Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sahıtı - Belçika Kararı 24421/20 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sahıtı - Belçika Kararı 24421/20 B.

Bu karar, hukuken idari makamların ve yargı mercilerinin kendi aralarındaki yapısal ve işleyişe dair uyuşmazlıkların veya yetki çekişmelerinin, sıradan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal edecek boyuta ulaşmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kesinlikle kabul edilemez olduğunu ortaya koymaktadır. Mahkeme, idari makamların sürekli olarak yargı kararlarını anlamsız kılacak şekilde arka arkaya aynı hatalı gerekçelerle ret kararı vermesinin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini derinden sarstığını hukuken tescil etmiştir. Devletin idari aygıtının, başvurucuyu on beş yıl gibi olağanüstü ve akıl almaz bir süre boyunca hukuki bir arafta ve statüsüzlük içinde bırakması, devletin bireylerin özel hayatlarına saygı gösterme yönündeki pozitif yükümlülüklerinin açık, ağır ve tartışmasız bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
search
8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 24421/20
Karar Tarihi 09.10.2025
Taraflar Sahıtı - Belçika
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel İdari sürüncemeler özel hayata saygı hakkını ihlal eder.
  • gavel Yabancıların oturum başvuruları makul sürede karara bağlanmalıdır.
  • gavel Devlet, başvuranı uzun süreli belirsizlikte bırakmamakla yükümlüdür.
  • gavel Sürekli iptal ve ret döngüsü hukuki güvenceyi zedeler.

Bu karar, hukuken idari makamların ve yargı mercilerinin kendi aralarındaki yapısal ve işleyişe dair uyuşmazlıkların veya yetki çekişmelerinin, sıradan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal edecek boyuta ulaşmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kesinlikle kabul edilemez olduğunu ortaya koymaktadır. Mahkeme, idari makamların sürekli olarak yargı kararlarını anlamsız kılacak şekilde arka arkaya aynı hatalı gerekçelerle ret kararı vermesinin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini derinden sarstığını hukuken tescil etmiştir. Devletin idari aygıtının, başvurucuyu on beş yıl gibi olağanüstü ve akıl almaz bir süre boyunca hukuki bir arafta ve statüsüzlük içinde bırakması, devletin bireylerin özel hayatlarına saygı gösterme yönündeki pozitif yükümlülüklerinin açık, ağır ve tartışmasız bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Bu karar, göçmen, sığınmacı ve mülteci hukuku alanında çalışan hukukçular ile karar verici konumdaki idari merciler için bağlayıcı bir yol haritası çizmektedir. Sadece Belçika değil, Sözleşme'ye taraf tüm devletler açısından idari başvuru süreçlerinin "usuli bir ping-pong" döngüsüne dönüşmesini engelleyecek yasal ve pratik mekanizmaların kurulması gerektiği vurgulanmıştır. Yabancıların oturum izni başvurularının sürüncemede bırakılmasının ve bireylerin sağlık, güvenlik gibi en temel insani ihtiyaçlarından mahrum edilerek pasif bir bekleyişe mahkum edilmesinin, ağır tazminat ve ihlal yaptırımlarıyla karşılaşacağı gösterilmiştir. Ayrıca karar, devletlerin idari yargı sistemlerindeki tıkanıklıkları bahane ederek insan hakları ihlallerinden kaçınamayacaklarını, idarenin mahkeme kararlarına sadece şeklen değil, esastan ve ruhuna uygun olarak uymak zorunda olduğunu emsal bir ilke olarak hukuk dünyasına kazandırmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ağır psikolojik ve fiziksel sağlık sorunları yaşayan Kosova vatandaşı bir kişi, 2010 yılında tıbbi nedenlerle oturum izni alabilmek umuduyla Belçika makamlarına resmi bir başvuruda bulunmuştur. Ancak Yabancılar Ofisi bu başvuruyu reddetmiştir. Başvurucu pes etmeyerek kararı Yabancılar Uyuşmazlık Konseyi isimli idari mahkemeye taşımış ve ret kararını iptal ettirmeyi başarmıştır. Sorun tam da bu noktada patlak vermiştir. İdare, mahkemenin iptal kararına ve gerekçelerine uymak yerine, dosyayı yeniden inceleyerek benzer gerekçelerle sürekli yeni ret kararları üretmeye devam etmiştir.

Başvurucu ile idare ve mahkeme arasında gidip gelen bu anlamsız hukuki döngü tam on beş yıl boyunca devam etmiştir. Bu inanılmaz süre zarfında başvurucu, oturum izni olmadan, hiçbir sosyal veya tıbbi yardıma erişemeden, her an sınır dışı edilme korkusuyla derin bir belirsizlik içinde yaşamaya mahkum edilmiştir. Dava, bir devletin kendi idari sistemindeki işleyiş bozukluğunu yıllarca çözemeyerek hasta bir bireyi bürokratik bir çarkın içinde ezmesinin ve onu temel haklarından mahrum bırakmasının insan hakları ihlali olup olmadığı noktasında düğümlenmektedir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 kapsamında güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıdır. Bu madde, devletlere sadece bireylerin hayatlarına keyfi olarak müdahale etmeme yönünde negatif bir yükümlülük yüklemez; aynı zamanda bireylerin özel hayatlarını onurlu ve öngörülebilir bir şekilde sürdürebilmeleri için gerekli idari ve hukuki mekanizmaları kurma yönünde çok güçlü pozitif yükümlülükler de yükler.

Kararda ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3 bağlamında işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı iddiaları da hukuki bir süzgeçten geçirilmiştir. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bir yabancının sınır dışı edilme tehlikesi nedeniyle bu madde kapsamında mağdur statüsü taşıyabilmesi için, hakkında uygulanabilir, kesinleşmiş ve yakın bir sınır dışı kararının bulunması ile gönderileceği ülkede gerçek bir ağır zarar riskinin ispatlanması şarttır. Somut olayda böyle aktif bir sınır dışı işlemi olmadığından, uyuşmazlık tamamen idari sürecin uzunluğu ve idari makamların eylemsizliği üzerinden özel hayata saygı hakkı ekseninde çözülmüştür.

Doktrin ve yerleşik AİHM içtihatlarına göre, idari makamlar, yabancıların ülkede kalışlarına ilişkin başvuruları değerlendirirken geniş bir takdir yetkisine sahip olsalar da, bu yetki sınırsız değildir. İdarenin, başvuruları makul bir süre içinde karara bağlama ve bireyleri yıllarca sürecek bir güvencesizlik ile hukuki belirsizlik arafında bırakmama zorunluluğu bulunmaktadır. Yargı kararlarının idare tarafından fiilen etkisiz hale getirilmesi ve idari iptal davalarının ardı arkası kesilmeyen bir kısır döngüye dönüştürülmesi, hukuki belirlilik ve hukukun üstünlüğü prensiplerinin açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvuranın tıbbi nedenlerle yaptığı oturum izni başvurusunun on beş yıl gibi akıl almaz bir süre boyunca nihai bir karara bağlanamamış olmasını detaylı bir biçimde incelemiş ve çok çarpıcı tespitlerde bulunmuştur. Mahkeme, Yabancılar Ofisi'nin verdiği ret kararlarının, Yabancılar Uyuşmazlık Konseyi tarafından defalarca gerekçesizlik, hukuka aykırılık veya eksik inceleme gibi nedenlerle iptal edildiğini açıkça tespit etmiştir. Buna rağmen idare makamlarının, mahkemenin iptal gerekçelerinin özünü dikkate almadan, eksiklikleri gidermeden ve başvuranın güncel sağlık durumu ile ilgili yasal verileri yenilemeden inatla yeniden ret kararları üretmesi, başvuranı sonu gelmez ve yıpratıcı bir hukuki "ping-pong" döngüsünün içine hapsetmiştir.

Mahkeme, bu bitmek bilmeyen süreçte başvuranın içine düştüğü durumun olağanüstü hassasiyetini özellikle vurgulamıştır. Ağır sağlık sorunlarıyla mücadele eden ve intihar riski taşıyan başvuranın, on beş yıl boyunca geçerli bir oturum izni olmadan, çalışma hakkından mahrum, temel sosyal yardım ve sağlık hizmetlerine yasal erişimi engellenmiş bir şekilde yaşamaya zorlanması, onu derin bir psikolojik ve maddi yıkıma sürüklemiştir. Hükümet tarafı her ne kadar Belçika'da iç hukuk yollarının usulüne uygun şekilde işletildiğini ve idari yargının çalıştığını savunsa da, Mahkeme, bu yargısal mekanizmanın başvurana etkin, hızlı ve nihai bir çözüm sunamadığını, aksine mağduriyetini daha da derinleştirdiğini belirlemiştir. İptal davaları kazanılmış olmasına rağmen, idarenin dirençli tutumu nedeniyle bu hukuki başarılar başvuranın hayatında hiçbir pratik fayda sağlamamıştır.

Ayrıca Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 46 kapsamında devletin bireysel tedbirler alma yükümlülüğünü hatırlatarak, Belçika makamlarının başvuranın durumunu daha fazla sürüncemede bırakmadan, hukuka uygun ve nihai bir kararla acilen çözüme kavuşturması gerektiğine işaret etmiştir. Devletin, kendi kurumları arasındaki işleyiş bozukluklarını ve yetki çekişmelerini, zaten kırılgan ve savunmasız durumda olan bir bireyin omuzlarına yüklemesi hiçbir hukuki ve vicdani gerekçeyle meşru görülememiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, idari sürecin makul sürede sonuçlandırılamaması ve başvuranın on beş yıl gibi olağanüstü uzun bir süre boyunca her türlü güvenceden yoksun, ağır bir belirsizlikte bırakılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Oturum izni başvurumun yıllarca sürüncemede bırakılması hak ihlali midir? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, yabancıların oturum izni başvurularının idare tarafından makul bir sürede karara bağlanmaması ve sürecin yıllarca sürüncemede bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde korunan özel hayata saygı hakkının açık bir ihlalidir. Devlet, başvurucuları hiçbir yasal statü tanımadan, sosyal ve tıbbi yardımlardan mahrum bir şekilde uzun yıllar hukuki belirsizlik içinde bekletemez. Mahkeme, 15 yıl gibi akıl almaz bir süre boyunca nihai bir karar verilmeyerek bireylerin arafta bırakılmasını, devletin bireylere karşı taşıdığı pozitif yükümlülüklerin tartışmasız ve ağır bir ihlali olarak tespit etmiştir.
Mahkemeyi kazansam da idare sürekli yeni ret kararı veriyor, bu yasal mı? expand_more
Kesinlikle yasal değildir ve hukuki güvenlik ile belirlilik ilkelerini derinden sarsan bir uygulamadır. İdari makamların, yargı mercileri tarafından verilen iptal kararlarının özünü ve gerekçelerini dikkate almadan arka arkaya benzer yeni ret kararları üretmesi, AİHM tarafından açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. İdare, mahkeme kararlarına sadece şeklen değil, esastan ve ruhuna uygun olarak uymak; hukuki süreci ardı arkası kesilmeyen usuli bir "ping-pong" döngüsüne dönüştürmemekle yükümlüdür. Devletin kendi idari aygıtındaki işleyiş bozuklukları veya kurumlar arası uyuşmazlıklar, sıradan bireylerin mağduriyetine asla yasal bir gerekçe yapılamaz.
Oturumum yok, sınır dışı edilirim korkusu işkence yasağı ihlali sayılır mı? expand_more
AİHM'in yerleşik prensiplerine göre, sadece sınır dışı edilme tehlikesi ve oturum izni olmaması nedeniyle duyulan korku, Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamındaki işkence ve insanlık dışı muamele yasağı çerçevesinde tek başına mağdur statüsü doğurmaz. Bu madde kapsamında ihlal iddia edebilmeniz için hakkınızda alınmış, uygulanabilir ve kesinleşmiş fiili bir sınır dışı kararının bulunması şarttır. Ayrıca, gönderileceğiniz ülkede gerçek bir ağır zarar riskinin ispatlanması gerekmektedir. Somut ve aktif bir sınır dışı işlemi olmadığı sürece, uyuşmazlık tamamen idari eylemsizlik üzerinden değerlendirilir ve bu durum özel hayata saygı hakkı ekseninde bir ihlal kabul edilir.
Ağır hastayım ama oturum iznim yıllardır verilmiyor. Devlet sorumlu mudur? expand_more
Evet, devlet bu tür durumlarda doğrudan sorumludur. Ağır fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarıyla mücadele eden hassas durumdaki kişilerin geçerli bir oturum izni olmadan, sağlık hizmetlerine yasal erişimi engellenmiş bir biçimde yıllarca pasif bir bekleyişe zorlanması bireyi derin bir maddi ve psikolojik yıkıma sürükler. Devletler, kendi idari sistemlerindeki tıkanıklıkları veya yargısal sorunları bahane ederek savunmasız ve hasta bir bireyi bürokratik bir çarkın içinde ezemezler. Bireylerin en temel insani ihtiyaçlarından mahrum edilerek çaresiz bırakılması, devletlerin uluslararası alanda ağır tazminat yaptırımlarıyla karşılaşmasına yol açmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir