Karar Bülteni
AYM Hasan Ceyhan BN. 2021/1399
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/1399 |
| Karar Tarihi | 21.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddiaları derhâl soruşturulmalıdır.
- Şüpheli tutanakları tek başına hükme esas alınamaz.
- Yaralanmanın kaynağı bilimsel raporlarla kesin olarak aydınlatılmalıdır.
- Soruşturmalar bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun yürütülmelidir.
Bu karar, kolluk kuvvetlerinin gözetimi altında bulunan kişilerin kötü muamele iddialarının soruşturulmasında savcılık makamlarına düşen usul yükümlülüklerinin sınırlarını net bir biçimde çizmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma pozitif yükümlülüğünün bir gereği olarak, kamu görevlilerinin karıştığı iddia edilen olaylarda yürütülecek soruşturmaların bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine harfiyen uygun olmasının zorunlu olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulamıştır. Özellikle şüpheli konumundaki kolluk görevlilerince tanzim edilen tutanakların doğruluğu tarafsız yollarla teyit edilmeden soruşturmanın sonlandırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacını temelden zedeleyen büyük bir hukuki eksiklik olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalar ve uygulamalar açısından bu karar, soruşturma makamlarının iddiaları yüzeysel bir yaklaşımla ve aceleyle geçiştiremeyeceği, çelişkili sağlık raporları veya tutarsız beyanlar bulunduğunda bunların giderilmesi için adli tıp gibi uzman kurumlardan muhakkak bilimsel destek alınması gerektiği yönünde çok net bir emsal oluşturmaktadır. Etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinin, anayasal güvence altındaki kötü muamele yasağının usul boyutunun açık bir ihlali anlamına geleceği ve savcılıkların şüpheli kamu görevlilerinin beyanlarına veya kendi tuttukları tutanaklara peşinen üstünlük tanıyan taraflı yaklaşımlardan uzak durması gerektiği bu kararla yerleşik bir içtihat hâline gelmiştir. Karar, hukuka uygunluğun sağlanması ve keyfîliğin önlenmesi için hayati önemdedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Hasan Ceyhan, hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında ifade vermek üzere telefonla polis merkezine çağrılmış ve burada gözaltına alınmıştır. Gözaltı süresince sivil ve resmî kıyafetli polis memurları tarafından tekme, tokat ve sopayla darbedildiğini, çıplak ayakla ıslak zeminde bekletildiğini iddia etmiştir. Serbest bırakıldıktan hemen sonra hastaneden aldığı ve vücudundaki morluk ile şişlikleri belgeleyen darp raporuyla birlikte kendisini darbeden polis memurları ve daha önce kendisini muayene etmeden "darp izi yoktur" şeklinde rapor veren doktor hakkında savcılığa şikâyette bulunmuştur. Savcılık, şikâyet edilen polis memurlarının kimliklerini tespit edip şüpheli sıfatıyla ifadelerini almadan, sadece polislerin kendi tuttukları tutanağa ve idari soruşturmadaki ifadelere dayanarak soruşturmayı kapatmıştır. Uyuşmazlık, başvurucunun maruz kaldığını iddia ettiği fiziksel ve psikolojik şiddet eylemlerinin savcılık tarafından yeterince ve etkili bir şekilde soruşturulup soruşturulmadığı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile kötü muamele yasağı ilkelerine dayanmıştır. Anayasa m. 17 ve devletin temel amaç ile görevlerini düzenleyen Anayasa m. 5 hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, devletin bireyleri kamu görevlilerinin haksız müdahalelerine karşı koruma ve işkence ya da kötü muamele iddialarını derhâl, bağımsız ve etkili bir şekilde resen soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kimsenin devlet görevlileri tarafından fiziksel veya ruhsal bir saldırıya uğradığına dair savunulabilir ve makul şüphe uyandıran bir iddiası varsa, bu iddia hakkında derhâl bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Soruşturma, olaya karışanlardan tamamen bağımsız ve tarafsız kişilerce yürütülmeli, maddi gerçeği aydınlatabilecek tüm deliller hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde titizlikle toplanmalıdır. Yetkili makamlar, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve olayları aydınlatmaktan uzak, temelden yoksun veya eksik incelemeye dayalı sonuçlara kesinlikle itibar etmemelidir.
Özellikle kolluk görevlilerinin bizzat dâhil olduğu iddia edilen olaylarda, şüpheli konumundaki görevliler tarafından kendi lehlerine tutulan tutanakların aksi ispat edilemez kesin bir delil olarak kabul edilmesi, soruşturmanın bağımsızlığına ve tarafsızlığına ağır bir gölge düşürür. İşkence veya kötü muamele iddialarında, tıbbi raporlar arasındaki çelişkilerin uzman raporlarıyla giderilmesi, şüphelilerin kimliklerinin tespit edilerek bizzat ifadelerinin usulüne uygun alınması ve kamera kayıtları gibi nesnel nitelikteki delillerin araştırılması hukuki bir zorunluluktur. Bu tür iddiaların varlığında, yalnızca şüpheli konumundaki memurların beyanlarına ağırlık vererek soruşturmanın yüzeysel şekilde kapatılması, Anayasa'da sıkı sıkıya korunan kötü muamele yasağının usul boyutunun açık bir ihlali anlamına gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle savcılığın soruşturma sürecindeki usul eksikliklerine odaklanmıştır. Başvurucu, polis merkezinde görevli polisler tarafından darbedildiğini iddia etmiş ve bu iddiasını serbest kaldıktan hemen sonra aldığı, vücudundaki şişlik, morluk ve çizikleri gösteren tıbbi raporla desteklemiştir. Polislerin düzenlediği tutanakta ise başvurucunun baygınlık geçirerek yüzükoyun yere düştüğü ve yaralanmaların bu sebeple oluştuğu öne sürülmüştür. Bu iki zıt senaryo arasındaki çelişkinin giderilmesi, etkili bir soruşturmanın en temel gerekliliğidir.
Ancak savcılık, yaralanmaların fiziksel bir şiddet sonucu mu yoksa düşme neticesinde mi meydana geldiğini tıbbi bir raporla aydınlatma yoluna gitmemiştir. Bunun yerine, idari soruşturma kapsamında elde edilen bilgileri ve şikâyet edilen polis memurlarının kendi tuttukları tutanakları esas alarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Ayrıca başvurucunun, ilk sağlık raporu ile ikinci sağlık raporu arasında geçen süreye ve mevcutlu olarak adliyeye sevk edilmesi sebebiyle şikâyetini ancak serbest kaldıktan sonra yapabildiğine dair esaslı itirazları, itiraz mercii olan sulh ceza hâkimliği tarafından da dikkate alınmamıştır.
Mahkeme, şüpheli sıfatı taşıması gereken kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespit edilip bizzat ifadelerine başvurulmamasını ve soruşturmanın yalnızca onların idari aşamadaki beyanları ile düzenledikleri tutanaklara ağırlık verilerek sonlandırılmasını ciddi bir usul eksikliği olarak değerlendirmiştir. Kamu görevlilerinin karıştığı olaylarda, şüpheliler tarafından düzenlenen evraka doğruluğu araştırılmaksızın ve bağımsız delillerle desteklenmeksizin itibar edilmesi, tarafsız ve bağımsız soruşturma yürütme ilkesine açıkça aykırıdır. Bu eksiklikler, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli özenin gösterilmediğini kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden soruşturma yapılması için kararı ilgili savcılığa göndermek suretiyle başvurucunun manevi tazminat talebini kabul etmiştir.