Karar Bülteni
AYM İbrahim Sağlam BN. 2020/16648
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/16648 |
| Karar Tarihi | 04.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın gereğidir.
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek belirleyici delil olmamalıdır.
- Telekomünikasyon kayıtları mahkûmiyette belirleyici delil sayılabilir.
Bu karar, ceza yargılamalarında sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorgulama hakkının sınırlarını ve bu hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitinde kullanılan üç aşamalı testi somutlaştırması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, tanıkların duruşmada doğrudan dinlenmemesinin tek başına bir hak ihlali doğurmayacağını, söz konusu tanık beyanlarının mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olup olmadığının titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan istinabe yoluyla tanık dinleme işlemlerinde, sanığa bizzat soru sorma imkânı tanınmamasının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediği hususu bu kararla çok daha net bir çerçeveye oturtulmuştur. Karar, ardışık arama ve HTS kayıtları gibi somut teknik verilerin mahkûmiyete giden yolda belirleyici delil niteliği taşıdığı durumlarda, duruşmada sorgulanamayan tanık beyanlarının tek veya belirleyici delil sayılamayacağını ortaya koymaktadır. Benzer dosyalar için yön gösterici bir emsal teşkil eden bu içtihat, objektif maddi delillerle desteklenen tanık beyanlarının usulüne uygun şekilde okunduğu senaryolarda adil yargılanma güvencelerinin zedelenmediğini teyit etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, astsubay olarak görev yaparken silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçlamasıyla yakalanarak tutuklanmış ve hakkında ceza davası açılmıştır. Yargılama sürecinde ilk derece mahkemesi, başvurucunun mahrem imamlar tarafından ankesörlü ve sabit hatlardan ardışık olarak defalarca arandığını gösteren HTS kayıtlarına dayanmıştır. Bunun yanı sıra aleyhine ifade veren şahısların beyanlarına atıf yaparak başvurucuya hapis cezası vermiştir.
Başvurucu, mahkûmiyetine temel teşkil eden ve aleyhine beyanda bulunan tanıkların duruşmada bizzat dinlenmediğini, istinabe yoluyla alınan ifadelerinin sadece celsede okunduğunu, dolayısıyla bu tanıklara doğrudan soru sorma ve onları sorgulama hakkından mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür. İstinaf ve temyiz kanun yollarından da sonuç alamayan başvurucu, aleyhindeki tanıkları sorgulayamaması sebebiyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu Anayasa'nın 36. maddesi çerçevesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut görünümlerinden olan tanık sorgulama hakkı ekseninde değerlendirmiştir. Ceza muhakemesinde sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı, adil bir yargılamanın en temel ve vazgeçilmez şartlarından biridir. Sanığın yargılama sürecinde tanıklarla yüzleşebilmesi ve beyanlarının doğruluğunu etkin bir şekilde sınama imkânına sahip olması gerekir.
Yerleşik anayasal içtihatlara göre, bir yargılamada elde edilen tanık beyanlarının duruşmada doğrudan dinlenmemesinin yargılamanın adilliğine zarar verip vermediği üç aşamalı bir test ile değerlendirilir. İlk aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin veya teknik araçlarla dahi ulaşılamamasının hukuken geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı sorgulanır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı "tek veya belirleyici delil" olup olmadığı titizlikle incelenir. Şayet bu beyanlar tek veya belirleyici delil konumunda ise, üçüncü ve son aşama devreye girer. Bu aşamada, savunma tarafının maruz kaldığı bu dezavantajlı durumun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği tespit edilir.
Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında delillerin serbestçe takdir edilmesi ve maddi olguların birbirini desteklemesi büyük bir önem taşır. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespitine ilişkin teknik kayıtlar ve ardışık arama verileri, mahkûmiyet hükmünde belirleyici delil statüsünde kullanılabileceğinden, böylesi durumlarda sadece sorgulanmayan tanık beyanlarına dayalı bir mahkûmiyetten söz edilemeyeceği temel hukuk kurallarının merkezinde yer almaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediğini üç aşamalı test kriterleri üzerinden dikkatle incelemiştir. İlk olarak, ilk derece mahkemesinin konutu yargı çevresi dışında bulunan tanıkları istinabe yoluyla dinlediği, ancak bu tanıkların duruşmaya getirilmesinin zorluğu veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla neden dinlenmediklerine dair geçerli ve somut bir neden ortaya koymadığı tespit edilmiştir. Mahkemenin bu gerekçelendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi usule ilişkin bir eksiklik olarak görülmüşse de, bunun tek başına bir ihlal sonucunu doğurmayacağı açıkça belirtilmiştir.
Testin kritik olan ikinci aşamasında, duruşmada bizzat sorgulanmayan tanıkların ifadelerinin mahkûmiyete götüren tek veya belirleyici delil olup olmadığı detaylı biçimde değerlendirilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucunun askerî mahrem yapıya özgü şekilde sabit hattan arandığını kanıtlayan ardışık arama raporlarının ve HTS kayıtlarının bulunduğu görülmüştür. İstinabe yoluyla alınan birbirleriyle örtüşen tanık beyanlarının, esasen dosyada halihazırda mevcut olan bu telekomünikasyon verilerini destekleyici nitelikte olduğu saptanmıştır. Ayrıca, söz konusu tanık ifadelerinin duruşmada başvurucuya ve müdafiine usulünce okunduğu, böylelikle başvurucuya olayın kendi versiyonunu anlatma ve savunmasını sunma imkânı tanındığı ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, mahkûmiyetin salt tanık beyanlarına değil, hukuka uygun şekilde elde edilmiş güçlü telekomünikasyon kayıtlarına dayandığını ve bu kayıtların mahkûmiyette belirleyici rol oynadığını saptamıştır. Dolayısıyla sanığın doğrudan sorgulayamadığı tanık beyanlarının mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olmadığı kesinleşmiştir. İkinci aşamada sorgulanamayan tanık beyanının tek veya belirleyici delil olmadığı anlaşıldığından, testin üçüncü aşaması olan dengeleyici güvencelerin varlığının incelenmesine hukuken gerek görülmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.