Karar Bülteni
AYM Serdar Altan BN. 2022/89512
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/89512 |
| Karar Tarihi | 13.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kısıtlama kararı için somut ve makul gerekçe şarttır.
- Dosyaya erişim yasağı savunma hakkını ölçüsüz kısıtlamamalıdır.
- Soruşturmanın amacının nasıl tehlikeye düşeceği açıklanmalıdır.
Karar, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması uygulamasının hukuki sınırlarını ve temel şartlarını çok net bir şekilde çizmektedir. Ceza muhakemesi sürecinde şüphelilerin tutuklanması durumunda, tutukluluğa itiraz edebilmeleri için aleyhlerindeki delilleri bilmeleri büyük önem taşır. Soruşturma makamlarının "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" şeklindeki genel, basmakalıp ve soyut gerekçelerle dosya inceleme yetkisini kısıtlaması, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının doğrudan ihlali olarak değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, hak kısıtlayıcı her türlü yargısal veya idari kararın mutlaka geçerli, somut olayla ilişkilendirilmiş ve tatmin edici bir gerekçeye dayanması gerektiğini bu kararla bir kez daha ve güçlü bir şekilde ortaya koymuştur.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle terör suçları gibi dosya gizliliğinin istisna olmaktan çıkıp kural gibi uygulandığı soruşturmalarda, tutuklu şüphelilerin temel savunma haklarının ve dosyaya erişim imkânlarının keyfî veya otomatik olarak engellenemeyeceğini vurgulaması sebebiyle kritik bir rehberdir. Mahkemeler ve savcılıklar, bir dosyada kısıtlama kararı verirken sadece kanun maddesini kopyalayıp yapıştırmak yerine, somut olayda o şüphelinin delillere erişmesinin soruşturmayı tam olarak nasıl ve ne şekilde tehlikeye düşüreceğini bireyselleştirerek açıklamak zorundadır. Aksi takdirde, savunma hakkının kısıtlanacağı ve silahların eşitliği ilkesinin derinden zedeleneceği, bunun da doğrudan doğruya kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açacağı uygulamada vazgeçilmez ve yerleşik bir içtihat kuralı hâline gelmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Diyarbakır ilinde bulunan bir yapım şirketinde gazeteci ve kameraman sıfatıyla faaliyet yürüten başvurucu, silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan geniş çaplı bir ceza soruşturması kapsamında gözaltına alınmıştır. Sürecin devamında başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmıştır. Soruşturma aşaması devam ederken savcılığın talebi üzerine, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle başvurucunun ve avukatının soruşturma dosyasının içeriğini incelemesi ile belgelerden örnek alması hâkimlik kararıyla kısıtlanmıştır. Başvurucu, dosyaya ve aleyhindeki kanıtlara erişiminin bu kısıtlama kararı sebebiyle haksız yere engellendiğini, yöneltilen suçlamaları ile bu suçlamaların dayanağı olan delilleri tam olarak öğrenemediğini belirtmiştir. Bu belirsizliğin ve kısıtlamanın itiraz hakkını zedelediğini, gereği gibi savunma yapmasını engellediğini ifade eden başvurucu, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alan anayasal hükümlere ve usul hukukunun evrensel kurallarına sıkı sıkıya dayanmıştır. İlgili yargılamanın ve uyuşmazlığın merkezinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.153 kuralı yer almaktadır. Bu kanun maddesine göre, müdafiin soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, ancak soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek belirli durumlarda Cumhuriyet savcısının özel istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilmektedir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin süregelen ve yerleşik içtihatlarına göre, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.19 uyarınca hürriyeti kısıtlanan her kişi, bu kısıtlamanın hukuka uygunluğunu denetletmek üzere kısa sürede yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına mutlak surette sahiptir. Bu adli denetimin fiilen ve hukuken etkili olabilmesi için tutuklu durumdaki kişiye, kendisine yöneltilen suçlamalara temel oluşturan delillere karşı itiraz edebilmesi yönünde gerçek ve pratik bir fırsat sunulması en temel şartlardan biridir. Savunma hakkının özü tam da bu delillere erişim ile doğrudan bağlantılıdır.
Kuşkusuz ki tutuklu kişinin soruşturma dosyasındaki tüm bilgi ve belgelere sınırsız bir biçimde erişim hakkı bulunmamaktadır. Üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, adli makamların soruşturma yaparken başvurdukları özel yöntemleri güvence altına almak, delillerin karartılmasını önlemek veya soruşturmanın selametini sağlamak gibi çok çeşitli meşru amaçlarla dosyaya erişime kısıtlamalar getirilmesi mümkündür. Ne var ki, bu kısıtlamaların belirtilen amaçlar ışığında gerçekten ve "kesinlikle gerekli" olması şarttır. Soruşturma makamlarınca söz konusu kısıtlamanın neden gerekli olduğunun son derece açık ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerekmektedir. Silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri uyarınca, tutuklamaya neden olan ve tutuklamanın hukukiliğinin tartışılması bakımından temel oluşturacak esaslı delillerin tutuklu kişi ve müdafii tarafından incelenebilmesi zorunlu bir anayasal kuraldır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, ilk olarak başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik ileri sürdüğü şikâyetleri titizlikle incelemiştir. Mahkeme, soruşturma mercilerinin terör örgütünün medya yapılanmasına yönelik ortaya koyduğu genel nitelikteki tespitleri, dosyada yer alan somut tanık beyanlarını ve şirket merkezlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen örgütsel dokümanları bir bütün olarak değerlendirmiştir. Bu bağlamda, tutuklama için kanunda aranan kuvvetli suç şüphesinin ve atılı suçun ağırlığına atfen kaçma şüphesi gibi tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin mevcut olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle tutuklama tedbirinin hukuki olmadığına ilişkin iddia mahkeme tarafından açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.
Ancak soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddialar bakımından Mahkeme tamamen farklı ve hak ihlaline işaret eden bir değerlendirme yapmıştır. Başvurucu hakkındaki ceza soruşturması dosyasında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yetkili sulh ceza hâkimliğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.153 uyarınca kısıtlılık kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, böyle bir kısıtlama kararı verilebilmesi için soruşturmanın amacının tehlikeye düşme ihtimalinin soyut olmaktan çıkarılıp somutlaştırılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Meydana gelen olayda ne Cumhuriyet Başsavcılığının kısıtlama talebinde ne de hâkimliğin vermiş olduğu kısıtlama kararında, belgeleri incelemenin veya onlardan örnek almanın ceza soruşturmasının amacını tam olarak nasıl ve ne şekilde tehlikeye düşüreceğine dair hiçbir somut açıklama ya da gerekçe sunulmamıştır.
Yüksek Mahkeme, yalnızca genel ve soyut ifadelere dayanılarak alınan bu kısıtlama kararı yüzünden başvurucunun ve müdafiinin dosya içeriğine erişiminin bütünüyle engellendiğini, bu durumun tutuklamayı haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelere karşı tatmin edici şekilde itiraz etme imkânını temelden ortadan kaldırdığını tespit etmiştir. İlgili ve geçerli hiçbir somut gerekçe sunulmadan alınan bu kısıtlama kararı, soruşturma evresindeki silahların eşitliği ilkesini ve en temel savunma haklarını onarılamaz biçimde zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, geçerli ve tatmin edici bir gerekçe olmaksızın soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvurucunun manevi tazminat talebini kabul etmiştir.