Karar Bülteni
AYM 2021/5438 BN.
Anayasa Mahkemesi | Hasan Öztürk | 2021/5438 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/5438 |
| Karar Tarihi | 21.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddiaları derhâl soruşturulmalıdır.
- Çelişkili sağlık raporları titizlikle aydınlatılmalıdır.
- Şüpheli kolluk görevlilerinin ifadeleri mutlaka alınmalıdır.
- Kolluk tutanakları tek başına hükme esas alınamaz.
Bu karar, gözaltı süreçlerinde kolluk kuvvetleri tarafından uygulandığı iddia edilen fiziksel ve psikolojik şiddet vakalarının soruşturulmasında yargı makamlarının uyması gereken asgari standartları net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, gözaltında kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmaların yüzeysel yürütülemeyeceğini, birbiriyle açıkça çelişen sağlık raporlarının varlığı hâlinde iddia makamının mutlak surette bu çelişkiyi giderecek tıbbi ve teknik incelemeler yaptırmakla yükümlü olduğunu özellikle vurgulamıştır. Hukuk devletinin bir gereği olarak, şüpheli konumundaki kolluk görevlilerinin bizzat cumhuriyet savcısı tarafından dinlenilmemesi ve sadece kolluğun kendi düzenlediği tutanaklara itibar edilerek takipsizlik kararı verilmesi, devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak tescillenmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde bu karar, cumhuriyet başsavcılıklarının gözaltı birimlerindeki kötü muamele iddialarına yaklaşımını doğrudan şekillendirecek oldukça kritik bir nitelik taşımaktadır. Savcılıkların olay yeri kamera kayıtlarını ivedilikle toplaması, iddiaya konu polis memurlarının şüpheli sıfatıyla doğrudan savunmalarını alması ve en önemlisi mağdurun sunduğu alternatif tıbbi delilleri derinlemesine incelemesi zorunluluğu bir kez daha hatırlatılmıştır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, salt ilk sağlık raporuna veya şikayetçi olunmadığına dair matbu kolluk tutanaklarına dayanılarak dosyaların erkenden kapatılması pratiği, bu içtihadın ardından önemli ölçüde kısıtlanacaktır. Zira Anayasa Mahkemesi, bağımsız ve tarafsız soruşturma ilkesinin ancak tüm delillerin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde aktif biçimde toplanmasıyla sağlanabileceğini hüküm altına almıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında ifade vermek üzere polis merkezine çağrılmış ve bir gece gözaltında tutulmuştur. İddiaya göre, avukatı gelmeden önce sivil ve üniformalı iki polis memuru tarafından kendisine tekme ve tokat atılmış, ayaklarının altına sopayla vurulmuş ve ıslak zeminde bekletilerek kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Serbest bırakıldıktan hemen sonra hastaneden aldığı ikinci sağlık raporunda vücudundaki darp izleri belgelenen başvurucu, kendisine şiddet uygulayan kolluk görevlilerinden ve kendisini muayene etmeden darp izi olmadığına dair ilk raporu düzenleyen doktordan şikayetçi olmuştur. Cumhuriyet başsavcılığı, polis memurlarının ifadelerini dahi almadan, sadece idari soruşturma evrakına ve kolluğun tuttuğu matbu tutanaklara dayanarak takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, itirazının da reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağı çerçevesinde devletin pozitif usul yükümlülüklerine odaklanmıştır. Bu kurala göre, bir kimsenin devlet görevlileri tarafından fiziksel veya ruhsal bir şiddete uğradığına dair savunulabilir bir iddiası varsa, derhâl ve ivedilikle etkili bir ceza soruşturması başlatılması zorunludur.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kasten yapıldığı iddia edilen kötü muamele vakalarında soruşturma makamları, olayı aydınlatabilecek tüm delilleri resen toplamalı, sorumluları tespit etmeli ve mağdurun soruşturmaya etkin şekilde katılımını sağlamalıdır. Soruşturmanın olaya karışan kişilerden tamamen bağımsız, tarafsız ve makul bir süratle yürütülmesi esastır. Savcılıkların, kamu görevlilerinin karıştığı iddia edilen olaylarda, sadece şüpheliler tarafından düzenlenen tutanakların doğruluğunu araştırmadan ve başkaca somut delillerle desteklemeden tek başına bu tutanakları hükme esas alması, tarafsız ve bağımsız soruşturma ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Özellikle gözaltı süreçlerinde birbirini yalanlayan çelişkili sağlık raporları bulunuyorsa, savcılığın bu çelişkiyi gidermek için uzman bilirkişi mütalaasına başvurması ve yaralanmanın niteliğini bilimsel olarak tespit etmesi şarttır. Soruşturma makamının, olayın asli failleri olduğu iddia edilen kolluk personelinin ifadelerini şüpheli sıfatıyla bizzat almaması ve sadece kolluğun kendi içinde yürüttüğü idari tahkikat raporlarıyla yetinmesi, etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün açıkça ihlali olarak doktrinde ve hukuki içtihatlarda kabul edilmektedir. Yargı makamları, eksik inceleme ile soruşturmayı aceleci bir tutumla veya temelden yoksun gerekçelerle sonlandırmaktan kesinlikle kaçınmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda savcılığın yürüttüğü soruşturmanın etkinliğini derinlemesine incelemiştir. Başsavcılık, olay sonrası kamera kayıtlarını temin etmeye çalışmış ve ilk raporu düzenleyen doktorun ifadesini almış olsa da, maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkarmak için gerekli asgari adımları atmakta yetersiz kalmıştır.
Öncelikle, başvurucunun iddiaları ile polis memurlarının düzenlediği tutanak arasında çok ciddi bir çelişki bulunmaktadır. Polis tutanağına göre başvurucu baygınlık geçirerek yüzükoyun yere düşmüş ve bu sebeple yaralanmıştır. Başvurucu ise polislerin tekme, tokat ve sopa kullanarak kendisini kasten darp ettiğini ileri sürmüştür. Üstelik olay günü düzenlenen ilk sağlık raporunda hiçbir darp izine rastlanmadığı belirtilirken, sadece üç saat sonra başka bir doktor tarafından verilen raporda başvurucunun yüzünde, bacağında ve kollarında morluklar, şişlikler ve çizikler olduğu net bir biçimde kayıt altına alınmıştır.
Anayasa Mahkemesi, başsavcılığın bu derin çelişkiyi gidermek üzere yeni bir tıbbi mütalaa almadığını ve yaralanmaların iddia edildiği gibi fiziksel şiddet sonucu mu yoksa düşme kaynaklı mı olduğunu usulünce araştırmadığını tespit etmiştir. Dahası, soruşturma savcısı şikâyet edilen polis memurlarının kimliklerini tespit edip şüpheli sıfatıyla bizzat ifadelerini alma gereği dahi duymamıştır. Sadece kolluğun kendi düzenlediği matbu tutanaklara ve idari soruşturmadaki taraflı beyanlara itibar edilerek, eksik incelemeyle takipsizlik kararına varılması, tarafsız ve bağımsız bir soruşturma yürütülmediğini açıkça göstermiştir. Delillerin tam olarak toplanmaması ve şüpheli konumundaki kolluk görevlilerinin beyanlarına sorgusuz sualsiz ağırlık verilmesi, soruşturmanın kalitesini ciddi şekilde gölgelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yürütülen eksik soruşturma nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasına ve başvurucuya 115.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.