Anasayfa Karar Bülteni AYM | Zabit Kişi | BN. 2020/22523

Karar Bülteni

AYM Zabit Kişi BN. 2020/22523

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü
Başvuru No 2020/22523
Karar Tarihi 25.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları derhâl ve etkili soruşturulmalıdır.
  • İşkence ve eziyet yasağı mutlak bir haktır.
  • Gözaltındaki yaralanmalara idare ikna edici açıklama getirmelidir.
  • Etkili soruşturmada tüm deliller özenle toplanmalıdır.

Bu karar hukuken, bir kişinin iradesi dışında yurt dışından zorla getirilerek kayıt dışı alıkonulduğu ve bu süreçte işkenceye maruz kaldığı yönündeki savunulabilir nitelikteki iddiaların idari makamlar ve yargı mercileri tarafından ne derece etkili soruşturulması gerektiğinin anayasal sınırlarını çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişinin resmi kayıtlar öncesinde uzun süre hukuka aykırı şekilde tutulduğu ve ağır fiziksel ile psikolojik şiddete uğradığı yönündeki şikâyetlerin, yalnızca şeklî sağlık raporlarına dayanılarak soyut bir biçimde reddedilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Özellikle kişinin vücudunda meydana gelen travma ve his kaybı gibi tıbbi bulgular karşısında, savcılık makamının kamera kayıtları, pasaport verileri ve uçuş kayıtları gibi temel delilleri toplamadan takipsizlik kararı vermesi, devletin usul yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Karar, kolluk ve istihbarat faaliyetleri bağlamında dahi devletin maddi ve manevi varlığı koruma yükümlülüğünün kesin olduğunu, olağanüstü koşulların işkence ve kötü muamele yasağını esnetemeyeceğini teyit etmektedir. Savcılıkların bu tür iddialar karşısında mağdurun ve şüphelilerin ifadelerini bizzat alarak, tanıkları dinleyerek ve bağımsız bilirkişi raporları temin ederek maddi gerçeği ortaya çıkarma konusundaki pozitif yükümlülükleri pekiştirilmiştir. Soruşturmaların yüzeysel yürütülmesi durumunda devletin ağır ihlal kararları ve manevi tazminat yaptırımlarıyla karşılaşacağı içtihatla sabit hâle getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Zabit Kişi, Kazakistan makamları tarafından Almatı Havalimanı'nda Türk yetkililere teslim edildikten sonra zorla bir uçağa bindirilerek Türkiye'ye getirildiğini ve 108 gün boyunca kayıt dışı olarak üç metrekarelik bir konteynerde alıkonulduğunu ileri sürmüştür. Bu süre zarfında ağır darp, elektrik verme, kaburga kırılması ve faili meçhul cinayete kurban gitme tehdidi gibi ağır işkencelere maruz kaldığını iddia ederek kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu, işkence süreci sonrasında Ankara Emniyet Müdürlüğüne teslim edildiğini ve can güvenliği endişesiyle kendi rızasıyla teslim olmuş gibi tutanak imzalamak zorunda kaldığını savunmuştur. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturmada başvurucunun iddiaları soyut bulunarak takipsizlik kararı verilmiş ve bu karara yapılan itiraz da sulh ceza hâkimliğince reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, maruz kaldığı eylemlerin etkin bir şekilde soruşturulmadığı, haksız yere alıkonulduğu ve işkence gördüğü gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında yer alan "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." ve "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz." kurallarını temel almıştır. Bu yasak, hiçbir istisnanın kabul edilmediği, savaş ve olağanüstü hâllerde dahi askıya alınamayan mutlak bir haktır.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, bir muamelenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gerekmektedir. Kötü muamelenin varlığına ilişkin iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. Yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler iddianın ispatı için kanıt teşkil edebilir. Devletin kontrolü altında bulunulan sırada kişinin yaralanması hâlinde yetkili makamlar bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.5 uyarınca devletin temel amaç ve görevleri, bireyin devlet görevlilerince gerçekleştirilen hukuka aykırı muamele iddiaları hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini gerektirir. Soruşturmayı yürüten makamların olaylara karışanlardan bağımsız olması, olayı aydınlatacak tüm delillerin özenle toplanması ve sürecin makul bir süratle yürütülmesi zorunludur. Yetkililerin aceleci davranarak ve yeterli araştırmayı yapmadan temelden yoksun sonuçlara dayanarak soruşturmayı kapatmaları usul boyutunun ihlalini oluşturur. İşkence iddialarının kasten yapıldığı ileri sürüldüğünde şikâyet olmasa dahi açık belirtiler varsa re'sen soruşturma başlatılmalı ve kişinin sağlık raporlarındaki bulguların kaynağı uzman bilirkişilerce aydınlatılmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Kazakistan'dan zorla getirildiğine ve kayıt dışı olarak yüz günden fazla bir süre alıkonulduğuna ilişkin iddiaları çerçevesinde savcılığın yürüttüğü soruşturmayı incelemiştir. Başvurucunun pasaportunda yurda giriş mührünün bulunmaması ve Dışişleri Bakanlığı yazısında başvurucunun sınır dışı edilerek Türk yetkililere teslim edildiğinin açıkça belirtilmesi, zorla getirilme iddialarını destekler nitelikte bulunmuştur. Buna rağmen savcılığın, söz konusu uçuştaki yolcu listelerini, havalimanı kamera kayıtlarını ve teslim alma tutanaklarını dahi araştırmadığı tespit edilmiştir.

Başvurucunun alıkonulduğu dönemde oluştuğunu iddia ettiği kaburga çatlağı ve parmaklarında his kaybı yaşadığına dair ceza infaz kurumunda alınan tıbbi raporları dosyaya sunmasına karşın, savcılık bu sağlık sorunlarının alıkonulma sürecinde meydana gelip gelmediğini aydınlatacak hiçbir bilirkişi incelemesi yaptırmamıştır. Ayrıca, başvurucu kendi rızasıyla teslim olduğunu beyan eden tutanakların işkence ve ağır tehdit altında imzalatıldığını ileri sürmesine rağmen, tutanakta imzası olan kamu görevlilerinin tanık olarak ifadelerine dahi başvurulmamış, olayın gerçekleşme koşullarına dair en ufak bir somut adım atılmamıştır. Başvurucunun bizzat ifadesi dahi alınmadan sadece tıbbi raporlardaki "darp izi yoktur" şeklindeki yüzeysel kayıtlara dayanılarak soruşturmanın takipsizlikle kapatılması, savcılığın makul özen yükümlülüğüne açıkça aykırı bulunmuştur.

Soruşturma makamlarının makul şüphe uyandıran ve savunulabilir nitelikte olan işkence ile kötü muamele iddiaları karşısında eylemsiz kalması, temel delilleri toplamaması ve üç yılı aşkın süren bir soruşturmada hiçbir ilerleme kaydetmeden dosyayı şeklen kapatması devletin pozitif usul yükümlülüklerini yerine getirmediğini ortaya koymuştur. Olayı çevreleyen maddi koşullar aydınlatılmadığı için maddi boyut yönünden kesin bir inceleme yapılamamış olsa da, usul boyutuyla etkin bir soruşturma yürütülmediği kesin olarak saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması talebiyle bireysel başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: