Karar Bülteni
AYM Ahmet Çağatay Tınmaz BN. 2019/25763
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/25763 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | Kısmen İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kişisel alanın üç metrekareden az olması karinedir.
- Açık hava ve hijyen tutulma koşullarını etkiler.
- Mahpusa kişisel uyku alanı mutlaka sağlanmalıdır.
- Yerde yatırılmak tek başına kötü muamele sayılmayabilir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma sorununun Anayasa ile güvence altına alınan kötü muamele yasağı yönünden incelenmesinde uygulanacak asgari kişisel alan standartlarını netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, mahpuslara sağlanan kişisel yaşam alanının üç metrekarenin altına düştüğü durumları doğrudan bir ihlal karinesi olarak kabul ederken, üç ila dört metrekare arasındaki durumlarda cezaevinin sunduğu diğer imkanların ihlal tespitinde belirleyici olduğunu açıkça ortaya koymuştur. İdarenin cezaevi kapasite aşımından kaynaklı yönetimsel zorlukları, mahpusun insan onuruna yaraşır asgari yaşam standartlarının altına düşürülmesini haklı gösteren bir argüman olmaktan çıkarılmıştır.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, kalabalıklaşan cezaevleri nedeniyle mahpusların infaz hakimliklerine ve Anayasa Mahkemesine yapacakları başvurularda devletin pozitif yükümlülüklerini nasıl yerine getirmesi gerektiğini göstermesi açısından kritiktir. Özellikle yer yatağında yatırılma iddiasının, mahpusun kendine ait yatak ve nevresimi bulunduğu sürece ve diğer fiziksel, sıhhi koşullar elverişli olduğunda tek başına kötü muamele yasağının ihlali sayılamayacağına yönelik tespit, uygulamadaki idari denetimler ve itiraz mekanizmalarında doğrudan referans alınacaktır. Bu yönüyle karar, hem idarenin hem de mahpusların hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını kesin hatlarla çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Somut uyuşmazlık, bir ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun, kapasitesinin çok üzerinde kişinin barındırıldığı bir koğuşta tutulması ve uzun süre yerde yatmak zorunda bırakılması iddialarından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, on dört kişilik bir odada kapasitenin çok üzerinde kişiyle kalmaya zorlandığını, ranzada yer olmadığı için aylarca yerde yattığını ve geçirdiği ameliyat nedeniyle yerde yatmasının sağlık durumunu tehlikeye attığını, bu durumun psikolojisini de bozduğunu belirterek cezaevi idaresine ve infaz hakimliğine başvurmuştur. Söz konusu taleplerinin ülkenin olağanüstü şartları ve cezaevi yoğunluğu gerekçe gösterilerek reddedilmesi ve itiraz sürecinin de aleyhine sonuçlanması üzerine başvurucu, asgari yaşam ve hijyen standartlarının sağlanamaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradığı manevi zararların tazmin edilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 hükmünde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile kötü muamele yasağına dayanmıştır. Bu yasak mutlak bir nitelik taşımakta olup, savaş veya olağanüstü hallerde dahi askıya alınamaz. Bu ilke çerçevesinde mahpusların, özgürlüklerinden mahrum bırakılmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla bir sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamaları anayasal bir güvencedir.
Mahkeme, yerleşik içtihatları çerçevesinde mahpusların tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanının asgari üç metrekare olması prensibini benimsemiştir. Yüzey alanı hesaplanırken banyo, tuvalet ve havalandırma bahçesi gibi ortak kullanım ve sıhhi alanlar hariç tutulmakta, mobilyaların kapladığı alan ise hesaplamaya dahil edilmektedir. Kişi başına düşen alanın üç metrekarenin altına düştüğü hallerde kötü muamele yasağının ihlal edildiğine dair doğrudan güçlü bir karine oluşur. Bu karine ancak; alan azalmasının kısa süreli ve ara sıra olması, koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ile etkinliklerin sağlanması ve ceza infaz kurumunun genel şartlarının uygun nitelikte bulunması gibi kümülatif unsurların bir arada bulunmasıyla idare tarafından çürütülebilir.
Kişisel alanın üç ila dört metrekare arasında olduğu durumlarda ise salt alan faktörü ihlal tespiti için yeterli görülmemekte; temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, havalandırma, doğal ışığa erişim, sıcak ve soğuk su temini ve kişisel bir uyku alanının bulunup bulunmadığı gibi diğer tutulma koşulları bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Her halükarda, mahpusun bir yatağı başkalarıyla paylaşmak veya vardiyalı uyumak zorunda bırakılması insan onuruna aykırı kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun tutulduğu farklı koğuşlardaki kişisel yaşam alanlarını resmi günlük sayım tutanakları üzerinden hesaplayarak iki ayrı başlık altında titiz bir inceleme yapmıştır. İlk olarak, başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulduğu sürenin yüz kırk günlük bölümünde, aralıksız olarak yüz on bir gün boyunca üç metrekarenin altında bir kişisel alana sahip olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, üç metrekarenin altındaki bu yüz kırk günlük tutulma süresinin kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra yaşanan bir azalma olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Bu nedenle söz konusu süre zarfındaki alan azalmasının, Anayasa'nın güvence altına aldığı kötü muamele yasağını ihlal ettiğine dair oluşan güçlü karineyi çürütecek idari unsurlardan yoksun olduğu ve asgari ağırlık eşiğine fazlasıyla ulaştığı saptanmıştır.
Diğer taraftan, başvurucunun üç ila dört metrekare arasında kişisel yaşama sahip olduğu yaklaşık on yedi aylık dönem yönünden ceza infaz kurumunun sunduğu diğer fiziksel imkanlar incelenmiştir. Mahkeme, bu dönemde başvurucunun gün ışığından ve havalandırma bahçesinden gün boyunca sınırsız yararlanabildiğini, kişi başı günlük tahsis edilen sıcak ve soğuk suya erişimi ile tuvalet ve banyo imkanlarının nicelik ve nitelik olarak yeterli olduğunu belirlemiştir. Ayrıca başvurucunun aylarca yerde yatmak zorunda kaldığı yönündeki şikayetleri incelenirken; mahpusun kendine ait kişisel bir yer yatağının, nevresiminin ve battaniyesinin bulunduğu, yatağını başkasıyla paylaşmak zorunda kalmadığı, ayrıca yerde yatmasının geçirdiği ameliyat sebebiyle tıbbi açıdan sakıncalı olduğunu gösteren herhangi bir sağlık raporu veya belgenin de dosyaya ibraz edilmediği göz önünde bulundurulmuştur. Dolayısıyla, üç ila dört metrekare alan sağlanan bu dönem açısından cezaevindeki genel tutulma koşullarının başvurucu üzerinde ağır bir bedensel veya ruhsal yüke neden olmadığı saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun üç metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğu dönem yönünden kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ve yüz bin Türk Lirası manevi tazminat ödenmesine, üç metrekareden fazla kişisel alan sağlanan dönem yönünden ise anayasal hak ihlali bulunmadığına karar vererek başvuruyu kısmen kabul etmiştir.