Karar Bülteni
AİHM R.M. BN. 34994/22
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölüm |
| Başvuru No | 34994/22 |
| Karar Tarihi | 15.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | HUDOC |
- Kişisel alanın üç metrekarenin altında olması ihlaldir.
- Tutulma koşulları kümülatif etkiyle insan haysiyetini zedeleyebilir.
- Cezaevi tuvaletlerinde asgari mahremiyetin sağlanması devletin yükümlülüğüdür.
- Yetersiz fiziki şartlar aşağılayıcı muamele yasağını ihlal eder.
Bu karar, cezaevlerindeki aşırı kalabalık ve yetersiz fiziki şartların, tutuklu ve hükümlülerin insan haysiyetine uygun yaşama hakkı üzerindeki doğrudan etkilerini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kişi başına düşen yaşam alanının üç metrekarenin altına inmesini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen maddesi bağlamında her zaman güçlü bir ihlal karinesi olarak kabul etmektedir. Hücre dışı etkinliklerin yetersizliği ve kapalı alanda geçirilen sürenin uzunluğu ile birleştiğinde, bu durum doğrudan aşağılayıcı muamele yasağının ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca mahkeme, hücre içi tuvalet ve banyo alanlarında asgari mahremiyetin sağlanamamasının, özel hayata saygı hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiğinin altını titizlikle çizmektedir.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu içtihat, idarelerin cezaevi kapasite planlamalarını ve mahkûm tahsis süreçlerini dikkatle yürütmeleri gerektiğine açıkça işaret etmektedir. Sadece hücre yüzölçümü değil, aynı zamanda havalandırma, doğal ışık, hijyen ve temel mahremiyet gibi niteliksel standartların da insan onuruna yaraşır bir tutulma rejimi için mutlak surette zorunlu olduğu teyit edilmektedir. Benzer davalarda bu karar, özellikle tutulma koşullarının kümülatif etkisinin değerlendirilmesinde mahkemelere ve idarelere net bir standart sunmaktadır. İdari ve yargısal merciler, cezaevi koşullarından kaynaklanan ihlal iddialarını incelerken, mahkûmun sadece hücrede kapalı kaldığı süreyi değil, hücre dışı çalışma, spor ve sosyalleşme imkanlarını da bütüncül bir bakış açısıyla ele almak zorundadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu R. M., Fransa Cumhuriyeti'ne karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak cezaevindeki tutulma koşullarından şikayetçi olmuştur. Uyuşmazlığın temelini, başvurucunun 29 Nisan 2016 ile 8 Nisan 2017 tarihleri arasında Strasbourg Tutukevi'nin "yeni gelenler" bölümünde ve kurumun diğer hücrelerinde tutulduğu esnada maruz kaldığı fiziki ve maddi koşullar oluşturmaktadır.
Başvurucu, çok kişilik hücrelerde kendisine düşen kişisel alanın son derece yetersiz olduğunu, aşırı kalabalık nedeniyle insan onuruna yakışmayan hijyen koşullarında yaşamak zorunda bırakıldığını ifade etmiştir. Ayrıca sıhhi alanlarda yeterli mahremiyetin bulunmadığını, haşere sorunu ile baş başa bırakıldığını ve pasif içiciliğe maruz kaldığını iddia etmiştir. Bununla birlikte, Özgürlüklerinden Yoksun Bırakılan Yerler Genel Kontrolörü (CGLPL) isimli denetim kurumu ile yaptığı kapalı zarf usulündeki yazışmaların hapishane yetkililerince hukuka aykırı olarak açıldığını ve okunduğunu öne sürmüştür. Başvurucu, yaşadığı bu ağır mağduriyetler nedeniyle devletin ihlal tespiti yapması ile maddi ve manevi tazminat ödemesi talebiyle yargı yoluna gitmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi, hiç kimsenin işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamayacağını mutlak bir kural olarak düzenlemektedir. Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarında benimsenen temel prensiplere göre, çok kişilik bir hücrede tutuklu veya hükümlü başına düşen kişisel alanın üç metrekarenin altına düşmesi, doğrudan 3. maddesi hükmünün ihlal edildiğine dair son derece güçlü bir karine oluşturmaktadır. Bu karine ancak, alan darlığının çok kısa, ara sıra ve önemsiz olması; tutukluya yeterli hücre dışı hareket özgürlüğünün ve uygun etkinliklerin sağlanması; ve kurumun genel olarak insana yakışır temel koşullar sunması gibi telafi edici faktörlerin bir arada bulunmasıyla çürütülebilir.
Kişisel alanın üç ila dört metrekare arasında olduğu veya dört metrekareyi aştığı durumlarda ise, alan faktörü ihlal değerlendirmesinde önemli bir ağırlık taşımaya devam eder. Bu hallerde yetersiz havalandırma, doğal ışıktan yoksunluk, temel mahremiyetin sağlanamaması gibi diğer fiziki yetersizlikler kümülatif olarak değerlendirilir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi, herkesin özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkını güvence altına almaktadır. Cezaevi koşulları bağlamında, tutukluların asgari mahremiyet ihtiyaçlarının karşılanmaması, özellikle çok kişilik hücrelerdeki tuvalet ve banyo alanlarının yaşam alanından uygun şekilde ayrılmaması, bu madde kapsamında devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, ceza infaz kurumlarında hijyen ve mahremiyetin sağlanmasına yönelik olarak yürürlüğe konan Fransız Ceza İnfaz Kanunu m. R. 321-3 gibi iç hukuk düzenlemeleri de, çok kişilik hücrelerde tutulan kişilerin mahremiyetinin korunması konusunda devlete açık ve yeni yükümlülükler getirmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucu R. M.'nin tutulma koşullarını farklı zaman dilimlerine ve bulunduğu hücrelerin fiziki özelliklerine göre titizlikle ve ayrı ayrı değerlendirmiştir. Öncelikle, başvurucunun 15-18 Mayıs 2016 ve 22-25 Mayıs 2016 tarihleri arasında cezaevinin "yeni gelenler" bölümündeki hücresinde üç metrekarenin altında bir kişisel alana sahip olduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Mahkeme, bu kısa dönemler için bile ihlale dair oluşan güçlü karinenin, hükümet tarafından sunulan hücre dışı faaliyetler veya telafi edici diğer koşullarla çürütülemediğini açıkça belirlemiştir. Başvurucu için sunulan şartların ihlal karinesini ortadan kaldırmak için yetersiz kaldığı değerlendirilmiştir.
Başvurucunun 29 Nisan ile 27 Mayıs 2016 tarihleri arasında, kişisel alanının üç ila dört metrekare arasında veya nadiren dört metrekarenin üzerinde olduğu dönemlerde ise mahkeme, dar alana ek olarak hücredeki kümülatif kötü koşulları dikkate almıştır. Bu çerçevede, 29 Nisan'dan 25 Temmuz 2016'ya kadar olan sürecin tamamında başvurucunun tabi tutulduğu maddi tutulma koşullarının, insan onuruyla bağdaşmayan ve asgari ağırlık eşiğini aşan aşağılayıcı muamele teşkil ettiğine karar verilmiştir.
Buna karşılık, 26 Temmuz 2016 ile 8 Nisan 2017 tarihleri arasındaki dönem için mahkeme, başvurucunun hücre dışında bir işte çalışmaya başlamasıyla hareket özgürlüğünün arttığını ve koşulların nispeten hafiflediğini belirtmiş, bu nedenle bu dönem için kötü muamele yasağı yönünden bir ihlal bulmamıştır. Ancak aynı dönem boyunca hücredeki tuvalet alanında gerekli mahremiyetin sağlanamamış olması ve hücredeki kalabalığın yarattığı sürekli rahatsızlık durumu nedeniyle, başvurucunun özel hayata saygı hakkının devlete ait kurumlarca korunamadığı tespiti yapılmıştır. Başvurucunun resmi makamlarla yaptığı yazışmaların gizliliğinin ihlal edildiğine yönelik iddiası ise, yetersiz delil ve dayanaktan yoksun bulunması sebebiyle iç hukuk yolları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde reddedilmiştir. Son olarak, ihlallerin doğurduğu zararların telafisi amacıyla başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun maruz kaldığı kötü tutulma koşulları ve yetersiz mahremiyet şartları nedeniyle Sözleşme'nin 3. ve 8. maddelerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kısmen kabul etmiştir.