Karar Bülteni
AYM Sait Çakır BN. 2020/24929
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2020/24929 |
| Karar Tarihi | 25.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | Kısmen İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kişisel alanın üç metrekarenin altına düşmesi ihlaldir.
- Cezaevlerinde insani barınma koşulları mutlaka sağlanmalıdır.
- Aşırı kalabalıklaşma kötü muamele yasağına aykırılık oluşturur.
- Üç ile dört metrekare alanda genel koşullar incelenir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarındaki kapasite fazlalığı ve aşırı kalabalıklaşma sorunlarının hükümlü ve tutukluların temel anayasal haklarına etkisini somutlaştırması bakımından son derece önemli bir hukuki niteliğe sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin cezaevinde tutulması sırasında sahip olduğu kişisel yaşam alanının asgari standartların altına düşmesini, doğrudan doğruya kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirmiş ve devletin insan onuruna yaraşır barınma koşullarını sağlama yükümlülüğünü bir kez daha kuvvetle vurgulamıştır. Bireyin özgürlüğünden mahrum bırakılması, onun bedensel ve ruhsal bütünlüğünün zedelenmesine yol açacak asgari ağırlık eşiğini aşan eziyet verici koşulları meşru kılmaz.
Benzer mahiyetteki başvurular ve infaz hukuku uygulamaları açısından bu karar, oldukça güçlü bir emsal etkisi barındırmaktadır. Zira Yüksek Mahkeme, kişi başına düşen üç metrekarelik kişisel alanı kritik bir sınır olarak kabul ederek, bu alanın altına inilmesinin güçlü bir hak ihlali karinesi oluşturduğunu içtihat hâline getirmiştir. Bu karinenin çürütülmesi ise ancak alan daralmasının çok kısa süreli olması ve mahpusun cezaevi dışında yeterli dolaşım özgürlüğü ile telafi edilmesi şartlarına bağlanmıştır.
Devlet, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin insan onuruna yaraşır şartlarda yaşamalarını sağlamak zorundadır. Fiziki yetersizlikler, artan mahpus sayısı veya maddi kaynak eksikliği gibi idari ve yapısal gerekçeler, temel hakların kısıtlanması için haklı bir bahane olarak ileri sürülemez. Bu bakımdan karar, infaz sisteminin bütününe yönelik yapısal bir uyarı niteliği de taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Sait Çakır, 11 Ağustos 2017 ile 14 Nisan 2021 tarihleri arasında Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulmuştur. Bu süre zarfında başvurucu, infaz kurumundaki oda kapasitelerinin çok üzerinde mahpusla birlikte kalmaya zorlandığını, sekiz veya on kişilik odalarda yirmi dörtten fazla kişiyle barındırıldığını, yoğunluk nedeniyle temel insani ihtiyaçların karşılanmasında ciddi sorunlar yaşandığını ve ortamın insan onuruyla bağdaşmadığını ileri sürmüştür.
Bu sorunların çözümü için öncelikle infaz hâkimliğine başvuran ancak 1000 kişilik cezaevinde 1702 kişi barındırıldığına dair idare tespitiyle genel kalabalık gerekçe gösterilerek talepleri reddedilen başvurucu, itirazlarının da sonuçsuz kalması üzerine konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Uyuşmazlığın temelini, başvurucunun aşırı kalabalık bir koğuşta tutulmasının kötü muamele yasağını ihlal edip etmediği ve devletin infaz kurumlarındaki fiziki koşulları iyileştirme ödevini yerine getirip getirmediği oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 17. maddesinde maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kural, anayasal sistemin en temel güvencelerinden biri olup mutlak bir yasak niteliğindedir.
Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşması zorunludur. Ceza infaz kurumlarındaki tutulma koşulları değerlendirilirken mahpus başına düşen kişisel yaşam alanı, havalandırma, doğal ışık, hijyen ve sıhhi tesisler gibi pek çok faktör bir arada ele alınır. Yerleşik içtihatlara göre, çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanının 3 metrekarenin altında olması, tek başına tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde güçlü bir karine oluşturur.
Bu karinenin ortadan kalkabilmesi için üç unsurun birlikte bulunması aranır: Alan daralmasının kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra olması; bu azalmaların yeterli koğuş dışı dolaşım ve etkinliklerle desteklenmesi ve infaz kurumunun tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka olumsuz unsurlar barındırmaması gerekir.
Kişisel alanın 3 metrekare ile 4 metrekare arasında olduğu durumlarda ise ihlal tespiti için bu daralmanın cezaevindeki diğer yetersiz koşullarla birleşip birleşmediğine bakılır. Doğal ışığa ve temiz havaya erişim, havalandırma bahçesinin kullanımı, tuvalet ve banyonun mahremiyet içinde kullanılabilmesi ve uyku yerinin bireyselliği gibi etkenler bu aşamada devreye girer. Hükümlü ve tutuklular, özgürlüklerinden mahrum bırakılmanın doğasından kaynaklanan zorunlu elem seviyesini aşan bir eziyete veya sıkıntıya maruz bırakılamazlar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yaklaşık üç yıl sekiz ay boyunca tutulduğu ceza infaz kurumundaki kişisel yaşam alanını ayrıntılı olarak incelemiştir. Kurumdan alınan verilere göre başvurucu; C-12, B-6, C-4 ve A-8 numaralı on altı kişilik odalarda zaman zaman yirmi sekiz kişiye varan kalabalıklarla tutulmuştur. Başvurucu, farklı dönemlerde toplamda 241 gün boyunca kişi başına düşen yaşam alanının 3 metrekarenin altında kaldığı odalarda barındırılmıştır. Bu sürenin 27, 58, 67 ve 76 günlük periyotlar hâlinde aralıksız olarak devam ettiği tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, bu asgari kişisel alan eksikliğinin kısa süreli, küçük çaplı veya ara sıra sayılamayacağını belirterek, Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline yönelik güçlü karinenin devlet yetkililerince çürütülemediği sonucuna varmıştır.
Başvurucunun 3 metrekare ile 4 metrekare arasında kişisel alana sahip olduğu yaklaşık üç yıllık döneme ilişkin yapılan değerlendirmede ise farklı bulgular elde edilmiştir. Bu dönemde başvurucunun odası dışındaki sosyal ve kültürel faaliyetlere katılabildiği, havalandırma bahçesine gün ışığında sınırsız erişiminin bulunduğu göz önüne alınmıştır. Ayrıca odaların sıhhi alanlarının yaşam alanından ayrı bir kapı ile ayrıldığı, sürekli sıcak ve soğuk su imkânının sağlandığı, aydınlatma ve temizlik gibi genel standartların yeterli olduğu saptanmıştır. Başvurucunun nöbetleşe uyumak zorunda kaldığı iddiaları ise koğuşa ilave edilen ranzalarla her mahkûma bireysel bir yatak tahsis edildiği gerekçesiyle yerinde görülmemiştir. Dolayısıyla 3 ile 4 metrekarelik kişisel alana sahip olunan dönemde tutulma koşullarının asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı belirlenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun 3 metrekareden daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden kötü muamele yasağının ihlal edildiğine, 3 ile 4 metrekare arasında kişisel alana sahip olduğu dönem yönünden ise ihlal olmadığına, başvurucuya manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.