Karar Bülteni
AYM Nejat Taştan BN. 2022/30946
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/30946 |
| Karar Tarihi | 04.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Basın özgürlüğü rahatsız edici ifadeleri de kapsar.
- Görünür gerçeğe uygun haberler hukuka uygundur.
- Maddi olgu ile değer yargısı ayrımı gözetilmelidir.
- Soruşturma aşamasındaki haberler güncellik taşır.
Bu karar, basının bir ceza soruşturması hakkında yaptığı haberlerde kullandığı sert ve rahatsız edici ifadelerin, şeref ve itibarın korunması hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü arasındaki denge çerçevesinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, gazetecilik faaliyetleri kapsamında kamuoyunu yakından ilgilendiren soruşturmaların haberleştirilmesinde, basının belirli ölçüde abartıya kaçabileceğini ve çarpıcı bir dil kullanabileceğini teyit etmiştir. Haberlerin yapıldığı tarihteki görünür gerçekliğe uygun olması, basının hukuka uygunluk sınırları içinde kalması için yeterli görülmüştür.
Benzer davalarda bu karar, özellikle kamuya mal olmuş veya toplumsal ilgi uyandıran adli soruşturma süreçlerinde basının haber verme hakkının sınırlarını çizen güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Mahkemeler, kişilik haklarına saldırı iddialarını incelerken haberin yayımlandığı anın koşullarını, iddianamedeki olguları ve ifadelerin salt olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunu titizlikle irdelemek zorundadır. Yargı mercilerinin, ifade ve basın özgürlüğünün kullanımına müdahale ederken hakkaniyetli bir denge kurması gerektiği bu kararla bir kez daha ortaya konmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İnsan hakları savunucusu olan başvurucu, 2017 yılında İstanbul Büyükada'da bir otelde katıldığı toplantı sırasında silahlı terör örgütlerine yardım etme şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Bu olayın ardından ulusal yayın yapan bir gazete tarafından, toplantıya katılanlar hakkında "provokatör", "ajan", "casus" ve "kaos planı yapan" gibi ifadeler içeren çeşitli haberler ve köşe yazıları yayımlanmıştır. Başvurucu, söz konusu haberlerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu ve suçsuzluğuna rağmen kamuoyunda hedef gösterildiğini iddia ederek gazeteyi yayımlayan şirket ve yönetim kurulu başkanı aleyhine 10.000 TL manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi, haberlerin kamu yararı taşıdığı ve görünür gerçeğe uygun olduğu gerekçesiyle tazminat talebini reddetmiştir. Başvurucu bunun üzerine şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü arasındaki hassas dengeyi temel almıştır. Demokratik bir toplumda, basının kamu yararını ilgilendiren konularda bilgi ve fikir yayma görevi bulunduğu ilkesi benimsenmiştir. Bu bağlamda, ifade özgürlüğünün sadece olumlu karşılanan veya zararsız görülen fikirler için değil, aynı zamanda şok edici, incitici veya rahatsız edici düşünceler için de geçerli olduğu yerleşik içtihatlarla vurgulanmıştır. Anayasa'nın ruhuna uygun olarak, devletin bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma konusundaki pozitif yükümlülükleri, basının özgürce haber yapabilme işleviyle uyumlu bir şekilde hayata geçirilmelidir.
Temel kurallar çerçevesinde, basının bir soruşturmayı haberleştirirken gazetecilik etiğine uyması ve görünür gerçeklik ilkesine sadık kalması beklenmektedir. Görünür gerçeklik, haberin yapıldığı an itibarıyla ulaşılan bilgilerin doğru ve tutarlı kabul edilebilir seviyede olmasını ifade eder. Sonradan ortaya çıkan beraat veya takipsizlik kararları, haberin yayımlandığı tarihteki hukuka uygunluğunu kural olarak doğrudan ortadan kaldırmaz.
Ayrıca, yargı mercilerinin maddi olgular ile değer yargıları arasında dikkatli bir ayrım yapması zorunludur. Maddi olguların ispatı mümkünken değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın beklenemeyeceği hukuki bir gerçektir. Adli makamların, kişinin şeref ve itibarının korunması hakkı ile basının haber verme özgürlüğü arasında adil bir denge kurarken; haberin bağlamını, kamuyu bilgilendirme değerini, toplumsal ilgiyi, ifadeleri sarf eden ve hedef alınan kişilerin kimliklerini dikkate alarak ilgili ve yeterli gerekçe sunmaları, hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereği olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle haberlerin yayımlandığı dönemin koşullarını ve bağlamını mercek altına almıştır. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şahıslar hakkında yürütülen soruşturma ve hazırlanan iddianamede, şüphelilerin toplantı sırasında ülkedeki mevcut siyasi ortamı toplumsal kaosa dönüştürme planları yaptıkları, terör örgütleriyle irtibatlı kişilerle iletişim kurdukları gibi ciddi iddialar yer almıştır. Gazetede yayımlanan haberlerin, söz konusu adli soruşturmada yapılan bu hukuki tespitler ve iddialar referans alınarak hazırlandığı, dolayısıyla haberlerin yayımlandığı tarih itibarıyla görünür gerçekliğe uygun olduğu tespit edilmiştir.
Mahkeme, haberlerde kullanılan "ajan", "provokatör" ve "casus" gibi ifadelerin başvurucu açısından rahatsız edici olabileceğini kabul etmekle birlikte, bu tür sert ve çarpıcı ifadelerin ifade özgürlüğü ve basının bir dereceye kadar abartıya kaçma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Üstelik haberlerde başvurucunun doğrudan kendi şahsına yönelik özel bir tanımlama yapılmamış, iddianamedeki eylemler grubun geneli üzerinden haberleştirilerek değer yargısı sınırlarında kalınmıştır. Başvurucu daha sonra yapılan ceza yargılamasında beraat etmiş olsa da, haberlerin yapıldığı dönemdeki soruşturma aşamasının dinamikleri dikkate alındığında, basının kamuoyunu bilgilendirme hakkını meşru bir şekilde kullandığı anlaşılmıştır.
Derece mahkemelerinin verdiği ret kararlarının gerekçelerinde, haberlerin hukuka uygunluk sınırları içinde kaldığı, öz ile biçim dengesinin aşılmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamında korunduğu yönünde ilgili ve yeterli değerlendirmeler yapılmıştır. Bu tespitler ışığında, derece mahkemelerinin şeref ve itibarın korunması hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü arasında kurduğu dengede herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.