Karar Bülteni
AYM Bahar Güvendik BN. 2021/46974
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/46974 |
| Karar Tarihi | 06.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Konutu terk etmeme kişi hürriyetini kısıtlar.
- Ev hapsi için tazminat yolu etkilidir.
- Haksız koruma tedbirine yeterli tazminat ödenmelidir.
- Tazminat miktarı hakkın özünü zayıflatmamalıdır.
Bu karar, konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklindeki adli kontrol tedbirinin haksız yere uygulandığı durumlarda bireylerin talep edebileceği tazminat miktarının tespiti açısından kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, beraatle sonuçlanan bir ceza yargılaması sürecinde aylar boyunca uygulanan ev hapsi tedbirini, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirmiş ve bu durumun basit bir seyahat kısıtlaması olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Kararda altı çizilen en önemli husus, derece mahkemelerince takdir edilecek tazminat miktarının ihlalin ağırlığıyla orantılı olması ve hakkın özünü zayıflatacak kadar düşük seviyelerde belirlenmemesi gerektiğidir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, derece mahkemelerinin tazminat davalarındaki takdir yetkisine önemli bir standart getirmektedir. Haksız uygulanan koruma tedbirlerine ilişkin olarak Hazine aleyhine açılan davalarda, mahkemelerin salt sembolik tutarlara hükmetmesi, Anayasa'nın güvence altına aldığı özgürlük hakkının tazminat boyutunu anlamsız kılmaktadır. Bu içtihat, mahkemelerin konutu terk etmeme tedbirinin kişi üzerindeki ağır kısıtlayıcı etkisini göz önünde bulundurarak, Anayasa Mahkemesi kriterlerine ve hakkaniyete uygun, tatmin edici manevi tazminatlara hükmetmeleri gerektiği yönünde bağlayıcı ve yol gösterici bir nitelik taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Bahar Güvendik, hakkında yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında önce bir gün süreyle gözaltına alınmış, ardından sulh ceza hâkimliği tarafından konutu terk etmeme (ev hapsi) adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılmıştır. Yaklaşık altı ay süren bu kısıtlayıcı tedbirin ardından, yapılan yargılama sonucunda başvurucu beraat etmiş ve bu karar kesinleşmiştir.
Beraat kararının ardından başvurucu, haksız yere gözaltında kaldığı ve ev hapsinde tutulduğu süreler için maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesi, sadece bir günlük gözaltı süresi için çok cüzi bir tazminata hükmederek konutu terk etmeme tedbirini tazminat hesabına katmamıştır. İstinaf mahkemesi manevi tazminat miktarını bin liraya yükseltse de başvurucu, bu tutarın altı aylık ev hapsi mağduriyetini karşılamaktan çok uzak olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde hareket etmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, bu maddede belirtilen esaslar dışında hürriyeti kısıtlanan kişilerin uğradıkları zararların devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödeneceğini güvence altına almaktadır.
Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, konutu terk etmeme (ev hapsi) tedbiri, kişinin hareket serbestisi üzerindeki kısıtlayıcı etkisi bakımından seyahat özgürlüğünün ihlalinden çok daha öteye geçerek, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılmış ağır bir müdahale olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, bu tedbir yönünden tutuklama tedbirinin hukukiliğine benzer bir inceleme yapılması gerekmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 kapsamında, haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında derece mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken belli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu yetki sınırsız değildir. Meydana gelen hak ihlaliyle orantılı olmayan, son derece düşük ve önemsiz miktardaki bir tazminat, Anayasa'nın ilgili hükümlerine aykırılık teşkil eder.
Yakın zamanda yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükmüne ekleme yapılarak konutu terk etmeme tedbiri sonrasında beraat edenlere tazminat talep etme hakkı açıkça yasal zemine kavuşturulmuştur. Ancak bu yasal düzenleme, kararı 1 Haziran 2024 tarihinden sonra kesinleşenler için geçerli kılındığından somut uyuşmazlıkta doğrudan uygulanamamış, sorun Anayasa'nın doğrudan güvencesi üzerinden çözülmüştür. Tazminat miktarı belirlenirken kişinin durumu ve tedbirin ağırlığı dikkate alınmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun maruz kaldığı konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamındaki ağırlığını incelemiştir. Başvurucu hakkında uygulanan 5 ay 27 günlük konutu terk etmeme tedbirinin, sonrasında verilen beraat kararı ile birlikte haksız bir işlem hâline dönüştüğü açıktır.
Bölge Adliye Mahkemesi, haksız yakalama ve konutu terk etmeme tedbirini de değerlendirerek başvurucu lehine toplam 1.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu noktada hükmedilen tazminat miktarının yeterliliğini denetime tabi tutmuştur. Yüksek Mahkemenin benzer haksız tutuklama veya ev hapsi durumları için ödenmesine hükmettiği asgari günlük tazminat tutarları göz önüne alındığında, yaklaşık altı ay boyunca özgürlüğünden mahrum bırakılan bir birey için hükmedilen bin Türk lirası manevi tazminatın son derece sembolik ve yetersiz olduğu tespiti yapılmıştır. Derece mahkemelerinin tazminat takdir ederken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği ve koruma tedbirinin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri dikkate alması gerekirken, bu ilkelerin somut olayda layıkıyla gözetilmediği anlaşılmaktadır.
Hükmedilen bu düşük tutarın, kişinin uğradığı manevi zararı karşılamaktan uzak olduğu ve tazminat hakkının özünü zayıflatacak nitelik taşıdığı vurgulanmıştır. Öte yandan, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik diğer şikâyeti ise, nihai beraat kararının öğrenilmesinden itibaren otuz günlük yasal başvuru süresi geçirildikten sonra yapıldığı için süre aşımı nedeniyle incelenememiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek bireysel başvuruyu kabul etmiştir.