Anasayfa Karar Bülteni AİHM | BAYRAMOV | BN. 45735/21

Karar Bülteni

AİHM BAYRAMOV BN. 45735/21

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM / Üçüncü Bölüm
Başvuru No 45735/21
Karar Tarihi 06.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Kişinin itibarının korunması özel hayata saygı kapsamındadır.
  • Görüntülerin izinsiz yayılması özel hayata müdahale oluşturur.
  • İdare, eylemlerinin yol açtığı ihlalleri gerekçelendirmekle yükümlüdür.
  • Mahkemeler, iddiaları yeterli ve makul gerekçelerle incelemelidir.

Bu karar, hukuken kamu gücünü kullanan kolluk kuvvetleri tarafından kişilerin rızası dışında kayıt altına alınması ve bu kayıtların medyaya sızdırılması eylemlerine karşı devletin pozitif yükümlülüklerini nasıl yerine getirmesi gerektiğini kapsamlı biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kişinin mesleki itibarını zedeleyecek nitelikteki görüntülerin izinsiz şekilde yayınlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin sekizinci maddesi kapsamında korunan özel hayata saygı hakkına doğrudan ve ciddi bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır. İdarenin hakkındaki iddiaları yalnızca basit inkârlarla geçiştirmesinin ve yerel mahkemelerin de bu soyut inkârları yeterli inceleme ve makul bir gerekçe olmaksızın kabul etmesinin, adil ve etkili bir yargısal denetim mekanizması sunmadığı kararda açıkça ifade edilmektedir. Devletin, bireylerin itibarını koruma konusundaki pozitif yükümlülüğü çerçevesinde yargısal mercilerin daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiği belirtilmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle polis gibi kamu gücü kullanan birimlerin gerçekleştirdiği hukuka aykırı kayıt ve ifşa işlemlerinde, mağdurların açtığı tazminat davalarının yerel mahkemelerce ne derece titizlikle ele alınması gerektiğine dair çok önemli bir uluslararası standart belirlemektedir. Mahkemelerin, sadece idarenin sunduğu soyut ve desteksiz savunmalara dayanarak davanın reddine karar veremeyeceği, vatandaşların iddialarının derinlemesine araştırılarak her bir itirazın tatmin edici bir gerekçe ile karşılanması gerektiği ilkesi yerleşik hale getirilmektedir. Uygulamadaki önemi ise, mesleki itibarı zedelenen kişilerin idareye karşı açacakları tazminat davalarında yerel mahkemelere daha katı bir delil inceleme ve ayrıntılı gerekçelendirme yükümlülüğü getirmesinden kaynaklanmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Avukat olarak görev yapan başvurucu, bir aile toplantısı dönüşünde aracını güvenli şekilde kullanması için profesyonel bir şoför tutmuştur. Şoför aracı park edip ayrıldıktan sonra başvurucu aracına dönerken trafik polisleri tarafından durdurulmuştur. Polis memurları, başvurucunun alkollü araç kullandığını iddia ederek onu alıkoymuş ve zorla alkol muayenesine götürmüştür. Bu süreç esnasında polis memurları başvurucunun görüntülerini kayda almış ve medyada "tanınmış avukat alkollü yakalandı" gibi sansasyonel başlıklarla yayınlatmıştır. Başvurucu hakkında açılan idari para cezası davası, delil yetersizliği ve tutanaklardaki eksiklikler nedeniyle nihayetinde düşürülmüştür. Bunun üzerine başvurucu, haksız yere alıkonulduğu, rızası dışında görüntülerinin çekildiği ve medyayla paylaşılarak mesleki itibarının ciddi biçimde zedelendiği gerekçesiyle polis teşkilatına karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkemelerin, görüntülerin polis tarafından sızdırıldığına dair yeterli delil olmadığı gerekçesiyle bu talebi yetersiz gerekçelerle reddetmesi üzerine uyuşmazlık AİHM önüne taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 kapsamında güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını temele almıştır. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, kişinin itibarının korunması hakkı, doğrudan bu maddenin sağladığı geniş güvenceler kapsamındadır. İtibarın zedelenmesi iddiasının bu madde altında incelenebilmesi için, saldırının veya müdahalenin kişinin özel hayatına saygı hakkından tam anlamıyla yararlanmasını engelleyecek belirli bir ciddiyet ve ağırlık eşiğine ulaşması gerekmektedir. Bu zorunluluk, yalnızca genel sosyal itibarın korunmasını değil, aynı zamanda özellikle mesleki itibarın korunmasını da kapsamaktadır.

Kamuoyunda tanınan bir avukatın alkollü araç kullandığı izlenimini veren görüntülerin yayınlanmasının, mesleki itibarını ve özel hayatını doğrudan ve ağır şekilde etkileyecek boyutta olduğu kabul edilmektedir. İdarenin işlem ve eylemlerine karşı açılan davalarda, yerel mahkemelerin menfaatleri dengelerken kendi içtihatlarına uygun hareket etmeleri ve verdikleri kararları mutlaka ilgili ve yeterli gerekçelere dayandırmaları devlete düşen en temel pozitif yükümlülüklerdendir.

Yerel hukuka bakıldığında, olay tarihinde yürürlükte olan İdari Suçlar Kanunu m. 51.2 uyarınca, idari işlemler sırasında alınan fotoğraf, video veya ses kayıtlarının ilgili kişinin açık rızası olmadan kitle iletişim araçlarında yayınlanması kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Benzer şekilde Medeni Kanun m. 23, kişilerin onur, haysiyet ve mesleki itibarını zedeleyen veya özel hayata ilişkin sırları ifşa eden bilgilerin tekzibini isteme hakkını güvence altına almaktadır. AİHM, hak ihlali iddialarını incelerken devletin yargı organları aracılığıyla bu iddiaları ne derece dikkatli, özenli ve makul gerekçelerle ele aldığını incelemektedir. İdarenin sadece suçlamaları reddeden tek taraflı beyanlarına dayanılması ve iddiaların tatmin edici şekilde karşılanmaması hukuka aykırıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun mesleki itibarının, polis kontrolü sırasında rızası dışında çekilen videoların çeşitli televizyon kanalları ve YouTube gibi geniş kitlelere ulaşan dijital platformlarda yayınlanmasıyla ciddi şekilde zedelendiğini tespit etmiştir. İlgili yayınların doğrudan başvurucuyu hedef aldığı ve avukatlık mesleğini icra etmesi nedeniyle mesleki unvanının özellikle vurgulandığı açıkça ortadadır. Başvurucunun, polislerin kendisini kayda aldığını ve bu görüntüleri kasıtlı olarak yaydığını belirterek açtığı tazminat davasında yerel mahkemelerin izlediği tutum, AİHM'in incelemesinin ana odak noktasını oluşturmuştur.

Yerel mahkemeler, polis teşkilatının görüntüleri medyaya dağıttığına dair kesin ve somut bir kanıt bulunmadığını ileri sürerek başvurucunun taleplerini büyük ölçüde reddetmiştir. Ancak AİHM, yerel mahkemelerin bu kararı verirken sadece polis teşkilatının suçu inkar eden soyut bir mektubuna dayandığını ve başvurucunun ileri sürdüğü somut argümanlara yönelik hiçbir şekilde yeterli ve makul bir gerekçe sunmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, dosyada yer alan ve bir televizyon kanalından gelen, görüntülerin yayınlanıp sonradan izleyicilerden gelen tepkiler üzerine kaldırıldığını belirten mektubun, görüntülerin polis tarafından sızdırılıp sızdırılmadığı sorusunun çözümüne nasıl bir katkı sağladığı da yerel mahkeme kararlarında hiçbir şekilde açıklanmamıştır.

Mahkeme, yetkili ulusal makamların, idarenin eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetlerken derinlemesine ve özenli bir inceleme yapmaktan sistematik olarak kaçındığını ve yalnızca klişe gerekçelerle başvurucunun haklı iddialarını bertaraf ettiğini saptamıştır. Başvurucunun rızası dışında tıbbi muayene sırasında kayıt altına alınması ve bu kayıtların yayınlanması şeklindeki hukuka aykırı eylemlere karşı etkili bir yargısal koruma kalkanı sağlanmamıştır. Bu durum, devletin Sözleşme bağlamında özel hayata saygı hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerini açıkça ihlal ettiği anlamına gelmektedir. Sonuç itibarıyla, yargılama sürecindeki bu derin eksiklikler ve idarenin korumacı bir yaklaşımla aklanması, başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesinde yerel yolların son derece yetersiz kaldığını göstermiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yerel mahkemelerin başvurucunun iddialarını yeterli gerekçe olmaksızın reddederek devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: