Anasayfa Karar Bülteni AYM | Anıl Can Tuncer | BN. 2020/24055

Karar Bülteni

AYM Anıl Can Tuncer BN. 2020/24055

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü
Başvuru No 2020/24055
Karar Tarihi 16.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları derhâl soruşturulmalıdır.
  • Soruşturma bağımsız ve tarafsız yürütülmelidir.
  • Mağdurun soruşturmaya katılımı güvence altına alınmalıdır.
  • Savcılık makamı tüm delilleri eksiksiz toplamalıdır.

Bu karar, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına ve kötü muamele iddialarına karşı devletin etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünün anayasal sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, şüpheli veya mağdurun iddiaları ile bu iddiaları destekleyen tıbbi raporların varlığı hâlinde, savcılık makamının yalnızca kolluk görevlilerince tutulan tutanaklara dayanarak dosyayı kapatamayacağını vurgulamıştır. Hukuken bu durum, devletin Anayasa ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma şeklindeki pozitif yükümlülüğünün katı bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir.

Kararın emsal etkisi, özellikle toplumsal olaylara müdahale sırasında veya gözaltı süreçlerinde yaşanan hak ihlali iddialarının soruşturulma usulünde kendini gösterecektir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, mağdur şikâyetlerinin soyut gerekçelerle veya yalnızca kolluk tarafından hazırlanan evraka dayanılarak takipsizlikle sonuçlandırılması pratiği, bu ihlal kararıyla ciddi bir hukuki engele takılmaktadır. Savcılık makamlarının, iddia edilen olayların aydınlatılması için şüphelilerden bağımsız, detaylı, mağdurun katılımına açık ve süratli bir ceza soruşturması yürütmesi zorunluluğu pekiştirilmiştir. Emsal nitelikteki bu karar, kolluk şiddeti iddialarına karşı cezasızlık kültürünün önlenmesi ve hukukun üstünlüğü ilkesinin tam anlamıyla tesisi bakımından uygulamadaki tüm soruşturma mercileri için bağlayıcı bir rehber işlevi görecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Üniversite öğrencisi olan başvurucu, eğitim gördüğü kampüste yaşanan bir öğrenci eylemi sırasında olay yerine ne olduğunu anlamak için gittiği esnada kolluk kuvvetleri tarafından darbedilerek gözaltına alındığını iddia etmiştir. Başvurucu, sivil giyimli bir amirin talimatıyla yere yatırıldığını, elleri arkadan kelepçeli hâlde tekmelendiğini, polis aracına sürüklenerek götürüldüğünü ve araç içerisinde doğrudan kendisine copla vurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca, hastane ve adliye süreçlerinde de polislerin hakaretlerine uğradığını, havasız bir araçta uzun süre bekletildiğini ve temel insani ihtiyaçlarının karşılanmasına izin verilmediğini ileri sürmüştür. Başvurucunun bu iddialarla yaptığı suç duyurusu sonucunda savcılık, olayları detaylıca incelemeden yalnızca polis tutanaklarını dikkate alarak takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) vermiştir. Başvurucu, güvenlik güçlerinin fiziksel şiddetine uğraması ve bu durumun etkili bir şekilde soruşturulmaması sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında güvence altına alınan kötü muamele yasağına dayanmıştır. İlgili madde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağını, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağını mutlak bir biçimde emretmektedir.

Bu anayasal kural, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 5 ile birlikte sistemli bir şekilde yorumlandığında, devlete yalnızca bireylere yönelik kötü muameleden kaçınma şeklinde bir negatif yükümlülük yüklemez; aynı zamanda devlet görevlilerinin kötü muamelesine maruz kaldığını savunan kişilerin iddialarını aydınlatacak, failleri tespit edip cezalandıracak etkili bir yargısal sistem kurma ve yürütme yönünde pozitif yükümlülük de zorunlu kılar.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kötü muamelenin kasten yapıldığı ileri sürüldüğünde veya ortada resmi bir şikâyet olmasa dahi kişiye kötü muamelede bulunulduğuna dair yeterince açık ve şüphe uyandırıcı belirtiler bulunduğunda, ilgili makamlarca ivedilikle resen bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Bu ceza soruşturmasının hukuken etkili kabul edilebilmesi için sağlanması gereken bazı vazgeçilmez temel kurallar mevcuttur. Öncelikle soruşturma makamları ve süreci yürüten görevliler, olaya karıştığı iddia edilen kişilerden tamamen bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Soruşturmada olayı aydınlatabilecek, sorumluların belirlenmesini sağlayacak tüm deliller eksiksiz olarak toplanmalı, soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine ve mağdurun erişimine açık tutulmalı, mağdurun meşru menfaatlerini korumak için sürece etkin katılımı sağlanmalıdır. Ayrıca yetkililerin, soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket etmesi, aceleci davranılarak temelden yoksun, eksik incelemeye dayalı ve objektiflikten uzak sonuçlara varmaması gerekir. Etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, tek başına kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun dile getirdiği iddiaların savunulabilir bir ciddiyete sahip olup olmadığını ve yetkili makamların bu iddiaları ne ölçüde araştırdığını derinlemesine değerlendirmiştir. Başvurucu; olaylar sırasındaki fiziksel şiddeti, nasıl sürüklendiğini ve araç içinde uğradığı muameleyi detaylıca anlatmış, kendisine şiddet uygulayan ve amir konumunda olduğunu düşündüğü sivil giyimli görevliyi gördüğünde kesin olarak teşhis edebileceğini açıkça belirterek şikâyetçi olmuştur. Dosya kapsamında yer alan adli muayene raporlarında da başvurucunun yüzünde, göz altında ve vücudunun çeşitli yerlerinde sıyrık, ekimoz ve yaralanmalar bulunduğu tıbben kayıt altına alınmıştır. Bu durum, iddiaların ciddiyetini destekler niteliktedir.

Buna karşın, iddiaları aydınlatmakla ve delilleri toplamakla görevli savcılık makamının yürüttüğü ceza soruşturmasının gereken derinlikten, özen ve tarafsızlıktan tamamen yoksun olduğu tespit edilmiştir. Savcılık, şikâyete konu fiziksel şiddet iddialarını aydınlatmak adına olay yerinde veya çevresinde bağımsız tanık araştırması yapmamış, kamera kayıtlarını titizlikle incelememiş, olaya karışan şüpheli polis memurlarını tek tek tespit edip ifadelerine başvurmamıştır. Makam, yalnızca şikâyet edilen polis memurlarının mensup olduğu kolluk birimi tarafından matbu ifadelerle hazırlanan olay ve yakalama tutanaklarına dayanarak, iddiaları soyut bir yaklaşımla reddetme yoluna gitmiştir. Başvurucuya yönelik şiddet uyguladığı belirtilen ve başvurucunun yüzleştiğinde teşhis edebileceğini özellikle vurguladığı görevli hakkında en ufak bir araştırma ya da teşhis işlemi dahi yapılmamıştır.

Bunun yanı sıra, başvurucu hakkında doğrudan polislere direndiğine veya kamu malına zarar verdiğine dair somut bir iddia veya suçlama bulunmamasına rağmen, polis tutanaklarında kalıp ifadelerle yer alan "direnci kıracak seviyede kademeli ve orantılı güç kullanıldığı" şeklindeki dayanaksız savunmalara itibar edilerek dosya kapatılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başlatılan soruşturmanın iki yılı aşkın bir sürede sonuçlandırılmasını da dikkate alarak, sürecin süratle ve makul bir özenle tamamlanmadığı, dolayısıyla etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün yerine getirilmediği kanaatine varmıştır. Soruşturmadaki bu denli ağır eksiklikler, olayın gerçekte nasıl yaşandığının aydınlatılmasını ve varsa sorumluların somut olarak tespit edilmesini imkânsız kıldığından, kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına olanak bulunamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, etkili ceza soruşturması yürütülmemesi sebebiyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: