Anasayfa Karar Bülteni AYM | Leyla Aygün ve Pınar Türk Arık | BN....

Karar Bülteni

AYM Leyla Aygün ve Pınar Türk Arık BN. 2021/16146

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/16146
Karar Tarihi 04.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Konutu terk etmeme tedbiri hürriyeti kısıtlar.
  • Adli kontrol kararında meşru amaç gösterilmelidir.
  • Gerekçesiz adli kontrol toplanma hakkını zedeler.
  • Ölçüsüz tedbirler demokratik toplumda gerekli değildir.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan bireylere yönelik uygulanan adli kontrol tedbirlerinin, özellikle "konutu terk etmeme" (ev hapsi) yükümlülüğünün sınırlarını ve yasal şartlarını net bir biçimde çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, konutu terk etmeme tedbirinin, kişi özgürlüğüne yönelik tutuklamaya alternatif ve oldukça ağır bir kısıtlama olduğunu, bu nedenle mutlaka kaçma veya delilleri karartma şüphesi gibi somut, meşru ve yasal bir amaca dayanması gerektiğini vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, yetersiz ve soyut gerekçelerle bu tür ağır adli kontrol tedbirlerine hükmetmesinin anayasal güvencelere aykırı olduğu tescillenmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar sulh ceza hâkimliklerinin adli kontrol kararı verirken çok daha titiz ve bireyselleştirilmiş gerekçeler sunmalarını zorunlu kılmaktadır. Sadece bir protestoya katıldıkları gerekçesiyle bireylerin ev hapsine mahkûm edilmesi, hem kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali sayılmış hem de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı üzerinde yaratacağı caydırıcı etki nedeniyle demokratik toplum düzenine aykırı bulunmuştur. Uygulamada, temel hakların kullanımına yönelik orantısız güvenlik ve yargı tedbirlerinin titiz bir denetimden geçmesi gerektiğini gösteren çok güçlü bir emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir üniversiteye rektör atanmasını protesto etmek amacıyla 4 Şubat 2021 tarihinde İstanbul Kadıköy'de düzenlenen basın açıklaması ve gösteriye katılmak isteyen başvurucular, idarenin etkinlikleri yasaklama kararına uymadıkları ve dağılmadıkları gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştır. Başvurucular hakkında kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçlamasıyla işlem başlatılmış ve sulh ceza hâkimliğine sevk edilmişlerdir.

Hâkimlik, başvurucuların tutuklanması talebini reddetmekle birlikte haklarında "konutu terk etmeme" ve "yurt dışına çıkamama" şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar vermiştir. Başvurucular, olay yerinde sadece arkadaşlarıyla buluşmak için bulunduklarını, konutu terk etmeme şeklindeki ağır adli kontrol tedbirinin ölçüsüz ve hukuksuz olduğunu, uygulanan haksız gözaltı ve ev hapsi süreci yüzünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ağır şekilde ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin anayasal ve yasal mevzuatı temel almıştır. Özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109 hükümleri uyarınca uygulanan adli kontrol tedbirlerinin hukuki sınırları irdelenmiştir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri, niteliği ve uygulanış şekli itibarıyla hareket serbestisi üzerinde oldukça ağır, derece ve yoğunluk olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ciddi bir müdahale teşkil eden bir kısıtlamadır. Bu tedbir, tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiridir ve kural olarak ancak suçluluğu hususunda kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında, kaçmalarını ya da delilleri karartmalarını engellemek gibi haklı ve meşru bir amaca hizmet etmesi şartıyla uygulanabilir.

Ayrıca, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m. 32 kapsamında değerlendirilen eylemlerde, bireylerin toplanma hakkını kullanmaları sırasında uygulanan koruma tedbirlerinin ölçülü olması şarttır. Mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 uyarınca adli kontrol tedbirleri için doğrudan ve etkili bir tazminat davası yolunun bulunmadığını belirterek, bu tür tedbirlere karşı bireysel başvurunun temel bir hak arama yolu olduğunu vurgulamıştır. Yargı mercileri tarafından uygulanan orantısız ve gerekçesiz adli kontrol tedbirlerinin, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde caydırıcı etki yaratmaması demokratik toplum düzeninin temel bir gerekliliğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucular hakkında verilen "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuki dayanaklarını ve ölçülülüğünü titizlikle incelemiştir. Başvurucular hakkında kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılma suçlamasıyla işlem yapıldığı tespit edilmiştir.

Sulh Ceza Hâkimliği, tutuklama talebini reddedip adli kontrol kararı verirken, sanıkların suç vasfının ve delil durumunun lehe değişme ihtimalini gerekçe göstermiştir. Ancak Anayasa Mahkemesinin tespitine göre, kararın içeriğinde başvurucuların kaçacağı, saklanacağı veya delilleri karartacağına dair herhangi bir somut olguya yer verilmemiş, adli kontrol tedbirinin uygulanmasını haklı kılacak yasal meşru amaçlar ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulamamıştır. Eksik ve yetersiz gerekçelerle konutu terk etmeme gibi kişi özgürlüğünü ciddi boyutta kısıtlayan bir tedbirin uygulanması, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Öte yandan, sadece kanuna aykırı bir toplantıya katıldıkları iddiasıyla orantısız ve gerekliliği ortaya konulamayan bir koruma tedbirine maruz bırakılmanın, bireyler üzerinde toplanma hakkını kullanma bakımından ciddi bir caydırıcı etki yaratacağı saptanmıştır. İdarenin yasaklama kararına rağmen gerçekleştirilen bir gösteriye katılım ihtimali nedeniyle uygulanan ev hapsi tedbirinin, demokratik toplumda gerekli ve ölçülü bir müdahale olmadığı açıkça vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ve başvuruculara ayrı ayrı net 110.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: