Karar Bülteni
AYM Ahmet Kara ve Diğerleri BN. 2022/55022
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/55022 |
| Karar Tarihi | 14.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamu alacağında enflasyon kaynaklı değer kaybı önlenmelidir.
- Alacağın değer kaybı mülkiyet hakkının ihlalidir.
- Aşırı değer kaybı kişiye olağan dışı külfet yükler.
- Makul süre şikayeti için komisyona başvurulmalıdır.
Bu karar, kamu kurumlarından tahsil edilecek alacakların enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkına yönelik açık bir müdahale olduğunu hukuken teyit etmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireylerin idareden olan alacaklarının uzun yargılama veya ödeme süreçlerinde erimesinin, mülkiyet hakkının özüne dokunduğunu ve kişilere aşırı, olağan dışı bir külfet yüklediğini açıkça belirtmektedir. Karar, aynı zamanda makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddialarında, Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesinin zorunlu olduğunu bir kez daha vurgulayarak, usul hukuku açısından önemli bir hatırlatma yapmaktadır.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. Özellikle kamulaştırma bedelleri, ihale alacakları, vergi iadeleri veya memur maaş farkları gibi kamu makamlarından tahsil edilecek ödemelerde, geçen süre zarfında yaşanan enflasyonist değer kayıplarının idare tarafından telafi edilmesi gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Uygulamada, derece mahkemelerinin tazminat veya alacak hesaplamalarında enflasyon farkını ve gerçek değeri yansıtacak faiz veya güncelleme mekanizmalarını dikkate almaları gerektiği yönünde güçlü bir yargısal standart oluşturulmuştur. Bu durum, vatandaşların devlete karşı mülkiyet haklarının korunmasında önemli bir güvence kalkanı işlevi görecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Ahmet Kara ve beraberindeki diğer hak sahipleri, kamu kurumlarından tahsil etmeleri gereken yasal alacaklarının çok uzun bir süreçte ödenmesi ve bu süreçte yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle söz konusu paralarının ciddi şekilde değer kaybetmesi üzerine hukuk mücadelesi başlatmıştır. İdareye karşı açılan ve Karasu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen asıl davada, alacakların enflasyon karşısında büyük bir değer kaybına uğratılarak ödenmesi neticesinde ekonomik olarak ciddi oranda mağdur olduklarını belirten başvurucular, bu mağduriyetin faiz veya değerleme farkı ile giderilmesini talep etmişlerdir.
Yargılama sürecinin beklenenden çok daha uzun sürmesi ve alacakların enflasyon karşısında günden güne erimesi üzerine, mülkiyet haklarının ve makul sürede yargılanma haklarının açıkça ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Uyuşmazlığın temelini, devletten alınacak olan paranın zamanında ve gerçek alım gücünü koruyacak şekilde ödenmemesi oluşturmaktadır. Başvurucular, bu haklı süreçte yaşanan değer kaybının telafisini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu incelerken ve uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerini ve temel kanuni düzenlemeleri esas almıştır. Ayrıca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikayetler yönünden, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve anılan kanunun geçici maddelerinde 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler dikkate alınarak hukuki bir çerçeve çizilmiştir.
Mülkiyet hakkı bağlamında Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kamu makamlarından elde edilecek alacakların ödenmesinde yaşanan gecikmeler ve bu gecikmeler neticesinde yüksek enflasyon nedeniyle ortaya çıkan parasal değer kayıpları, devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında değerlendirilmektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kamu kurumlarından tahsil edilecek çeşitli para alacaklarının zamanında ödenmeyerek enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması veya doğrudan değer kaybına uğratılarak ödenmesi, bireylere şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir maddi külfet yüklemektedir. Bu orantısız durum, Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkının sağladığı temel güvencelerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialar değerlendirilirken usul hukuku kuralları devreye girmektedir. 6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca, 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla derdest olan ve yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurular için öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun ikincil niteliği ilkesi gereğince, ilk bakışta kolayca ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunan bu idari ve hukuki başvuru yolu tüketilmeden doğrudan yapılan başvuruların esastan incelenemeyeceğini kurala bağlamıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların iddialarını iki ana başlık altında detaylı bir şekilde inceleyerek karara bağlamıştır. İlk olarak, başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikayetleri değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, 6384 sayılı Kanun'da yapılan son yasal değişiklikler göz önünde bulundurulmuştur. 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan makul sürede yargılanma şikayetleri için yeni ve etkili bir başvuru yolu olarak Tazminat Komisyonunun ihdas edildiği tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereğince, bu yeni, ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesi bulunan başvuru yolu usulünce tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun incelenemeyeceğine kanaat getirmiş ve bu bölüm yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.
İkinci olarak, başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki asıl iddiaları esastan incelenmiştir. Somut yargılama dosyasının verilerine göre, başvurucuların kamu kurumundan tahsil etmeleri gereken alacaklarının ödenmesi sürecinde paranın değerini koruyacak mekanizmaların işletilmediği, enflasyon oranlarının çok altında bir değerleme yapıldığı veya ödemelerin uzun süre gecikerek enflasyon karşısında eritildiği açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, yerleşik içtihatlarında da daha önce defalarca vurgulandığı üzere, kamu makamlarının borçlarını öderken paranın gerçek değerini koruyacak ekonomik tedbirleri almaması durumunda bireylerin mülkiyet hakkının ciddi şekilde zarara uğradığını belirtmiştir. Başvuruculara ödenmesi gereken alacağın aradan geçen zaman zarfında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının, onlara şahsi, aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği ortadadır. Somut yargılama sürecinde yerel mahkemenin bu değer kaybını giderecek yeterli anayasal güvenceleri sağlamadığı ve neticede mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin bütünüyle başvurucular aleyhine bozulduğu tespit edilmiştir. Meydana gelen hakkın ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve güncel gerçek zararın tespiti amacıyla dosyanın ilgili derece mahkemesinde yeniden yargılamaya konu edilmesine lüzum görülmüştür.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.