Karar Bülteni
AYM G.Ö. BN. 2022/50439
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/50439 |
| Karar Tarihi | 16.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız gözaltı tazminatı makul düzeyde olmalıdır.
- Ödenen tazminat hakkın özünü zedelememelidir.
- Adli kontrol tazminatı için yasal dayanak yoktur.
- Tazminat miktarında emsal kararlar dikkate alınmalıdır.
Bu karar, beraat eden kişilerin haksız yakalama ve gözaltı tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında hükmedilen miktarların anayasal standartlara uygunluğunu netleştirmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, beraatle sonuçlanan yargılamalar sonrasında haksız tutulma nedeniyle ödenecek tazminatın, salt sembolik bir rakam olamayacağını ve mağduriyeti giderecek makul bir seviyede belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle derece mahkemelerinin takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu yetkinin hakkın özünü zedeleyecek kadar düşük miktarlara hükmedilmesi şeklinde kullanılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, ağır ceza mahkemelerinin haksız tutuklama veya gözaltı tazminatı hesaplamalarında temel alması gereken kriterleri standart hâle getirmektedir. Karar, yerel mahkemelerin tazminat belirlerken Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda hükmettiği miktarları da bir ölçüt olarak göz önünde bulundurması gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca, adli kontrol tedbiri nedeniyle açılan tazminat davalarının kanuni bir dayanağı olmadığı ve bu tür taleplerin medeni bir hak kapsamında değerlendirilemeyeceği tespiti, uygulamadaki birçok benzer uyuşmazlığın çözümüne yön verecek niteliktedir. Mahkemelerin, haksız gözaltı süreleri için anayasal güvencelerle uyumlu ve tatmin edici tazminatlara hükmetmesi gerektiği bu emsal kararla bir kez daha güvence altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında beş gün boyunca gözaltında kalan başvurucu, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış ve yargılama sonucunda üzerine atılı suçtan beraat etmiştir. Beraat kararının kesinleşmesinin ardından başvurucu, haksız yere gözaltında tutulduğu ve adli kontrol tedbiri uygulandığı gerekçesiyle Hazineye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkeme, başvurucunun talebini kısmen kabul ederek beş günlük gözaltı süresi için 234 TL maddi ve 350 TL manevi tazminata hükmetmiş, istinaf mahkemesi manevi tazminatı 700 TL'ye çıkararak kararı kesinleştirmiştir. Başvurucu, haksız gözaltı nedeniyle kendisine ödenmesine karar verilen tazminat miktarının son derece yetersiz olduğunu, ayrıca adli kontrol tedbirine ilişkin tazminat talebinin de haksız olarak değerlendirilmediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile bu hakkın ihlali hâlinde tazminat talep etme hakkını düzenleyen dokuzuncu fıkrayı esas almıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 uyarınca, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kimselerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilecekleri düzenlenmiştir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, derece mahkemelerinin haksız tutma tazminatı belirlerken somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak, hükmedilen tazminat miktarının meydana gelen ihlalle orantısız şekilde, önemsiz ve sembolik bir miktar olması, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir. Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği tazminat miktarlarıyla orantılı bir karşılaştırma yapılması gerekmektedir. Tazminat belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirinin kişi üzerindeki olumsuz etkileri ve süresi dikkate alınmalıdır.
Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 kapsamında sadece kanunda açıkça sayılan koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talep edilebileceği, imza atma şeklindeki adli kontrol tedbiri altında geçen süreler için yasal bir tazminat hakkı bulunmadığı, bu durumun kanun tarafından açıkça veya dolaylı olarak kabul edilmiş medeni bir hak niteliği taşımadığı temel kural olarak benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı incelediğinde, derece mahkemelerinin haksız yakalama ve gözaltı tedbirleri nedeniyle ödenecek tazminat miktarlarını belirlerken orantısız kararlar verdiğini tespit etmiştir. Derece mahkemesi tarafından maddi tazminat miktarı asgari ücret üzerinden hesaplanarak 234 TL olarak belirlenmiş olup, bu miktarın davanın koşullarına göre orantısız olmadığı ifade edilmiştir. Ancak manevi tazminat yönünden yapılan incelemede, beş günlük gözaltı süresi için ödenmesine hükmedilen 700 TL'nin, Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarlarına göre oldukça düşük olduğu vurgulanmıştır. Yüksek Mahkemenin kendi standartlarına göre bir günlük gözaltı için hükmettiği miktarlar göz önüne alındığında, derece mahkemesinin hükmettiği toplam 700 TL'lik manevi tazminatın, başvurucunun uğradığı manevi zararı karşılamaktan son derece uzak olduğu ve tazminat hakkının özünü zayıflatacak kadar düşük seviyede kaldığı kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, başvurucunun adli kontrol tedbiri nedeniyle açtığı tazminat davasında bu talebinin karşılanmamasına yönelik şikâyeti de incelenmiştir. Mahkeme, mevzuatta adli kontrol altında kalma nedeniyle oluştuğu iddia edilen zararlara karşılık ödenecek tazminat için açık bir yasal dayanak bulunmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvurucunun adli kontrol tedbiri dolayısıyla tazminat ödenmesi yönündeki talebi, savunulabilir medeni nitelikte bir hak olarak kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu sebeple adil yargılanma hakkı şikâyetini konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, haksız gözaltı nedeniyle hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete aykırı ve ölçüsüz derecede düşük olduğu tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuka aykırı olması dolayısıyla hükmedilen tazminatın yetersizliği nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.