Karar Bülteni
AYM Önder Arslan BN. 2020/33058
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2020/33058 |
| Karar Tarihi | 04.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Terör örgütü üyeliği için fiilî katılma aranır.
- Kast unsuru somut delillerle ispatlanmalıdır.
- Salt sempati veya iltisak, üyelik suçunu oluşturmaz.
- CGNAT kayıtları tek başına mahkûmiyet için yetersizdir.
- Suçun unsurları öngörülemez biçimde genişletilerek yorumlanamaz.
Bu karar, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yapılan ceza yargılamalarında, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşup oluşmadığının, özellikle kast unsurunun nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli hukuki sınırlar çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin yasal ve meşru zeminde faaliyet gösterdiğini zannettikleri sivil toplum örgütleri veya dini cemaatlere katılımlarının, bu yapıların sonradan terör örgütü olarak kabul edilmesi durumunda otomatik olarak suç sayılamayacağını güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Kişinin eylemlerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebilmesi, yani yapının nihai amacını bilerek ve isteyerek örgüt hiyerarşisine dâhil olduğunun somut delillerle ispatlanması anayasal bir zorunluluktur.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle ByLock CGNAT verilerinin ve içeriği örgütsel olmayan sohbet toplantılarına katılımın tek başına veya belirleyici delil olarak kullanıldığı mahkûmiyet kararlarının hukuki sıhhatini derinden etkileyecektir. Karar, yargı makamlarına, sanıkların faaliyetlerinin hangi aşamada örgütsel bir nitelik kazandığını ve bu durumun kişi tarafından bilinip bilinmediğini ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyma yükümlülüğü getirmektedir. Uygulamada, ceza yargılamalarında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin lafzına ve özüne sıkı sıkıya bağlı kalınması gerektiğini göstermesi açısından kritik bir güvence işlevi görmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Kocaeli İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yaparken meslekten ihraç edilen ve hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla dava açılan başvurucu, yapılan yargılama sonucunda 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkûmiyet kararı, başvurucunun telefon hattında ByLock uygulamasına ait sunuculara bağlantı yapıldığını gösteren CGNAT kayıtları ile bir tanığın başvurucunun dini sohbet toplantılarına katıldığı yönündeki beyanlarına dayandırılmıştır. Başvurucu, söz konusu programı kullanmadığını, katıldığı iddia edilen toplantıların gerçekleştirildiği dönemde yasal bir faaliyet niteliğinde olduğunu ve ortada bir suç bulunmadığını savunmuştur. Olağan kanun yollarının tükenmesinin ardından başvurucu, suç oluşturmayan eylemlere dayanılarak mahkûm edildiğini ve mahkemelerin öngörülemez yorumlar yaptığını belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesini temel almıştır. Bu ilke, kişilerin önceden kanunla suç olarak tanımlanmamış fiillerden dolayı cezalandırılamayacağını, ceza normlarının hem kişiler hem de idari makamlar açısından belirli ve öngörülebilir olması gerektiğini ifade eder.
Yerleşik içtihatlara göre, bir kimsenin terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, örgütün bir parçası olmayı istemesi ve örgütün hayatta kalmasına devamlı bir irade ile katkı sağlaması gerekmektedir. Örgüte fiilî bir katılma olmalı ve bu katılımın hiyerarşik yapıya bilerek ve isteyerek dâhil olma şeklinde gerçekleştiği mahkemeler tarafından somut delillerle ispat edilmelidir.
Özellikle FETÖ/PDY gibi uzun yıllar yasal zeminde faaliyet göstermiş ve nihai hedeflerini kamuoyundan gizlemiş yapıların yargılamalarında, örgütün gerçek yüzünün ortaya çıktığı ve kamuoyunca bilindiği tarihler kastın belirlenmesinde kritik bir eşik olarak kabul edilmektedir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, örgüte sadece sempati duymak, dini bir grup olduğu zannıyla toplantılarına katılmak veya ideolojisini benimsemek tek başına terör örgütü üyeliği suçunu oluşturmaz. Şüphelinin saikinin suç işlemek olması ve katıldığı yapılanmanın terör örgütü niteliğini bilmesi şarttır. Ayrıca, haberleşme programlarına ilişkin tespitlerde yalnızca IP bağlantılarını gösteren CGNAT kayıtlarının yeterli delil sayılmadığı, iletişimin içeriğine ve örgütsel amacına dair teknik tespitlerin de mutlaka bulunması gerektiği temel bir hukuk kuralı olarak benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünü kurarken dayandığı delilleri ve bu delillerden elde edilen sonuçları titizlikle incelemiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair kullanıcı kimliği veya mesaj içeriklerini gösteren tespit ve değerlendirme tutanağı olmaksızın, salt IP bağlantılarını gösteren CGNAT kayıtlarına dayanmıştır. Ayrıca, başvurucunun sohbet toplantılarına katıldığı yönündeki tanık beyanları da mahkûmiyete esas alınmıştır.
Ancak Anayasa Mahkemesi, tanık beyanlarında geçen toplantılara katılımın hangi bağlamda örgütsel bir özellik taşıdığının, başvurucunun bu toplantılara örgütün terör faaliyetlerinin bilinir hâle geldiği kritik tarihlerden sonra katılıp katılmadığının ilk derece mahkemesi tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklanmadığını tespit etmiştir. İfadeyi veren tanığın, 17-25 Aralık sürecinden sonra başvurucunun örgütle bağlantısının azaldığı ve toplantılara katılmadığı yönündeki lehe beyanları mahkemece dikkate alınmamış ve bu yönde bir irdeleme yapılmamıştır.
Bu durum, başvurucunun yasal bir faaliyete katılırken terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiğinin ispatlanamadığını göstermektedir. Başvurucunun cezalandırılmasına yol açan fiillerinin, işlendiği dönem itibarıyla kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngöremediği saptanmıştır. Yargı makamlarının, suçun unsurlarını başvurucu aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tuttuğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun eylemlerinin suç oluşturduğunun öngörülebilir şekilde ortaya konulamaması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması talebini kabul etmiştir.