Karar Bülteni
YARGITAY 3. HD 2020/4364 E. 2021/2912 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 3. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2020/4364 |
| Karar No | 2021/2912 |
| Karar Tarihi | 18.03.2021 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kısmi emeklilik hakkı haklı fesih sebebidir.
- İş Kanunu istisnalarında Borçlar Kanunu uygulanır.
- Haklı fesih halinde makul tazminat talep edilebilir.
- Emeklilik için yaşı beklemek yasal bir haktır.
Bu karar, İş Kanunu kapsamı dışında kalan ve doğrudan Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olan hizmet sözleşmelerinde, işçinin kısmi emeklilik şartlarını (on beş yıl sigortalılık süresi ve üç bin altı yüz prim ödeme günü) tamamlayarak işten ayrılmasının kesin bir haklı fesih sebebi oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay, işçinin salt emeklilik yaş şartını beklemek amacıyla çalışmadan geçecek süre için işten ayrılmasının kanunların kendisine tanıdığı meşru ve yasal bir hak olduğunu benimsemiştir. Dolayısıyla, doğrudan İş Kanunu'na tabi olmayan ve farklı statüde istihdam edilen çalışanların da sadece emeklilik gerekçesiyle sözleşmelerini haklı nedenle feshedebilecekleri hukuken tescil edilmiştir.
Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle havacılık gibi İş Kanunu'nun istisnaları arasında sayılan çok sayıdaki sektörde çalışan personelin hak arama süreçlerinde büyük ve kritik bir öneme sahiptir. Uygulamada birçok işveren, Borçlar Kanunu'na tabi olarak sözleşmeli çalışanların kıdem tazminatı veya ona eş değer bir makul tazminat talep edemeyeceğini savunsa da, Yargıtay bu güncel kararıyla söz konusu geniş çaplı mağduriyetlerin önüne kesin olarak geçmiştir. Borçlar Kanunu'nun ilgili maddeleri uyarınca makul bir tazminat talep edilebileceği ilkesinin yüksek mahkemece yerleşik hale getirilmesi, benzer hukuki durumdaki tüm sözleşmeli personel davalarında bağlayıcı, yol gösterici ve koruyucu bir emsal içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir hava yolu şirketinde kabin amiri olarak çalışan davacı personel ile davalı hava yolu şirketi arasında yaşanmaktadır. Davacı çalışan, uzun yıllar boyunca kabin amiri unvanıyla görev yaptıktan sonra kendisine psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını ve haksız yere normal uçucu personel pozisyonuna düşürüldüğünü belirterek işten ayrılmıştır. Ayrıca, çalışma süresi itibarıyla kısmi emeklilik hakkını kazandığını, yani 15 yıl çalışma ve 3600 gün prim ödeme şartını tamamen doldurduğunu, sadece yaşını beklediğini ifade etmiştir. Bu gerekçelerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini savunan davacı, hak ettiği kıdem tazminatının davalı şirketten tahsil edilmesi talebiyle dava açmıştır. Davalı şirket ise çalışanın tamamen kendi isteğiyle istifa ettiğini ve hukuken herhangi bir alacağı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki kurallar, işçi ve işveren arasındaki ilişkinin niteliğine göre şekillenmektedir. Somut olayda davacı, havacılık sektöründe kabin memuru olarak istihdam edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 4 hükmü gereğince, hava taşıma işlerinde çalışanlar İş Kanunu kapsamı dışında tutulmuştur. Bu nedenle, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde doğrudan kıdem tazminatını düzenleyen yasa maddeleri değil, genel hükümler olan Borçlar Hukuku prensipleri uygulanmaktadır.
Havacılık çalışanları gibi İş Kanunu istisnası olan özel meslek gruplarının iş sözleşmeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 393 ve devamında yer alan hizmet sözleşmesi kurallarına tabidir. İşçinin, emeklilik için gerekli olan yasal sigortalılık süresi ile prim gün sayısını fiilen doldurup sadece yaş şartını evinde beklemek üzere işten ayrılması temel bir yasal haktır.
Borçlar Kanunu çerçevesinde genel bir değerlendirme yapıldığında, hizmet sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedilmesi durumunda, işçinin belirli tazminat hakları doğmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 431 ile 438 arasındaki maddeler, hizmet sözleşmesinin sona ermesi ve tarafların haklı fesih durumlarında talep edebileceği tazminatları detaylı bir biçimde düzenlemektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre, İş Kanunu kapsamına girmeyen bir çalışanın kısmi emeklilik şartlarını tamamen sağlayarak kendi isteğiyle işten ayrılması, Borçlar Kanunu anlamında hizmet sözleşmesinin haklı nedenle feshi olarak kabul edilmelidir. Bu durumda işçi, İş Kanunu'nda yer alan kıdem tazminatı adı altında birebir aynı hakkı doğrudan talep edemese de, Borçlar Kanunu'nun zikredilen tazminat hükümlerine dayanarak mahkemeden, hizmet süresiyle orantılı ve hakkaniyete uygun makul bir tazminatın hüküm altına alınmasını isteyebilir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk derece mahkemesi, davacı çalışanın yaptığı işin mahiyeti gereği İş Kanunu'na tabi olmadığını belirterek doğrudan kıdem tazminatı talebini yasal dayanaktan yoksun bulmuş; ardından Borçlar Kanunu kapsamında yapılan değerlendirmede de kısmi emeklilik yaşını beklemek için işten ayrılmanın sözleşmeyi çekilmez hale getiren haklı bir fesih nedeni oluşturmadığına kanaat getirerek açılan davayı tümden reddetmiştir. Ancak dosya kapsamındaki kayıtlar incelendiğinde, davacının davalı havayolu şirketine ait iş yerinde kesintisiz on yılı aşkın süre başarıyla çalıştığı, mevzuatta öngörülen on beş yıllık sigortalılık süresi ve üç bin altı yüz gün prim ödeme şartını tamamen yerine getirdiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anlaşılmaktadır.
Yargıtay tarafından istinaf ve yerel mahkeme kararları üzerinde yapılan kapsamlı hukuki incelemede, işçinin kısmi emeklilik hakkını tam anlamıyla kazanması ve sadece yaş şartını beklemek amacıyla işten ayrılmasının en temel yasal haklardan biri olduğu vurgulanmıştır. Çalışanın prim günlerini doldurduktan sonra yaş şartını evinde çalışmadan beklemek istemesi, hukuk düzenince her koşulda korunması gereken meşru bir durumdur. Davacının iş sözleşmesi 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında özel olarak yer almasa dahi, taraflar arasındaki ilişki özünde yasal bir hizmet sözleşmesidir. Dolayısıyla davacının sadece yaş şartını beklemek amacıyla istifa dilekçesi sunması, Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde hizmet akdinin haklı ve meşru bir nedenle feshi olarak kabul edilmek zorundadır.
Davacı, sektörel konumu sebebiyle tabi olduğu istisnai kanun gereği doğrudan kıdem tazminatı adı altındaki özel yasal haktan faydalanamasa da, sözleşmesini haklı nedenle feshettiği için Borçlar Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamında biriken emeklerinin ve zararlarının giderilmesini talep etme hakkına fazlasıyla sahiptir. Bu hukuki bağlamda, mahkemenin davacının istifasını keyfi ve haksız bularak davayı tamamen reddetmesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Yerel mahkemenin yapması gereken işlem, eylemi haklı nedene dayanan bir fesih olarak niteleyip, davacının uzun hizmet süresi ve emeğini dikkate alarak lehine uygun ve makul bir tazminat miktarı belirlemek olmalıdır. İşçinin yasal hakkını kullanmasını sıradan bir istifa eylemi olarak nitelendirip yıllara sâri tüm tazminat haklarını ortadan kaldırmak, genel adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kısmi emeklilik şartlarını sağlayan çalışanın işten ayrılmasının haklı fesih oluşturduğu ve makul tazminata hükmedilmesi gerektiği yönünde kararı bozmuştur.