Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mahmut Deviren ve Diğ. | BN. 2019/1163

Karar Bülteni

AYM Mahmut Deviren ve Diğ. BN. 2019/1163

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/1163
Karar Tarihi 04.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İş akdi feshinde salt şüphe yeterli değildir.
  • Terör iltisakı somut ve objektif delillere dayanmalıdır.
  • OHAL tedbirleri durumun gerektirdiği ölçüde olmalıdır.
  • Mesleki hayata müdahale özel hayatı ihlal edebilir.

Bu karar, kamu veya belediye işçilerinin iş akitlerinin olağanüstü hâl (OHAL) döneminde dahi olsa terör örgütleriyle irtibat veya iltisak iddiasıyla feshedilmesi süreçlerinde yargı mercilerinin denetim sınırlarını belirlemesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, işveren ile işçi arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı yönündeki iddiaların basit bir şüpheye dayandırılamayacağını, bu şüphenin mutlaka ciddi, güçlü ve somut olaylarla desteklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, yargı mercilerinin fesih gerekçesini es geçerek yalnızca şeklî mevzuat hükümlerine ve usule dayalı sürelere odaklanarak davayı reddetmesinin özel hayata saygı hakkını derinden zedeleyeceğini göstermektedir. Özel hayata yapılan bu tarz müdahaleler, bireylerin mesleki itibarını doğrudan etkilemektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Zira Anayasa Mahkemesi, OHAL tedbirlerinin uygulanmasında dahi keyfîliğin önlenmesi ve hukuki güvenlik ilkesinin titizlikle korunması gerektiğinin altını çizmektedir. İş mahkemelerinin, işverenin fesih gerekçesi yaptığı asıl sebepleri derinlemesine irdelemesi ve bu sebeplerin somut vakıalarla ispatlanıp ispatlanmadığını mutlak surette araştırması zorunlu kılınmıştır. Uygulamada, salt istihbari bilgilere veya soyut değerlendirmelere dayalı işten çıkarmaların yargı denetiminden geçemeyeceği ve işçinin mesleki hayatına yapılan bu denli ağır müdahalelerin Anayasa'nın güvencesi altında olan özel hayata saygı hakkı bağlamında çok sıkı bir ölçülülük denetimine tabi tutulacağı netleşmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Çınar Belediye Başkanlığı bünyesinde işçi olarak çalışan iki kişinin iş sözleşmelerinin feshedilmesiyle başlamıştır. Belediye yönetimi, çalışanların terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı olduklarını ileri sürmüş ve aralarındaki güven ilişkisinin zedelendiğini iddia ederek iş akitlerini tek taraflı olarak sonlandırmıştır.

İşten çıkarılan işçiler, bu feshin haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade edilmeleri talebiyle Çınar Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Ancak mahkeme, feshin asıl gerekçesi olan terör örgütü bağlantısı iddiasını incelemek yerine, işçilerin geçici işçi statüsünde bulunduğunu ve mevzuata göre altı aydan fazla çalıştırılamayacaklarını belirterek davayı usulden ve şeklen reddetmiştir. İstinaf mahkemesinin de bu kararı onaması üzerine işçiler, haksız fesih nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak haksızlığın giderilmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkını temele almıştır. Mesleki hayata yönelik müdahalelerin, kişilerin kendi ve ailelerinin geleceğini doğrudan etkilemesi sebebiyle belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığında otomatik olarak özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirileceği yerleşik bir içtihat prensibidir. Bu noktada idarenin işlemlerinin birey üzerindeki etkileri dikkatle ölçülmelidir.

Ayrıca olayların olağanüstü hâl (OHAL) döneminde gerçekleşmiş olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.15 uyarınca temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulması veya sınırlandırılmasına ilişkin güvence rejimi titizlikle dikkate alınmıştır. OHAL döneminde alınan tedbirlerin geçerli olabilmesi için müdahalenin mutlaka durumun gerektirdiği ölçüde olması ve keyfilik barındırmaması şarttır.

İş hukuku prensipleri ve yerleşik Yargıtay içtihatları bağlamında şüphe feshi kurumu ele alınmıştır. Şüphe feshinde, işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin çöktüğü iddia ediliyorsa, bu durumun sadece soyut bir şüpheye değil, işçinin kişiliğinden kaynaklanan, ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalara dayanması gerektiği vurgulanmıştır. Aksi takdirde, 4857 sayılı İş Kanunu uygulamasında ve Anayasa'nın temelini oluşturan hukuk devleti ile hukuki güvenlik ilkelerinde zedelenmeler meydana gelecektir. İdarenin yetkilerini kullanırken de takdir yetkisini sınırları dâhilinde kullanması ve feshin dayanağı olan şüpheleri, 5620 sayılı Kanun gibi diğer mevzuat hükümlerinin arkasına sığınmadan, kişiselleştirilmiş gerekçelerle desteklemesi zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yerel mahkemenin davayı ele alış biçimini özel hayata saygı hakkı ve OHAL dönemi tedbirlerinin ölçülülüğü bağlamında detaylı bir şekilde incelemiştir. Mahkemenin, başvurucuların terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı oldukları gerekçesiyle işten çıkarılmalarına rağmen bu asıl fesih nedenini yargılama aşamasında hiç değerlendirmediği tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, yalnızca başvurucuların 5620 sayılı Kanun kapsamında geçici işçi olarak çalıştırılma şartlarına uymadıkları ve süreyi aştıkları gerekçesine dayanarak davayı reddetme yoluna gitmiştir.

Yüksek Mahkeme, işverenin fesih iradesinin temelinde yatan terör örgütü bağlantısı iddiasının yargı mercilerince mutlak surette irdelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Başvurucular hakkında yürütülen adli bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı, elde edilen somut deliller, meslek safahatları ve sicilleri gibi unsurlar dikkate alınmaksızın güven ilişkisinin bozulduğu sonucuna varılması hukuka açıkça aykırı bulunmuştur. Fesih nedeninin somut, objektif olay ve vakıalara dayandırılmadan, yalnızca soyut iddialarla geçiştirilmesi hukuki güvenlik ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Olağanüstü hâl koşullarında dahi devletin ve işveren konumundaki kamu kurumlarının, çalışanlara yönelik tesis ettikleri işlemlerde keyfîlikten uzak durmaları büyük bir zorunluluktur. Uyguladıkları idari tedbirlerin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ikna edici gerekçelerle ortaya koymaları gerekmektedir. Somut olayda, başvurucuların terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı oldukları konusunda duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna dair kişiselleştirilmiş hiçbir hukuki gerekçe sunulmamıştır. Bu durum, başvurucuların mesleki hayatlarına ve dolayısıyla özel hayatlarına yapılan müdahalenin tamamen ölçüsüz olduğu kanaatini doğurmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: