Anasayfa Karar Bülteni AYM | B. Akgül ve B.H. Işık | BN. 2021/18352

Karar Bülteni

AYM B. Akgül ve B.H. Işık BN. 2021/18352

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/18352
Karar Tarihi 06.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Konutu terk etmeme tedbiri kişi hürriyetini kısıtlar.
  • Adli kontrol kararında makul ve yeterli gerekçe aranır.
  • Uzun süren adli kontrol tedbiri ölçülü olmalıdır.
  • Gerekçesiz sürdürülen ev hapsi hak ihlali yaratır.

Bu karar hukuken, ceza yargılaması pratiğinde sıkça başvurulan konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklindeki adli kontrol tedbirinin, kişinin hareket serbestîsi üzerindeki ağır kısıtlayıcı etkisi nedeniyle doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılmış bir müdahale oluşturduğu anlamına gelmektedir. Yüksek Mahkeme, bu özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirin adeta tutuklama boyutuna ulaştığına dikkat çekerek, tutuklama kararında aranan kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük kıstaslarının konutu terk etmeme tedbiri için de titizlikle uygulanması gerektiğini bir kez daha hukuken teyit etmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi ise derece mahkemelerinin adli kontrol kararlarını uzatırken sergilemeleri gereken titizliği şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya koymasındadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve basmakalıp, matbu gerekçelerle adli kontrol tedbirlerinin aylar boyunca otomatik olarak uzatılması pratiğinin açık bir anayasal hak ihlali doğuracağı net bir biçimde ifade edilmiştir. Yargı mercilerinin, soruşturma evresindeki ilerlemeleri, kişinin durumundaki değişiklikleri ve toplanan yeni delilleri dikkate almadan, salt isnat edilen suçun vasfı ve ceza miktarı gibi soyut ifadelere dayanarak ev hapsi tedbirini sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Bu yönüyle karar, koruma tedbirlerinin haksız ve ölçüsüz bir peşin cezalandırma aracına dönüşmesini engellemek bakımından son derece kıymetli bir emsal teşkil etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular Baran Akgül ve Berivan Helen Işık, siyasi parti belediye başkan adayı oldukları dönemdeki eş başkanlık uygulamaları, sosyal medya paylaşımları ve katıldıkları bazı etkinlikler gerekçe gösterilerek terör örgütüne üye olma suçlamasıyla gözaltına alınmıştır. Savcılık, başvurucuların tutuklanmasını talep etmiştir. Ancak sulh ceza hâkimliği, koronavirüs salgını koşullarını ve delil durumunu dikkate alarak tutuklama yerine başvurucuların yurt dışına çıkışını yasaklamış ve konutu terk etmemeleri (ev hapsi) yönünde karar vermiştir.

Aradan aylar geçmesine rağmen başvurucuların evden çıkma yasağının kaldırılması için yaptıkları tüm itirazlar, mahkemeler tarafından basmakalıp ve genel gerekçelerle reddedilmiştir. Yaklaşık bir yıl sekiz ay süren bu kısıtlamanın ardından başvurucular, ev hapsi kararının gereğinden fazla uzadığını ve mahkeme kararlarında kendilerine yeterli, somut bir gerekçe sunulmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlandırılmasına ilişkin temel kuralları Anayasa'nın 19. maddesi çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 uyarınca uygulanan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri, niteliği ve uygulanış şekli itibarıyla kişinin hareket serbestîsi üzerindeki sınırlayıcı etkisi bakımından seyahat özgürlüğünün ötesinde, oldukça ileri bir boyuttadır. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, bu tedbir doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil etmekte olup, tıpkı tutuklama kararlarında olduğu gibi kanunilik, haklı sebeplere dayanma ve ölçülülük ilkelerine tabi tutulmalıdır.

Bir koruma tedbiri olarak konutu terk etmeme kararının devam ettirilmesi sürecinde, başlangıçtaki şüphe ve nedenlerin varlığını koruyup korumadığının yargı mercilerince düzenli olarak denetlenmesi zorunludur. Alınan kararlarda iddiaların somut olgularla desteklenmesi ve tedbirin devamını zorunlu kılan nedenlerin ilgili ve yeterli gerekçelerle gösterilmesi gerekmektedir. Şayet bu gerekçeler soyut ve matbu ifadelerden ibaret kalırsa, tedbirin makul süreyi aştığı ve orantısız bir müdahaleye dönüştüğü kabul edilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kişi hürriyetini kısıtlayan tedbirlerin istisnai olması ve en hafif müdahale aracıyla amaca ulaşılması esastır.

Ayrıca, adli kontrol kararlarının otomatik olarak uzatılması veya sırf kanunda öngörülen ceza miktarına atıf yapılarak aylarca sürdürülmesi hukuka aykırıdır. Hâkimlerin, kişinin durumundaki değişiklikleri, toplanan yeni delilleri ve soruşturmanın ilerleme seyrini dikkate alarak bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmaları anayasal bir zorunluluktur. Aksi takdirde, tutuklamaya alternatif olarak öngörülen bu tedbirler fiili bir cezalandırma aracına dönüşecektir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucular hakkında verilen konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin uygulanma sürecini detaylı biçimde incelemiştir. İlk aşamada, koronavirüs salgını şartları ve mevcut delil durumu gözetilerek başvurucuların tutuklanması yerine adli kontrol altına alınması ölçülü bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, başlangıçta verilen tedbir kararının kuvvetli suç şüphesi barındırdığı ve meşru bir amaca dayandığı tespit edilmiştir.

Ancak ilerleyen soruşturma sürecinde, savcılık makamı tarafından İçişleri Bakanlığından istenen raporun akıbetinin dosyaya yansımaması ve sonradan elde edilen yeni dijital materyallerin incelenmesi sonucunda ortaya çıkan delillerin, başlangıçtaki mevcut tutuklamaya sevk delilleriyle aynı mahiyette kalması gibi hususlar Yüksek Mahkeme tarafından özellikle dikkate alınmıştır. Soruşturma mercilerince başvurucuların hukuki durumunda herhangi bir değişiklik olmadığı, atılı suçun niteliği ve ceza miktarı gibi tamamen soyut ve genel geçer gerekçelerle itirazların sürekli reddedildiği görülmüştür. Yargılama sürecinin ilerlemesine rağmen, yapılan itiraz incelemelerinde başvurucuların durumuna özgü, tedbirin devamını haklı kılacak yeni ve somut hiçbir açıklama ortaya konulamamıştır.

Ağır Ceza Mahkemesi aşamasında da ilk duruşmaya hazırlık zaptı ile hiçbir gerekçe gösterilmeksizin tedbirin aynen devamına hükmedilmiş, ardından kısa bir süre sonra bu defa tedbir aniden kaldırılarak daha hafif nitelikteki imza atma ve yurt dışı çıkış yasağı tedbirlerine dönülmüştür. Yüksek Mahkeme, yaklaşık bir yıl sekiz ay gibi uzun bir süre devam eden evden çıkmama tedbirinin, idari ve yargısal mercilerce ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmadan sürdürülmesini açıkça ölçüsüz bir müdahale olarak nitelemiştir. Soruşturmanın geldiği aşamada, dosyaya giren somut delil durumu ile uygulanan kısıtlayıcı tedbirin süresi arasındaki orantının tamamen koptuğu vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: