Karar Bülteni
AYM E.B. BN. 2021/40540
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/40540 |
| Karar Tarihi | 08.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kişisel otonomiye müdahale kanuni dayanak gerektirir.
- Kıyafet zorunluluğu manevi varlık hakkına müdahaledir.
- Yürürlüğe girmeyen yönetmeliğe dayalı işlem kanunsuzdur.
- Maddi ve manevi varlık hakkı korunmalıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan kişilerin duruşmalara katılırken kendi iradeleri dışındaki kıyafetleri giymeye zorlanmalarının hukuki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişinin kendi iradesi doğrultusunda giyinebilme serbestisinin, Anayasa ile güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ayrılmaz bir temel parçası olduğunu vurgulamıştır. Tek tip kıyafet giyme zorunluluğunun bireyin şeref, itibar ve kişisel özerkliğine yönelik oldukça ağır bir müdahale teşkil ettiği tespit edilmiştir. Müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için ise şekli anlamda salt bir kanunun varlığı yeterli görülmemiş, idari uygulamanın temelini oluşturacak olan ve yasal düzenlemede açıkça atıf yapılan yönetmeliğin de fiilen yürürlüğe girmiş olması şartı kesin olarak aranmıştır.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, ceza infaz kurumu idarelerinin mevzuatın tam olarak yürürlüğe girmediği durumlarda keyfi veya kendi varsayımlarına dayalı kısıtlayıcı işlemler tesis edemeyeceğini çok açık bir biçimde göstermektedir. İdarecilerin veya kamu görevlilerinin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği yönündeki şahsi idari yanılgıları, temel hak ve hürriyetlere yönelik ihlalleri veya müdahaleleri hiçbir koşulda hukuka uygun hale getirmemektedir. Yüksek Mahkeme, henüz uygulama şartları usulen olgunlaşmamış yasal düzenlemelere dayanılarak mahpusların tek tip kıyafete zorlanmasını kanunilik ilkesine kökten aykırı bularak, benzer durumlarda tüm kamu makamlarının hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalması gerektiğine dair çok güçlü ve bağlayıcı bir içtihat oluşturmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu ceza infaz kurumunda, yargılandığı ceza davasının duruşmasına katılmak üzereyken cezaevi yönetimi tarafından tek tip kıyafet giymeye zorlanmıştır. Başvurucu bu dayatmayı kabul etmediği için duruşmaya katılamamış ve savunma hakkından mahrum kalmıştır. Daha sonraki bir duruşmaya ise tek tip kıyafetle katılmak zorunda bırakılmış ve bu durumun onurunu kırarak masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, kendisine bu uygulamayı dayatan cezaevi görevlileri ve müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunmuş ancak savcılık tarafından yönetmeliğin yürürlüğe girdiği yönünde bir yanılgıya düşüldüğü ve zararın oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. İtirazları da sulh ceza hâkimliğince reddedilen başvurucu, uygulamadan ve etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinden dolayı maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı çerçevesinde ele almıştır. Kişinin kendi iradesi doğrultusunda davranışlarda bulunması, kişisel özerklik ile doğrudan ilgilidir. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasıdır. Kişinin istediği kıyafeti giymek yerine ceza infaz kurumunca verilen bir kıyafeti giymek zorunda bırakılması, maddi ve manevi varlığın korunması hakkına açık bir müdahale teşkil etmektedir.
Temel hak ve hürriyetlere yönelik her türlü müdahalenin, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca öncelikle kanunla öngörülmüş olması zorunludur. Kanunilik ölçütü, şekli anlamda bir kanunun varlığını gerektirdiği gibi, bu kanunun erişilebilir, öngörülebilir ve asgari bir kesinlik taşımasını da emretmektedir.
Somut olaydaki müdahalenin temel dayanağı olarak ileri sürülen mevzuat, 7079 sayılı Kanun'un 97. maddesi vasıtasıyla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'a eklenen ek 1. maddedir. Anılan yasal düzenlemede, terör suçlarından tutuklu veya hükümlü bulunanların duruşmaya sevkleri sırasında ceza infaz kurumu idaresince verilen giysileri giymek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır. Ancak aynı düzenlemenin devamında, uygulamanın detaylarının bir yönetmelikle belirleneceği ve madde hükümlerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanacağı çok net bir biçimde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, uygulama şartı olarak ikincil bir düzenlemeyi yani yönetmeliği işaret eden kanun hükümlerinin, söz konusu yönetmelik çıkarılmadan doğrudan bireylere karşı kısıtlayıcı bir işlem tesisinde hukuki dayanak olarak kullanılması mümkün değildir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutuklu bulunduğu cezaevinde duruşmaya sevk işlemi sırasında karşılaştığı tek tip kıyafet dayatmasını detaylı bir şekilde incelemiştir. Olay tarihlerinde başvurucunun duruşmaya katılabilmesi için tek tip kıyafet giymesi konusunda infaz koruma memurları ve ceza infaz kurumu yetkililerince kesin bir zorunluluk oluşturulmuştur. Hatta başvurucu bu durumu reddettiği için ilk duruşmasına götürülmemiş, hakkında disiplin cezası dahi tesis edilmiştir.
Dosya kapsamındaki belgelerden, ceza infaz kurumu birinci müdürünün, ilgili yasal düzenlemenin uygulama şartı olan yönetmeliğin yürürlüğe girdiğini zannederek bu talimatı verdiği, durumun anlaşılması üzerine verilen disiplin cezasının iptal edildiği anlaşılmaktadır. Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada da kurum personelinin Adalet Bakanlığından gelen bir yazıyı hatalı yorumlayarak yönetmeliğin yürürlüğe girdiği yanılgısına düştükleri tespit edilmiştir. Ancak idarecilerin veya personelin mevzuatın durumu hakkındaki kişisel yanılgıları, temel bir insan hakkına yapılan ağır müdahaleyi meşru kılamaz.
Anayasa Mahkemesi, tek tip kıyafet giyme zorunluluğu getiren ve daha sonra kendisi tarafından bütünüyle iptal edilen yasal düzenlemenin (yani 5275 sayılı Kanun'a eklenen ek 1. maddenin) olay tarihlerinde uygulanabilir bir kanuni dayanak oluşturmadığını saptamıştır. Çünkü kanun, açıkça uygulamanın ilgili yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağını emretmektedir. Olay tarihlerinde ise henüz böyle bir yönetmelik çıkarılmamıştır. Uygulama şartı gerçekleşmemiş bir kanun maddesine dayanılarak başvurucunun kendi iradesi dışında bir kıyafet giymeye zorlanması, müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğunu tartışmasız bir biçimde ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kanunilik koşulunu sağlamayan bu müdahale nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.