Anasayfa Karar Bülteni AYM | Erkan Tepeli | BN. 2021/28682

Karar Bülteni

AYM Erkan Tepeli BN. 2021/28682

KARARIN KÜNYESİ

| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm | | Başvuru No | 2021/28682 | | Karar Tarihi | 08.01.2025 | | Dava Türü | Bireysel Başvuru | | Karar Sonucu | İhlal | | Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |

  • Konutu terk etmeme tedbiri kişi hürriyetine müdahaledir.
  • Adli kontrol kararları meşru bir amaca dayanmalıdır.
  • Delillerin toplanmamış olması tek başına tutuklama nedeni olamaz.
  • Ölçülülük ilkesi koruma tedbirlerinde titizlikle gözetilmelidir.

Bu karar, ceza muhakemesinde sıkça başvurulan konutu terk etmemeye ilişkin adli kontrol tedbirinin hukuki niteliği, sınırları ve uygulanma şartları açısından temel bir referans oluşturması sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, konutu terk etmeme tedbirinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik ağır bir müdahale olduğunu, hareket serbestîsi üzerindeki etkileri dikkate alındığında tutuklama koruma tedbirine benzer sıkı şartlara tabi tutulması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Yalnızca delillerin tam toplanmamış olması gibi eksik, yetersiz veya basmakalıp gerekçelerin, hürriyeti kısıtlayıcı nitelikteki ağır bir adli kontrol kararı verilmesi için yeterli bir meşru amaç teşkil etmeyeceği içtihat altına alınmıştır.

Uygulamada mahkemelerin tutuklama yerine sıklıkla ve kolayca tercih ettiği ev hapsi tedbirinin, şüphelinin kaçması, saklanması veya delilleri karartması gibi somut tutuklama nedenleri olmaksızın otomatik bir alternatif olarak uygulanamayacağı bu kararla pekiştirilmektedir. Karar, özellikle toplumsal olaylar, basın açıklamaları ve gösteri yürüyüşleri sonrasında verilen ev hapsi kararlarının gerekçelendirilmesinde sulh ceza hâkimliklerinin çok daha titiz bir hukuki inceleme yapması gerektiğine dair bağlayıcı bir emsal niteliği taşımaktadır. Hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında ölçülülük ve kanunilik ilkelerinin şeklen değil, esastan değerlendirilmesi ve meşru amacın somut olgularla gösterilmesi gerektiği, ceza adaleti sistemine hukuki bir zorunluluk olarak sunulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, pandemi döneminde Kadıköy ilçesinde düzenlenen ve kaymakamlık tarafından salgın gerekçesiyle yasaklanmış olan bir protesto gösterisine katıldığı için güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştır. Olay günü toplanan grubun polisin uyarısına rağmen dağılmaması üzerine müdahale gerçekleşmiş ve başvurucu hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştır. Savcılık, başvurucuyu tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir. Hâkimlik tutuklama talebini reddetmekle birlikte, delillerin henüz tam olarak toplanmadığı gerekçesiyle başvurucu hakkında konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklinde adli kontrol tedbiri uygulamıştır. Başvurucu, kaçma veya delil karartma şüphesi olmaksızın sadece anayasal hakkını kullandığı bir eylem nedeniyle ev hapsine alınmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ve ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini ileri sürerek dava sürecini Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 19. maddesini temel alarak hukuki bir çerçeve çizmiştir. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri, niteliği, uygulanış biçimi ve hareket serbestîsi üzerindeki kısıtlayıcı etkisi bakımından sadece seyahat özgürlüğüne bir müdahale değil, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılmış oldukça ağır bir müdahale olarak nitelendirilmektedir.

Bu zorlayıcı tedbirin hukuka uygun şekilde uygulanabilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109 hükümleri uyarınca, tıpkı tutuklama kararlarında olduğu gibi kanunda öngörülen sıkı yasal şartların varlığı aranmaktadır. Öncelikli kural olarak, kişiye isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması zorunludur. Bununla birlikte, şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması ya da delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık ve mağdurlar üzerinde baskı kurma girişiminde bulunma ihtimalinin olay bazında mevcut olması gerekmektedir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, tüm adli kontrol kararlarında tedbirin ulaşılmak istenen yasal amaç bakımından ölçülü olması temel bir şarttır. Daha hafif bir adli kontrol yükümlülüğünün, örneğin sadece imza verme zorunluluğunun yeterli olacağı durumlarda, doğrudan konutu terk etmeme tedbirine başvurulması ölçülülük ilkesine açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olarak getirilen ev hapsi uygulaması, ancak tutuklama nedenlerinin somutlaştığı durumlarda meşru bir amaca hizmet edebilir. Bu bakımdan, sadece delillerin toplanmamış olması veya eksik soruşturma yürütülmesi şüpheli hakkında özgürlüğü bağlayıcı nitelikte ağır adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasına yasal bir gerekçe oluşturamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında uygulanan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuki geçerliliğini ve dayanaklarını dosya kapsamındaki veriler ışığında detaylı bir biçimde incelemiştir. Başvurucunun eylemine yönelik olarak Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçundan açılan soruşturma kapsamında uygulanan bu tedbirin öncelikle kanuni bir dayanağının olduğu tespit edilmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, kuvvetli suç şüphesinin varlığının yanı sıra, söz konusu kısıtlayıcı tedbirin uygulanmasını zorunlu kılan haklı nedenlerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini titizlikle sorgulamıştır.

Yapılan incelemede, Sulh Ceza Hâkimliğinin kararında başvurucu hakkında tutuklama kararı verilmemesine rağmen konutu terk etmeme tedbirinin neden gerekli görüldüğü açıklanırken, yasal gerekçeler yerine yalnızca "delillerin tam toplanmadığı" yönünde soyut bir ifadeye yer verildiği görülmüştür. Yüksek Mahkeme, bu cümlenin bir tutuklama nedeni veya kişinin hürriyetini bağlayıcı ağırlıktaki bir adli kontrol nedeni olamayacağının kesin bir dille altını çizmiştir. Kararın içeriğinde; şüphelinin yargılamadan kaçması, saklanması veya delilleri karartması gibi ev hapsi tedbirini haklı kılacak yasal tutuklama nedenlerinin hiçbir somut olguyla desteklenmediği ve bu yönde bir değerlendirme yapılmadığı belirlenmiştir.

Tüm bu veriler ışığında, verilen adli kontrol kararının, başvurucunun özgürlüğünü kısıtlamayı gerektirecek meşru bir amaca ve kanuni bir nedene sahip olduğu yargı mercilerince ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamamıştır. Ayrımcılık yasağına ilişkin iddialar ise kanıtlanamadığı için açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin iddialar ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkındaki temel ihlal tespiti sebebiyle ayrıca incelenmemiştir. Mahkeme, ortaya çıkan haksız uygulama nedeniyle doğan zararların giderimi bakımından manevi tazminatın gerekli olduğunu ifade etmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adli kontrol kararında meşru bir amacın ortaya konulamaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: