mahkemesi Hüseyin Güngör Babacan Kararı 2020/6956 B.

Bu karar, tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumları dışına sevkleri ve nakilleri sırasında maruz kaldıkları muamelelere ilişkin devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen kötü muamele iddialarında, sadece olayın yaşanıp yaşanmadığına değil, iddiaların üzerine gidilme biçimine de odaklanmaktadır. Soruşturma makamlarının, mağdurun şikayetlerini yüzeysel bir şekilde değerlendirip, gerekli delilleri toplamadan sadece görevlilerin beyanlarına dayanarak takipsizlik kararı vermesi, Anayasa ile güvence altına alınan temel hakların usul boyutunun açık bir ihlali anlamına gelmektedir.
search
8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/6956
Karar Tarihi 23.12.2025
Taraf Hüseyin Güngör Babacan
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Kötü muamele iddiaları ivedilikle soruşturulmalıdır.
  • gavel Soruşturmada tüm deliller özenle toplanmalıdır.
  • gavel Soruşturma makamı bağımsız ve tarafsız olmalıdır.
  • gavel Kelepçe kullanımı orantılılık ilkesine tabi olmalıdır.

Bu karar, tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumları dışına sevkleri ve nakilleri sırasında maruz kaldıkları muamelelere ilişkin devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen kötü muamele iddialarında, sadece olayın yaşanıp yaşanmadığına değil, iddiaların üzerine gidilme biçimine de odaklanmaktadır. Soruşturma makamlarının, mağdurun şikayetlerini yüzeysel bir şekilde değerlendirip, gerekli delilleri toplamadan sadece görevlilerin beyanlarına dayanarak takipsizlik kararı vermesi, Anayasa ile güvence altına alınan temel hakların usul boyutunun açık bir ihlali anlamına gelmektedir.

Benzer davalar ve uygulamalar açısından bu kararın emsal etkisi, savcılık makamlarının kötü muamele şikayetlerinde izlemesi gereken yöntemi kesin hatlarla çizmesinde yatmaktadır. Karar, soruşturmayı yürüten adli mercilerin, olay yerindeki güvenlik kamerası kayıtlarını incelemesi, olaya şahit olan tanıkları mutlaka dinlemesi, zaman kaybetmeden mağdurların iddialarını doğrulayacak veya çürütecek tıbbi sağlık raporlarını aldırması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Kamu kurumlarının olayla uyuşmayan belgeler sunarak yaptığı soyut savunmalarla yetinilmemesi gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Uygulamada, mahpusların nakil işlemleri sırasındaki güç kullanımının, kelepçe takma zorunluluğunun ve yolculuk esnasında temel beslenme ihtiyaçlarının karşılanmamasının çok daha ciddi bir yargısal denetime tabi tutulacağı bildirilmektedir. Etkili ve derinlemesine bir ceza soruşturması yürütülmediği takdirde, idare makamlarının ve devletin ağır tazminat yükümlülükleriyle karşılaşacağı ve Anayasa Mahkemesinin usul güvencelerinden taviz vermeyeceği kesin bir biçimde ortaya konulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Konya'daki bir cezaevinde tutuklu bulunan başvurucunun, hastane sevki ve tıbbi rapor alımı sırasında yaşadığı olaylar nedeniyle kamu görevlilerine karşı yaptığı şikayetlerin sonuçsuz bırakılmasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, Konya'dan İstanbul'daki Adli Tıp Kurumuna güvenlik amacıyla nakledilirken ellerine gerekmediği halde ve son derece sıkıca kelepçe takıldığını, bu sebeple bileklerinde günlerce geçmeyen morluklar ve kızarıklıklar oluştuğunu iddia etmiştir. Ayrıca uzun saatler süren yolculuk boyunca kendisine yeterli kumanya verilmediğini, kasten aç bırakıldığını, temel insani ihtiyaçlarının zamanında karşılanmadığını ve kurum önünde kelepçeli halde adeta teşhir edildiğini ileri sürmüştür. Yaşadığı bu olumsuz olaylar üzerine derhal savcılığa başvurarak sevkten sorumlu jandarma komutanından ve infaz koruma memurlarından şikayetçi olmuş, vücudundaki izlerin belgelenmesi için gecikmeksizin sağlık raporu alınmasını ve durumu gören koğuş arkadaşlarının tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Ancak savcılık makamı, delilleri yeterince toplamadan ve iddiaları derinlemesine araştırmadan hızla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, kötü muamele yasağının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan kötü muamele yasağına ve devletin bu husustaki pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Anayasa m. 17'nin üçüncü fıkrasında yer alan kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı kuralı, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa m. 5 ile birlikte yorumlanarak olaya tatbik edilmiştir.

Bu bağlamda, bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve kötü muamele teşkil edecek bir müdahaleye uğradığına ilişkin mahkeme önünde savunulabilir bir iddiası mevcutsa, devletin bu iddiayı etkili bir şekilde araştırma ve soruşturma yükümlülüğü doğmaktadır. Etkili soruşturma ilkesi uyarınca, kötü muamelenin kasten yapıldığı ileri sürülen durumlarda ivedilikle bağımsız bir ceza soruşturması başlatılmalı, olayları aydınlatabilecek ve sorumluları şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirleyebilecek tüm deliller eksiksiz bir biçimde toplanmalıdır. Doğrudan bir şikayet olmasa dahi yetkili adli makamlar, kötü muamele belirtileri karşısında resen harekete geçmek zorundadır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre, ceza soruşturmasının etkili kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten birimlerin ve kişilerin olaya karışan şüphelilerden tamamen bağımsız olması şarttır. Mağdurun soruşturmaya aktif katılımı sağlanmalı, soruşturma işlemleri makul bir özen ve süratle yürütülerek olaylar aydınlatılmalı, ayrıca süreç gerektiği ölçüde kamu denetimine açık tutulmalıdır. Savcılık makamlarının iddiaları yüzeysel bir şekilde inceleyip, sadece devlet görevlilerinin tek taraflı beyanlarına dayanarak ve temelden yoksun hukuki sonuçlarla dosyayı aceleyle kapatmaları, devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, ceza infaz kurumu dışında gerçekleştirilen sevk işlemlerinde güç veya kelepçe kullanılmasının zorunluluğu, gerekliliği ve orantılılığı da soruşturma neticesinde verilen kararlarda mutlaka detaylıca denetlenmeli ve gerekçelendirilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda savcılık makamının yürüttüğü soruşturmanın derinliğini, toplanan delillerin niteliğini ve varılan sonucun hukuka uygunluğunu titizlikle incelemiştir. Başvurucunun, cezaevi nakil aracı içinde ellerinin uzun süre sıkıca kelepçeli tutulduğu, yaklaşık 28 saatlik seyahat boyunca aç bırakıldığı ve kelepçeli halde kurumlarda teşhir edildiği yönündeki ağır şikayetleri üzerine başlatılan soruşturmada çok ciddi hukuki ve fiili eksiklikler tespit edilmiştir. Mahkeme, savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verirken iddiaları destekleyici delil aramak yerine sadece şikayet edilen jandarma personeli ve kamu görevlilerinin savunmaları ile yetindiğini, infaz kurumunun verdiği yüzeysel müzekkere cevaplarını mutlak doğru kabul ederek araştırma yapmaktan kaçındığını belirlemiştir.

Karardaki tespitlere göre, başvurucu hem infaz kurumuna hem de savcılığa verdiği birden fazla dilekçede, bileklerinde oluşan fiziksel morlukların belgelenmesi için derhal sağlık raporu aldırılmasını talep etmesine rağmen, bu hayati nitelikteki rapor ancak olaydan tam bir ay sonra alınabilmiştir. Yüksek Mahkeme, kelepçenin aşırı sıkılması sonucu oluşabilecek izlerin ve travmatik yaraların bir ay gibi uzun bir sürede iyileşip kaybolabileceği ihtimalinin soruşturma makamınca hiç değerlendirilmemesini ve başvurucunun iddialarının tıbben test edilebilirliğinin tamamen ortadan kaldırılmasını telafisi imkansız büyük bir usul eksikliği olarak nitelendirmiştir. Ayrıca, başvurucu, kuruma döndüğünde bileklerindeki kanama ve morlukları bizzat gördüğünü belirttiği koğuş arkadaşlarının isimlerini açıkça vererek bu kişilerin tanık olarak dinlenmelerini istemesine rağmen, bu şahısların ifadelerine hiçbir aşamada başvurulmamış olması yürütülen soruşturmanın etkililiğine açıkça gölge düşürmüştür.

Öte yandan, nakil sırasında başvurucuya kasten yetersiz yiyecek verildiği ve aç bırakıldığı iddiasıyla ilgili olarak, infaz kurumu tarafından dosyaya sunulan iaşe tablosunun olay tarihiyle uyuşmayan bambaşka bir güne ait olduğunun savcılık makamı tarafından hiçbir şekilde sorgulanmaması da dikkatsizliğin ve özensizliğin bir başka göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Başvurucunun dönüş yolunda kamu görevlilerince cezalandırma kastıyla aç bırakıldığına ve Adli Tıp Kurumu önünde kasıtlı olarak teşhir edildiğine yönelik ciddi iddiaları da savcılık kararlarında hiçbir şekilde araştırılmamış, tartışılmamış ve tamamen cevapsız bırakılmıştır. Tüm bu araştırma eksiklikleri ve özensizlikler ışığında, olayı çevreleyen maddi koşullar yeterince aydınlatılamadığı için Mahkeme, kötü muamele iddialarının esası ve maddi boyutu hakkında bu aşamada kesin bir inceleme yapılamayacağına, ancak idarenin üzerine düşen usul ve soruşturma yükümlülüklerinin kesin surette ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği ve yeniden soruşturma yapılması yönünde karar vermiştir.

Cezaevi naklinde kelepçem çok sıkıldı, bileğim morardı. Nereye şikayet edebilirim? expand_more
Anayasa Mahkemesi emsal kararlarına göre, cezaevi dışına sevk veya nakil işlemleri sırasında kelepçe kullanılması mutlaka orantılılık ilkesine uygun olmalı ve aşırı güç kullanımından kaçınılmalıdır. Bileklerinizde oluşan fiziksel morluklar, kızarıklıklar veya kurumlarda kelepçeli halde teşhir edilmeniz kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelebilir. Bu durumda derhal savcılığa veya infaz kurumu idaresine başvurarak şikayetçi olmalı, iddialarınızı doğrulayacak tanıkların dinlenmesini istemeli ve vücudunuzdaki izlerin belgelenmesi için gecikmeksizin sağlık raporu aldırılmasını talep etmelisiniz.
Şikayetçi oldum ama savcı şahitlerimi dinlemedi ve dosyayı kapattı. Ne yapmalıyım? expand_more
Savcılığın iddialarınızı derinlemesine araştırmadan, olay yerindeki kamera kayıtlarını incelemeden ve bizzat isimlerini verdiğiniz koğuş arkadaşlarınız gibi tanıkları dinlemeden dosyayı kapatması hukuka aykırıdır. Sadece şikayet edilen jandarma veya kamu görevlilerinin tek taraflı savunmalarıyla yetinilip kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı verilmesi, Anayasa ile güvence altına alınan temel hakların "usul boyutunun" ve devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu tür yüzeysel takipsizlik kararlarına karşı hukuki itiraz yollarını tüketmeli ve sonuç alamazsanız Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmalısınız.
Darp edildim ama 1 ay sonra hastaneye sevk ettiler, iz kalmadı. Haklı çıkar mıyım? expand_more
Evet, bu durum soruşturmadaki ağır bir ihlali gösterdiği için haklı çıkarsınız. Adli merciler, kötü muamele şikayetlerinde veya vücuttaki darp belirtileri karşısında iddiaları doğrulayacak ya da çürütecek tıbbi sağlık raporlarını zaman kaybetmeden, ivedilikle aldırmak zorundadır. Anayasa Mahkemesi, kelepçenin aşırı sıkılması gibi durumlarda oluşan izlerin bir ay gibi bir sürede iyileşip kaybolabileceği ihtimalinin savcılıkça göz ardı edilmesini ve iddiaların tıbben test edilebilirliğinin ortadan kaldırılmasını, telafisi imkansız büyük bir usul eksikliği olarak değerlendirmektedir. Bu ihmal, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün açık ihlalidir.
Nakil aracında saatlerce aç ve susuz bırakıldım. Bu durum kötü muamele sayılır mı? expand_more
Evet, bu durum şüphesiz kötü muamele iddiaları kapsamında değerlendirilir. Anayasa Mahkemesinin yaklaşımına göre, uzun saatler süren nakil işlemleri esnasında mahpuslara yeterli kumanya verilmemesi, kasten aç bırakılması ve temel insani ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı" kuralıyla doğrudan ilişkilidir. Savcılık makamlarının, infaz kurumu tarafından sunulan ve olay tarihiyle dahi uyuşmayan sahte veya ilgisiz iaşe kayıtlarını sorgulamadan mutlak doğru kabul etmesi ciddi bir dikkatsizlik ve özensizlik sayılır. Bu tür şikayetlerin etkin şekilde soruşturulmaması, devleti ağır tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir