Anasayfa Karar Bülteni AYM | Uğur Yurt | BN. 2023/15085

Karar Bülteni

AYM Uğur Yurt BN. 2023/15085

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/15085
Karar Tarihi 25.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gözaltı süresi hapis cezasından eksiksiz mahsup edilmelidir.
  • Mahsup şartları oluşmuşsa mahkemelerin takdir yetkisi yoktur.
  • Ceza infaz süresi mahkûmiyet kararına uygun olmalıdır.
  • Eksik mahsup kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal eder.

Bu karar, bir ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet alan kişilerin, hükmün kesinleşmesinden önce özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları tüm sürelerin infaz edilecek asıl cezadan eksiksiz biçimde indirilmesi gerektiği kuralını güçlü bir anayasal güvenceye bağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişinin gözaltında, nezarethanede veya kolluk birimleri arasındaki nakil süreçlerinde geçirdiği fiilî günlerin bürokratik hatalara veya kayıt eksikliklerine kurban edilerek mahsup işlemi dışında bırakılamayacağını kesin bir dille ortaya koymuştur. Bireyin özgürlüğünün kısıtlandığı her anın ceza süresinden düşülmesi kesin bir yasal zorunluluktur ve bu hususta idari veya yargısal makamlara herhangi bir takdir yetkisi tanınmamıştır. İlgili sürelerin eksik hesaplanması, kişinin hukuka aykırı olarak hapiste veya denetim altında tutulması anlamına gelmektedir.

Emsal etkisi bakımından bu içtihat, ceza infaz kurumları savcılıkları ve infaz hâkimlikleri tarafından hazırlanan müddetnamelerin ne denli titizlikle incelenmesi gerektiğini gözler önüne sermektedir. Uygulamada sıkça karşılaşılan; farklı şehirler, jandarma komutanlıkları veya emniyet birimleri arasında sevk ve teslim süreçlerinde geçen günlerin gözaltı süresinden sayılmaması gibi hataların önüne geçilmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. İnfaz hâkimlikleri, itirazlar üzerine hükümlünün fiilen nerede ve ne şartlarda tutulduğunu salt bir yazı cevabıyla değil, geniş çaplı detaylı bir şekilde araştırmalıdır. Bu yönüyle karar, mahsup taleplerinin değerlendirilmesinde devletin kayıtlarının ve sevk tutanaklarının bir bütün olarak her zaman hükümlü lehine, hürriyet odaklı ve titizlikle incelenmesini zorunlu kılan etkili bir emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Uğur Yurt, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılanmış ve etkin pişmanlık hükümlerinden de faydalandırılarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu ceza kararı onaylanarak kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiştir. Cezaevi savcılığı tarafından hazırlanan belgede (müddetname), başvurucunun geçmişte gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği bazı sürelerin yatacağı cezadan düşülmesine karar verilmiştir. Ancak başvurucu, fiilen nezarethanede ve gözaltında geçirdiği tüm günlerin hesaba katılmadığını ve eksik hesaplama yapıldığını belirterek mahkemeye itiraz etmiştir. İnfaz hâkimliği konuyu incelemiş, aradaki nakil ve nezarethane bekleme süreçlerini gözaltı süresinden saymayarak talebi kısmen reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, devlete ait kurumlarda zorla tutulduğu günlerin cezasından düşülmemesi yüzünden fazladan denetimli serbestlik ve hapis süresine tabi tutulduğunu, bunun da özgürlük hakkını elinden aldığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı çözümlerken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını temel referans noktası almıştır. Anılan maddeye göre hiç kimse kanunun açıkça öngördüğü usul ve esaslar dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Mahkemeler tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması aşamasında, kişinin ceza infaz kurumunda tutulacağı sürenin yargı kararına ve ilgili mevzuat hükümlerine tam bir uygunluk içinde olması anayasal bir zorunluluktur.

Uyuşmazlığın yasal temelini oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 63 hükmü ceza hukukunda "mahsup" kurumunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre; hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişinin hürriyetini kısıtlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin, mahkemece hükmolunan hapis cezasından mutlaka indirilmesi gerekmektedir. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bu yasal kural yargı organlarına mahsup işlemi yapıp yapmama hususunda herhangi bir takdir yetkisi veya esneklik alanı tanımamaktadır. Yargı makamlarının asli görevi, kişinin hürriyetinin kısıtlandığı tüm süreleri ve şartların oluşup oluşmadığını tespit etmek, şartlar mevcutsa süreyi ceza miktarından zorunlu olarak düşmektir.

Hürriyeti kısıtlayan hâller; gözaltı, tutukluluk veya yakalama işleminin fiilen başladığı andan itibaren kolluk birimlerinde, nezarethanelerde ve sevk araçlarında geçirilen tüm süreleri kapsamaktadır. Mahsup işlemi, bir hükümlünün hak ederek tahliye tarihini, koşullu salıverilme zamanını ve denetimli serbestliğe ayrılma süresini doğrudan doğruya ve derinden etkilemektedir. Bu bağlamda, hürriyetin kısıtlandığı hiçbir an kanunların öngördüğü infaz süresine keyfî olarak eklenemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iddialarını, sunulan belgeleri ve derece mahkemelerinin kararlarını detaylıca inceleyerek ciddi bir mahsup (cezadan düşme) eksikliği yaşandığını tespit etmiştir. İnfaz Hâkimliği, başvurucunun gözaltı süresini hesaplarken sadece 22-24 Kasım ile 28-30 Kasım tarihleri arasındaki dönemleri dikkate almış, ancak 24 Kasım ile 28 Kasım tarihleri arasında geçen kritik dört günlük süreyi "gözaltında kalınmadığı" gerekçesiyle hesaba katmamış ve mahsup talebini reddetmiştir.

Oysa ki başvuru dosyasına yansıyan, Adalet Bakanlığı görüşünde de yer alan ve Anayasa Mahkemesi tarafından kurumlar arası yazışmalarla doğruluğu teyit edilen resmî belgelere bakıldığında maddi gerçeğin çok farklı olduğu ortaya çıkmaktadır. Söz konusu belgelere göre başvurucu; 24 Kasım 2017 tarihinde Şırnak Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı nezarethanesine konulmuş ve 28 Kasım 2017 günü Şırnak Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne teslim edilmek üzere bu nezarethaneden çıkarılmıştır. Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıktır ki, derece mahkemesince mahsup dışı bırakılan bu ara dönemde başvurucu fiilen devletin kolluk güçlerinin gözetimi altında tutulmuş ve özgürlüğü kısıtlanmıştır.

Hukuk sistemimizde mahsubun mecburiliği ilkesi geçerlidir. İdari eksiklikler, yazışma hataları veya kurumsal bürokrasi sebebiyle kişinin ceza infaz kurumunda yasaların emrettiği süreden daha fazla kalmasına yol açacak şekilde eksik mahsup yapılması meşru ve hukuki kabul edilemez. Başvurucunun yasalarda belirlenen kanuni süreden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun bırakılması, Anayasa ile korunan hürriyet güvencelerinin ihlali niteliğindedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, gözaltında geçirilen sürelerin hükmedilen cezadan mahsup edilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: